31 Mayıs 2013 Cuma

Ellerde ve Ayaklarda Aşırı Terlemenin Nedenleri

Ellerde ve Ayaklarda Aşırı Terlemenin Nedenleri Nelerdir?

Vücudumuz ısısını sürekli aynı sıcaklıkta tutmaktadır. Bunu yaparken terbezlerine büyük görevler düşmektedir. Hem vücuttaki ısıyı düşürmek hem de vücudumuzda bulunana fazla suyu dışarı atmak için terleriz. Terleme, sinir sisteminin verdiği komutlarla başlatılan ve ter bezleri tarafından yerine getirilen, bizim irademiz dışında gelişen vücut açısından hayati önem teşkil eden bir faaliyettir. Bizim isteğimiz dışında gerçekleştiği için refleks bir davranıştır. Oldukça önemli bir olay olan terleme her bölgede aynı şiddette olmaz, kimi yerde aşırı yapılır ve kimi yerde az olursa bu kişiyi rahatsız edici durumlara yol açar. Bazı kimselerin bu sebeple ellerinin avuç içleri çok terler. Böyle olunca da yazın tokalaşmak, sevdiği insanla el ele tutuşmak, avucunda bir nesne tutmak gibi faaliyetler sorun olmaya başlar. Avucumuza alarak yemeye başladığımız bir avuç çekirdek bir bakmışız su içinde kalmıştır. Artık onu yiyemeyiz bile. Yine bazı insanların da ayakları çok terler. Yazın ayağın terleme yapması, ayağın kokmasına ve daha kötüsü ayakta mantar gibi hastalıklara sebep olabilir. Bu şekilde yalnızca terlemenin bir zararı yoktur. Sadece kişiyi rahatsız eder ve sosyal uyumunu bozabilir.

Bebek Sallanır Mı?

BEBEK UYUTMAK İÇİN SALLANIR MI?

Bebeği uyutmak için sallamak bebek açısından son derece zararlı bir davranıştır. Toplumumuzda bir çok anne bilinçsiz bir şekilde bebekleri uyutmak için sallarlar. Hatta sallamaya tepki alamadıkları zaman daha hızlı sallayarak bebeği uyutmaya çalışırlar. Bu bebeklere zarar veren bir davranıştır ve tıpta bundan etkilenen bebekler hasta kabul edilir. Bu hastalığa da "Sarsılmış Bebek Sendromu" denir. Bebeklerin kafaları vücutlarına oranla büyük olur ve boyun kasları da zayıftır. Bu şekilde bebeği sallamak vücuttan çok bebeğin başının sallanmasına neden olur. Bu da beyin kanamasına, beyin damarlarında ve sinirlerde yırtıklara, göz içlerinde kanamaya ve daha kötüsü ölüme bile neden olabilir. Sarsılmış Bebek Sendromu'na yakalanan hastaların ortalama %30'unun durumu ölümle sonuçlanmaktadır. Bunun dışında kalan bölümün de yaklaşık yarısında zeka geriliği, görme bozukluğu, nöbet geçirme, felçlik gibi çok önemli hastalıklar hasta da hayatının sonuna kadar kalabilmektedir. Sadece yaklaşık 3'te 1'lik kesim bu sendromu hafif olarak atlatabilmektedir.

Bebeklerin beyinlerinin henüz küçük, daha yumuşak ve beynin sarsıntı esnasında kafatası içerisinde daha fazla hareket edebildiğini unutmayalım. Bu şekilde sallayarak bebeğin beynini sarsmak bilmeden bebeğinizin hayatına mal olabilir.

Şizofreni Nasıl Bir Hastalıktır?

ŞİZOFRENİ NASIL BİR HASTALIK?

Şizofreni toplumda çok sık rastlanılan psikolojik bir rahatsızlıktır. Toplumun %1'i ni doğrudan ve %5'ini dolaylı olarak etkileyen bu hastalık ciddi bir sorundur. Doğrudan etkilenen hastanın kendisi ve dolaylı olarak etkilenen ise hastanın ailesi ve diğer yakınlarıdır. Şizofreni hastalığına yakalanan bir kişi gerçekte olmayan sesler duyar, gerçek olmayan görüntüler, kişiler görür. İşitsel ve görsel bu halusinasyonlarla hastalık kendisini belli eder. Bunların yanısıra hezeyan dediğimiz kişi de anormal düşüncelerin ortaya çıkmasıdır. Bu hastalığın ileri safhalarında hastalar kendi düşsel alemlerinde yaşamaya başlar, hayaller görüp sesler duyarlar. İçine kapanmaya başlayan, sosyal çevresinden ve arkadaşlarından kopan, kimseyle konuşmayan kişilerde şizofreni belirtileri görülüyor olabilir. Bu tür davranışları olmaya başlayan ve olan kişilerin mutlaka doktora götürülmesi gerekmektedir. İçine kapanıklığın zamanla geçeceğini düşünerek bir çok kişi yakınlarını doktora götürmezler fakat bu çok büyük ve geri dönülemez sonuçları olabilecek bir ihmaldir. Şizofreni hastaları gerçeği ve hayali ayırt etmekte zorlanır, olmayan şeyleri görürler.

Şizofreni, her yaş grubunda görülmekle birlikte daha çok ergenlik dönemindeki gençlerde görülen bir hastalıktır. Şizofreniye genetik açıdan yatkın insanlarda görülme sıklığı daha fazladır. Annede, baba da ya da akrabalarda bu hastalığa ait bir genin bulunması hastalığa yakalanma riskini arttırır.

Şizofreni hastaları geçmişte bazı toplumlarda çok büyük işkencelere maruz kalmış, içlerine şeytan girildiği ve benzeri düşüncelerle yakılarak, asılarak ve daha vahşi şekillerde öldürülmüşlerdir. Oysa şizofreni beyin hastalığıdır ve şizofreni hastalarına diğer hastalıklarda olduğu gibi ve hatta daha fazla şefkatle, ilgiyle yaklaşılmalıdır.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Çocuklarda Kalpte Üfürüm

ÇOCUKLARDA KALPTE ÜFÜRÜM NEDİR?

Kalpte üfürüm dolaşımdaki kanın kalbin içindeki hareketinin düzensiz oluşudur. Bunun meydana geliş sebebi kan dolaşımındaki herhangi bir engeldir. Kalpte delik olması, damar tıkanıklığı, kalp kapaklarından birinde darlık olması gibi durumlar kanın akışında düzensizlik yapacağından üfürüme neden olur. Çocuklarda üfürüm duyulması her zaman ciddi nedenlerden kaynaklı olmayabilir. Masum üfürüm dediğimiz üfürüm çeşidi, çocuklarda görülen ateşli hastalıklar sırasında ya da ortada hiçbir sebep görülmezken ortaya çıkabilmektedir. Düşük şiddette olur. 2 yaşından 8 yaşına kadar olan çocuklarda görülen üfürümlerin en az yarısı masum üfürümlerdir. Doktorların işitsel dinleme cihazı olan steteskopla alınan üfürümlerin masum olup olmadığı her zaman anlaşılamayabilir. Bu tür durumda çocuk hastalıkları uzmanı, çocuk kardiyoloji uzmanı tarafından daha gelişmiş cihazlarla değerlendirme isteyebilir.

İlgili aramalar: çocuklarda kalpte üfürüm nedir? kalpteki üfürüm neden olur?

Turner Sendromu Neden Olur?

Turner Sendromu Neden Olur?

Turner sendromu kadınlarda görülen bir rahatsızlıktır. Bu sendroma yaklaşık olarak 2000 kadından birinde rastlamaktayız. Tüm kromozomal hastalıklarda olduğu gibi Turner Sendromuna da ileri yaşta gebe kalan kadınlarda daha sık rastlanılmaktadır. Bu hastalığa neyin neden olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, ileri anne yaşının bir faktör olduğu bilinmektedir. Genetik hastalıklarda genellikle bir aile bireyinde bir hastalık varsa, o hastalığın ailenin gelecek diğer bireylerinde görülme riski bulunmaktadır. Fakat turner sendromu genetik bir hastalık olmasına karşılık tamamen rastlantısal bir durumdur. Bir ailenin bebeklerinden bir tanesinde turner sendromu olması diğerlerinde de olacağı ya da olma ihtimalinin fazla olacağı anlamına gelmez. Hastalığa neden olan şeyin rastlantısal bir dizilim bozukluğu olduğu düşünülür. Hastanın çevreden ya da başka etkenlerden ötürü bu hastalığı taşıdığı düşünülmez.

Turner Sendromu Nedir?

TURNER SENDROMU

Turner sendromu kadınlarda görülen genetik bir hastalıktır. Kadın cinsinde 46 kromozom vardır. Bu kromozomların 2 tanesi seks kromozomlarıdır. Bu seks kromozomları XX kromozomlarıdır. Turner sendromunda kadınlarda olması gereken bu XX kromozomları yerine sadece 1 adet X kromozomu vardır. Kromozom yapısının meydana getirdiği bir bozukluk olduğundan genetik hastalıklar sınıfına girmektedir. Seks kromozomlarına bağlı bir eksiklik söz konusu ise tüm hücrelerde bir X kromozomu eksik olacaktır. Fakat bazı durumlarda hücre bölünmesi esnasında da bir kromozom eksik gidebilir. Eksik giden hücreler çoğalırken de bir X kromozomu yeni oluşan hücrelerde eksik olacaktır. Böyle bir çoğalma sonucu vücuttaki bir kısım hücrelerde 2X kromozomu varken bir kısmında ise 1X kromozomu olacaktır. Bu ortaya çıkan ikili tabloya mozaik formu diyoruz. Mozaik formlarda hastalığın şiddeti X kromozomunun 1 tanesi eksik olan hücrelerin sayısının fazlalığına göre artacaktır.

İlgili aramalar: turner sendromu nedir? turner sendromu neden olur?

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Tükenmişlik Sendromu Neden Olur?

Tükenmişlik Sendromu Neden Olur?

Tükenmişlik Sendromu diğer adıyla Burnout Sendromu genel olarak çalışan insanlarda görülen bir rahatsızlıktır. Genelde ortaya çıkma nedeni kişinin iş yerinden beklediği ya da iş yeriyle alakalı kendinden beklediği beklentilerini karşılayamamasıdır. Bilhassa hizmet sektöründe görülen tükenmişlik sendromu, kişinin; amirleri tarafından takdir edilmemesi, monoton bir çalışma hayatı sürmesi, kendini işine verememesi, işini sevmeyerek ya da zorunda olduğu için yapması, kapasitesinin altında işlerde çalıştırılması, işinin maddi anlamda karşılığını alamaması, kendisine karşı iş yerinde olumsuz davranışlar sergilenmesi, özel hayatında işini etkileyecek büyük olumsuz gelişmeler olması, yakalanılan bazı hastalıklar gibi çok farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Tükenmişlik sendromu çalışma hayatında tanımlanmış diğer bazı psikolojik rahatsızlıklarla ve depresyon gibi rahatsızlıklarla çok kolay karıştırılabilir. Bu nedenle bir uzmana görünerek sorunun tam olarak ne olduğunun iyi anlaşılması gerekir. Zira yukarı da bahsettiğimiz nedenler bazı hastalıkların ortak belirtileri olarak da görülebilir.

İlgili aramalar: tükenmişlik sendromu neden olur? tükenmişlik sendromunun nedenleri nelerdir?

Kanser İlaçları (Sitotoksik İlaç Nedir?)

Kanser İlaçları (Sitotoksik İlaçlar)

Çoğalmakta olan kanserli hücrelere zarar veren veya onları öldüren ilaçlardır. Bunlar kanser tedavisinde, ayrıca da BAĞIŞIKLIĞI BASKI ALTINA ALAN İLAÇLAR olarak kullanılır. Bu ilaçlar tablet şeklinde, enjeksiyon yoluyla ya da damardan verilebilir ve farklı etki mekanizmalarına sahip birkaç ilaç birlikte kullanılabilir.

Kanser İlaçlarının Olası Yan Etkileri

Bulantı, kusma, saç dökülmesi kanser ilaçlarının neden olduğu bazı yan etkilerdir.

Çocuklarda kullanılacak kanser ilacı dozları

Bu ilaçlar, öncelikle lösemi olmak üzere çocuklardaki bazı belirli kanserlerin tedavisinde kullanılmaktadır. Bu güçlü ilaçların, yakın bir uzman gözetimi altında kullanılması şarttır. Hastalara en fazla etkiyi en düşük oranda yan etkiyle sağlayacak dozlar verilmelidir.

Dikkat

Bu ilaçlar kanser hücreleri kadar sağlıklı hücreleri de etkilediklerinden zararlı yan etkiler söz konusu olabilir. Örneğin kemik iliği zarar görebilir ve kan hücrelerinin yapılması görevinde aksama meydana gelebilir. Bu durumda kansızlık gelişir, hasta enfeksiyonlara daha kolay yakalanır ve kanamalar görülebilir. Bu nedenle sık sık kan sayımı yapılmalıdır.

İlgili aramalar: sitotoksik nedir? sitotoksik ilaç ne demektir?

28 Mayıs 2013 Salı

Spiral Çıkarıldıktan Ne Kadar Sonra Hamile Kalınır?

SPİRAL ÇIKARILDIKTAN HEMEN SONRA HAMİLE KALINABİLİR Mİ?

Hormonlu spiral türü hem mekanik olarak gebeliği önler hem de yaydığı hormonal etkiyle rahim içinin gebeliğe daha elverişsiz hale gelmesini sağlar. Kullanım süresi 3 yıldır. Sadece mekanik açıdan etki gösteren bakırlı spirallerde ise bu kullanım süresi 10 yıla kadar çıkmaktadır. Spiraller takıldıktan hemen sonra işlevsel hale gelirler.

Spiral çıkarıldıktan sonra gebeliği önleyici etkisi ortadan kalkar ve rahim gebe kalmaya elverişli hale gelir. Spiral sadece takılı olduğu süre boyunca rahim içerisini gebeliğe elverişsiz hale getirmektedir. Spiralin asıl etki alanı spermler üzerinedir. Spermlerin etkisiz hale getirir. Sperm yumurtaya ulaşsa ve döllenme gerçekleşse bile embriyonun rahme yerleşmesini engeller. Spiral çıkarıldıktan sonraki ilk 6 ay boyunca hamile kalamamak normal bir durum kabul edilir ve tedavi gerektiren bir durum değildir. Bu 6 aylık süreden sonra hamile kalamıyorsanız doktorunuzla görüşerek durumunuz hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

İlgili aramalar: spiral çıkarıldıktan ne kadar zaman sonra hamile kalmak mümkün olur?

Spiral Güvenilir Midir?

SPİRAL GÜVENLİ Mİ?

Spiral güvenli mi sorusu hem spiralin insan sağlığı açısından güvenli olup olmadığını öğrenmek hem de spiralin hamile kalmayı önleyip önlemediğini sormak için sorulabilir. Bu sebeple de iki konu hakkında da bilgi vereceğiz.

Spiral küçük de olsa cerrahi bir işlemdir. Cerrahi işlemlerin her insan için etkileri aynı olmaz. Basit bir arı sokması bile bazı insanlar için nasıl ölümcül etki edebiliyorsa, cerrahi işlemlerin de bünyeden bünyeye farklılık göstermesi normaldir. Spiral en güvenilir doğum kontrolü yöntemlerinden biridir ve ülkemizde ki kadınlarda da kullanımı giderek artmaktadır. Dünyada da spiralin kullanımı çok önemli rakamlara ulaşmıştır. Özellikle 10 yıla kadar uzun süreli koruma sağlaması tercih sebeplerinin başında gelir. Spiral taktıran kadınlardan bazılarında sancı, kanama, kahverengi renkte akıntı, titreme, ateş gibi yan bazı etkiler görülmektedir. Bu etkiler ciddiye alınması gereken ciddi semptomlardır. Bu tür bir durumda derhal doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, jinekolojik muayene sonrası spiralin durumunu kontrol eder. Semptomları ortadan kaldıracak müdahale yapabilir, tedavi verebilir ya da spirali çıkarmaya karar verebilir.

Spiral %100'e yakın bir koruma sağlar fakat araştırmalar sonucu 1 yıl boyunca spiral takılan 100 kadından 1 veya 3 tanesinin hamile kaldığı gözlenmiştir.

Spermleri etkisizleştirerek gebeliği önleyen spiral, diğer doğum kontrol yöntemlerinden bazılarında olduğu gibi yumurtlamayı engellemez. Spiral kullanan kadınlarda, sperm yumurtayı döllese bile, döllemeden meydana gelen embriyo rahim duvarına yerleşemez.

Rahminde şekil bozukluğu olan kadınlara ve öncesinde dış gebelik geçiren kadınlara spiral taktırmak önerilmez.

İlgili aramalar: spiral güvenli midir? spiral güvenilir mi? spiral taktırmak ne kadar güvenlidir?

Spiral Hamile Kalmayı Kesin Önler Mi?

SPİRAL TAKTIRMAK HAMİLE KALMAYI ENGELLER Mİ?

Spiral dünyada yaygın olarak kullanılan güvenilir doğum kontrol yöntemlerinden bir tanesidir. Yine de doğum kontrol yöntemlerinin hemen hepsinde olduğu spiral taktırmak da %100 koruma sağlamayabilir. Doğum kontrol yöntemlerinde başarı oranını hesaplamak için özel bir ölçek bulunur. Bu ölçeğe Pearl Endeksi denir. Pearl endeksinde 1 sene boyunca 100 kadına doğum kontrol yöntemlerinden bir tanesi uygulanır ve bunun başarı oranı hesaplanır. Pearl endeksine göre 1 sene boyunca spiral taktıran her 1-3 kadının hamile kaldığı görülmektedir. Başarı oranı %100'e yakındır fakat %100 değildir.

Spirallerin kullanım ömrü türüne göre değişmekle birlikte 3 ila 10 yıl arasında değişmektedir. Spirallerin kullanım süresi sonunda değiştirilmeleri gerekmektedir. İçeride kalması bir zarar vermese bile spiralin gebeliği önleyici etkisi olmayacağından hamile kalınabilir. Hormonlu spiralin kullanım ömrü 3 senedir. Bu süre sonunda değiştirilmeleri gerekmektedir.

İlgili aramalar: spiral taktırmak gebeliği kesin önler mi? spiral hamile kalmayı engeller mi? spiral %100 hamile kalmayı önler mi?

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Spiral Ne Zaman Taktırılır?

SPİRAL NE ZAMAN TAKTIRILIR?

Spiral taktırmak için en uygun zaman adet dönemidir. Adet döneminin tercih edilmesinin nedeni bu dönemde rahim ağzının daha açık olmasıdır. Rahim ağzı daha açık olduğundan spiral daha kolay takılır ve daha az rahatsızlık hissi verir. Düşüğün ve kürtajın hemen sonrasında da spiral takılabilir fakat doktorlar bunu pek tercih etmezler. Bunun nedeni kürtaj ve düşük gibi olayların sonrasında kanama vb. bazı komplikasyonlar görülmektedir. Bu olayların hemen sonrasında spiral takıldığında kanama ya da başka bir patoloji olursa bunun kaynağı spiral mi yoksa kürtaj mı olup olmadığının anlaşılması daha da zor olmaktadır.

Spiral Taktırmanın Zararı Var Mı?

SPİRAL TAKTIRMANIN ZARARI VAR MI?

Spiral taktırmak dış gebelik riskini biraz arttırır fakat spiral taktırmadan da dış gebelik riski vardır. Spiral taktırıp da dış gebelikle karşılaşanların çoğunluğu tesadüf olmakla birlikte yapılan araştırmalar az da olsa dış gebeliği arttırdığını göstermiştir. Spiral taktırdıktan sonra devamlı ya da ara sıra kanamalar görülüyorsa, kahverengi renkte akıntı geliyorsa ve ağrı görülüyorsa bu spiralde sorun olduğunun işaretidir. Spiralde sorun olduğunda öncelikle sorunu ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulanır fakat bu genellikle pek sonuç vermez. Bu sebeple de spiral çıkarılarak hasta sorunlarından kurtulabilir.

Spiral taktırdıktan sonra ağrı duyuluyorsa, ateş, titreme, kanama gibi belirtiler gözleniyorsa bu spiralden kaynaklı bir enfeksiyon oluşumunun habercisi olabilir. Vücuda dışarıdan giren her cisim gibi spiral de enfeksiyon riski taşır. Özellikle spiralden sonra görülen kanamalar mutlaka ciddiye alınması gereken sağlık problemleridir. Böyle bir durumda doktorunuza derhal başvurup tedaviye başlamalı ve tedaviyle sonuç alamıyorsanız spirali çıkarttırmalısınız.

İlgili aramalar: spiralin zararı var mı? spiral taktırmak zararlı mıdır? spiral enfeksiyon yapar mı?

Diüretik Nedir?

DİÜRETİK NEDİR?

Böbrekler tarafından yapılarak vücuttan atılan idrar miktarını artıran maddelere diüretik denir. Bu maddelerden yapılan ilaçlara da diüretik ilaçlar diyoruz. Böylece vücuttaki fazla sıvıların boşaltılması mümkün olur. Bu ilaçlar kalp, böbrek veya karaciğer hastalıkları nedeniyle vücutta birikmiş olan fazladan sıvıların boşalmasını sağlar. Yine bu ilaçlar, hafif yüksek tansiyonun tedavisinde de işe yarar.

DİÜRETİKLERİN YAN ETKİLERİ

Deri döküntüleri, göz kararması, dermansızlık, uyuşma, el ve ayaklarda karıncalanma, aşırı potasyum kaybı gibi yan etkileri bulunur.

26 Mayıs 2013 Pazar

Bronkodilatör Nedir?

BRONKODİLATÖR NEDİR?

Bronşları genişleten (bronkodilatör) ilaçlar akciğerlere giden hava geçitleri olan bronşlardaki kas spazmına bağlı daralmayı ortadan kaldıran ilaçlardır. Bronşları genişleterek daha fazla oksijen almalarını sağlarlar. Astım gibi hastalıklarda soluk alıp vermeyi kolaylaştıran bu ilaçlar daha çok sprey şeklinde kullanılır ama tablet, şurup veya fitil şeklinde de bulunabilir. Acil durumlarda (örneğin şiddetli astım nöbetlerinde) bunların enjeksiyon yoluyla kullanılması ya da doğrudan mikrogranüller içeren kapsüllerin özel bir alet içerisinde kırılarak nefesle birlikte vücuda çekilerek alınması da mümkündür. Bronkodilatörlerin etkisi genellikle 3-12 saat devam eder. Nefes alıp vermede sıkıntı çeken kişiye dakikalar içerisinde büyük bir rahatlama verirler.

Bronkodilatörlerin Yan Etkileri

Kalp atım sayısında yükselme, çarpıntı, titreme, başağrısı, göz kararması.

Bronkodilatörler Çocuklarda Nasıl Kullanılır?

Çocuklardaki bronşlar genellikle, astım nedeniyle veya bronşit gibi solunum enfeksiyonları sonucu daralır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar başlıca iki gruptur. Bunların ilki astım nöbetlerinin tedavisinde işe yarar; terbutalin ve teofilin gibi bu ilaçlar bronşları genişleterek etki eder ve düzenli olarak ağızdan ya da şırınga ile enjeksiyon yoluyla da kullanılabilir. İkinci grup, astım nöbetlerinin önlenmesi amacıyla kullanılır (sodyum kromoglikat gibi). Bunlar astım nöbetlerinin geçiştirilmesinde işe yaramaz. Kortikosteroidler, yukarıdaki ilaçlarla iyileşmeyen vakaların tedavisinde kullanılmak üzere saklanmalıdır. Üç yaşından büyük çocuklar, sprey şeklindeki ilaçları kullanmayı pek iyi bir şekilde öğrenebilirler. Bu ilaçlar yan etki olarak kalp atım sayısını yükseltirler. Titreme ve huzursuzluk yapabilirler.

Kalp üzerindeki olumsuz etki ihtimali nedeniyle verilen dozlar aşılmamalıdır. Astım nöbeti bu ilaçlara cevap vermediği takdirde acil önlemlere başvurulması gerekir.

Spiral Nedir?

SPİRAL NEDİR?

Spiral yani diğer bir deyişle rahim içi araç (RİA) doğum kontrolü yöntemlerinden bir tanesidir. Rahim içerisine yerleştirilen T şeklinde plastik bir alettir. 5-10 yıl kadar rahim içerisinde kalabilen spiral, uzun süreli bir doğum kontrol yöntemidir. Bu sürenin uzayıp kısalması spiralin çeşidine ve kalitesine göre değişiklik gösterir.

SPİRAL NASIL GEBELİĞİ ÖNLER?

Spiral takıldıktan sonra vücut yabancı olan bu cisme reaksiyon gösterir. Bölgede oluşturulan iltihabi reaksiyon sonucu bu bölgeye ulaşan spermler etkisiz hale geliyor ve yumurtanın döllenmesi engelleniyor. Sperm yumurtaya ulaşsa ve döllenme gerçekleşse bile yumurtanın rahim duvarına yapışmasına engel olur. Böylece gebelik engellenir.

SPİRAL NASIL TAKILIR?

Spiral taktırmak basit olsa da cerrahi bir operasyondur. Genelde uzmanlar spiral takarken lokal anestezi kullanırlar ya da anestezi kullanmazlar. Spiral takılırken genel anestezi pek kullanmazlar. Fakat hormonlu spiral gibi daha geniş spiral türleri kullanılırken ve bir de hiç doğum yapmamış birine takılacaksa genel anestezi kullanmayı tercih ederler.

Doktorlar spirali adet zamanlarında takmayı daha uygun bulurlar. Bunun nedeni adet döneminde rahim ağzının bir miktar açılmasıdır. Bu küçük açıklık spiralin takılmasını kolaylaştırır. Doğumdan ya da düşüklerden sonra spiral taktırmak isteyenler için doğumdan ve düşükten 6 hafta sonrası uygun görülmektedir.

SPİRAL TAKTIRMAK AĞRI VERİR Mİ?

Spiral takılırken ya da takıldıktan sonra hastalar ciddi bir rahatsızlık, acı duymazlar. Daha önce doğum yapmış kadınlarda spiral takılması daha kolay olur. Doğum yapmamış kadınlarda bir miktar ağrı duyulabilir fakat bu büyük bir ağrı değildir. Uzmanlar, doğum yapmamış olanlarda komplikasyon riskinin daha fazla olabileceği için doğum yapmış kadınların yaptırmasını daha uygun bulmaktadır.

Tükenmişlik Sendromu Nedir?

TÜKENMİŞLİK SENDROMU NEDİR?

Tükenmişlik sendromu, işe karşı bir isteksizlik, geri çekilme durumu olarak kendini gösterir. Ciddi bir psikolojik rahatsızlık olan depresyona benzeyen özellikleri bulunur. Bu sebeple de bazen depresyonla karıştırılmaktadır. Tükenmiş sendromunu depresyondan ayıran en belirgin özellik kişinin sadece çalışma hayatına karşı soğukluk ve kaygı duymasıdır. Bunun dışında depresyonda olduğu gibi kişinin kendine ilişkin duyduğu olumsuz düşünceler ve mutsuzluk hissiyatı yoktur. Tükenmişlik sendromuna kapılan kişinin kendisi bile depresyon geçirdiğini düşünebilir. Tükenmişlik sendromu her yaşta insanda görülebilir fakat daha çok iş hayatı olan insanlarda görülmektedir. Çalışan insanların yaklaşık olarak %80'ı tükenmişlik sendromu geçirme riski taşımaktadır. Özellikle ağır şartlarda çalışan ve iş yerinde psikolojik ve fiziksel baskılara maruz kalan kişilerde yakalanma şansı çok daha fazladır.

TÜKENMİŞLİK SENDROMUNUN TEDAVİSİ

Tükenmişlik sendromunun tedavisi vardır. İlaç tedavisi ve telkin yöntemleri ile kişi bu durumun üstesinden gelebilir.

Antipiretik Nedir?

Antipiretik Nedir? (Ateş Düşürücüler)

Yükselmiş olan vücut sıcaklığını düşüren ilaçlardır. En çok kulanılanlar aspirin ve parasetamoldür. Bunların her ikisi de aynı zamanda ağrı kesici etkiye sahiptir. Bu iki taraflı etki, söz konusu ilaçların soğuk algınlığı gibi hastalıklarda da işimize yaramasını sağlamaktadır. Ateşi olmayan yani normal vücut sıcaklığına sahip bir insan bu ilaçlardan kullandığında vücut ısısını daha da aşağıya çekme gibi bir durum söz konusu olmaz. Beynimizde vücut ısısını bir termostat gibi sabit bir sıcaklıkta tutmaya yarayan, vücut ısısının dengesini koruyan merkez vardır. Antipiretikler bu merkezi duyarsızlaştırlar ve vücudun ateş düşürmek için çalışmasını sağlarlar. Antipiretiklerin birçoğu vücuda bu şekilde eder fakat bazıları ateşin yükselmesine neden olan etkene yönelik kullanılırlar. Ateşin yükselmesine neden olan etken ortadan kalkınca ateş de normal düzeyine gelir.

Ateşin yükselmesi, bağışıklık sistemimizin bazı hastalıklar karşısında vücutta gösterdiği bir uyarıdır. Ateşi düşürmeye çalışmak alarm sistemini kapatmaktır. Bu yüzden de antipiretiklerin kullanımı günümüzde bile hala tartışılmaktadır.

İlgili aramalar: antipiretik nedir? antipiretik ne için kullanılır? antipiretik ne demek?

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Antienflamatuvar İlaçlar

Antienflamatuvar İlaç Nedir?

İltihabı azaltmakta kullanılan ilaçlardır. İltihap enfeksiyonlarda ve romatoid artrit, damla (gut) hastalığı gibi çeşitli rahatsızlıklarda görülür ve bir bölgede kızarıklık, sıcaklık, şişlik, ağrı ve buraya gelen kan miktarının artması şeklinde ortaya çıkar. Antienflamatuvar olarak kullanılan başlıca üç grup ilaç vardır: Aspirin gibi ağrı kesiciler; artrit ve kas hastalıkları tedavisinde kullanılan indometasin gibi steroid yapıda olmayan antlenflamatuvar ilaçlar ve kortikosteroidler. Bu son grup derideki veya gözdeki iltihaplarda krem veya göz damlası şeklinde kullanılabilir fakat bazı istisnalar dışında kronik romatizmal hastalık tedavisinde sık başvurulan ilaçlar değildir.

Yan Etkiler

Deri döküntüleri, midede tahriş ve bazen kanama, işitme bozuklukları ve hırıltılı solunum.

Çocuklarda Kullanılacak Dozlar

Çocuklarda daha çok kortikosteroidler ve steroid yapıda olmayan antienflamatuvar ilaçlar kullanılır. Aspirin, (ancak bu ilaç, çocuklarda dikkatli bir şekilde kullanılmaktadır)İbuprofen ve Mefenamik asit; en sık kullanılan ve steroid yapıda olmayan antienflamatuvar ilaçlardandır. Bu ilaçlar geçici kabızlık yapabilir ve çok zaman da fazla şiddetli olmayan sindirim bozukluklarına yol açabilir.

Antihipertansif İlaç Nedir?

ANTİHİPERTANSİF İLAÇLAR

Kan basıncını yani tansiyonu düşüren ilaçlardır. Beta blokerler, idrar söktürücü ilaçlar, enzim intihibitörleri veya reseptör blokerleri (kan basıncını kontrol eden hormonların etkilerini değiştirirler) ve kalsiyum kanal blokerleri (kalbin ve atardamarların hücre-içi kimyasını değiştiren ilaçlardır); en fazla kullanılan tansiyon düşürü ilaçlardır.

Antihipertansif İlaçların Yan Etkileri

Göz kararması, deri döküntüleri, iktidarsızlık, geceleri kabus görme ve uyku hali.

24 Mayıs 2013 Cuma

Kusmayı Önleyen İlaçlar (Antiemetikler)

Kusma durduran ilaçlar (Anti-emetikler)
Bulantıyı ve kusmaları durdurmak için kullanılan ilaçlardır. Bunların birçoğu, aynı zamanda baş dönmesini de engeller. Bu grupta bazı belirli Antihistaminik ilaçlar (özellikle araç tutmasının ve kulak hastalıklarının neden olduğu bulantılarda), Antispazmodik ilaçlar ve bazı belirli trankilizanlar yer alır. Bu ilaçlar asıl sorunu çoğu zaman maskelediğinden kusma nedeninin bilinmediği hastalarda ya da kusmaların çok uzun süre devam etmeyeceği bilinen gastroenterit gibi hastalarda genellikle kullanılmazlar. Bu ilaçlar gebelerde, kusmaların çok şiddetli olması durumunda kullanılmaktadır.

İshal Durdurucu İlaçlar

İshal Durdurucu İlaçlar

İshali kontrol ve tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır. Bunlar bağırsaktaki fazla suyu ve zehirli maddeleri emen ilaçlar (kaolin, bizmut bileşikleri, kalsiyum karbonat içerenler) ve bağırsak kasılmalarını azaltarak tuvalete daha seyrek gidilmesini sağlayanlar (kodein, morfin gibi) olmak üzere iki çeşittirler.

Olası yan etkiler: Kabızlık

Bu ilaçlar ishali durdurmakla birlikte buna yol açan nedeni tedavi etmezler ve toksinlere ya da enfeksiyonlara bağlı ishallerin daha uzun süre devam etmesine yol açabilirler. Bu nedenle de doktora danışılmaksızın bir günden daha uzun süre kullanılmaları sakıncalıdır. İshal tedavisi sırasında bol miktarda sıvı içilmesi şarttır.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Antikonvülsif (Antikonvülzan) İlaç Nedir?

ANTİKONVÜLZİF İLAÇLAR

Antikonvülsif ilaçlar Sara nöbetlerinin önlenmesinde veya tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Bunlar genellikle, günde en az iki defa kullanılır. Yan etki olasılığını azaltmak için en uygun dozun, her hasta için ayrı ayrı hesaplanması gerekir. Kandaki ilaç düzeylerini izlemek amacıyla çok zaman kan veya tükürük testleri kullanılır. Bu ilaçlar genelikle uzun süre ve kişideki nöbetler 2-4 yıl süreyle hiç tekrar etmeyinceye kadar kullanılmaktadır.

Çocuklarda kullanılan dozlar

Grand mal tipi sara nöbetleri olan çocuklarda en çok kullanılan ilaçlar Fenitoin, Sodyum valproat ve Karbamazepindir. Bunlar dalgınlık, mide-bağırsak bozuklukları, deri döküntüsü, kıllarda çoğalma, diş etlerinde kalınlaşma, lenf bezlerinde büyüme, kan anomalileri ve karaciğer hasarı gibi yan etkiler yapabilir. Fenobarbital, davranış bozukluklarına neden olabilmesi yüzünden çocuklarda daha seyrek kullanılmaktadır. Petit mal tipi sara nöbetler (çocuk gözlerini yukarı diker ve işitmez, görmez bir duruma girer) sodyum valproat veya etosuksimid ile tedavi edilebilir.

ANTİKONVÜLZANLARI KULLANIRKEN DİKKAT

Antihistaminik ilaçlar ve alkol, sara ilaçlarının yan etki meydana getirme olasılığını artırır ve yan etkilerin daha ağır şekilde ortaya çıkmasına neden olur. Kullanılması dikkat isteyen bir cihazın ya da aracın başına geçmeden önce doktora danışın.

Antikoagülan Nedir?

ANTİKOAGÜLAN

Kanın pıhtılaşmasını önleyen ya da diğer deyişle kanı sulandıran ilaçlardır. Heparin, Kumarin, Sodyum, Potasyum Sitrat, Dikumârol, EDTA, Varfarin, Ürokinaz, Siklokumarol, Plazmin, Streptokinaz, ve Sreptodornaz antikoagülan etkili ilaçlardır. Kanın pıhtılaşma oranı yüksek seviyelere gelirse damarları tıkayabilir. Hayati önemi olan bir organa giden damarların tıkanması hayati tehlike arz eder. Oluşmuş kan pıhtıları antikoagülanlar tarafından çözülemez. Bunu trombolitik ilaçlar kullanarak yaparız. Olası yan etkilerini sayacak olursak; burun veya diş eti kanamalarının veya deri altındaki morlukların (çürükler) meydana gelmesi kolaylaşır. İdrarda veya dışkıda kan görülebilir.

ANTİKOAGÜLAN İLAÇLARI KULLANIRKEN DİKKAT!

Antikoagülanlar, aspirin dahil diğer İlaçlarla reaksiyona girebilir. Bu ilaçları kullananan kişiler başka bir ilaç almadan önce doktora mutlaka danışmalıdır. Böylece antikoagülanın etkisinde değişiklik olmaz. Devamlı antikoagülan kullanıyorsanız, bunu belirten bir kartı veya madalyonu taşımanız uygundur.

İlgili aramalar: antikoagülan nedir? antikoagülanlar ne işe yararlar? antükoagülan ilaçlar ne için kullanılır?

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Antibiyotik Nedir?

ANTİBİYOTİK

Çoğu zaman küf, mantar, bakteri gibi canlı organizmalardan elde edilen ve vücuttaki bakterileri öldürmek ya da bunların çoğalmasını önlemek amacıyla kullanılan ilaçlardır. Günümüzdeki antibiyotiklerin bazıları, doğal olanların sentetik yolla elde edilen değişik şekilleridir. Herhangi bir çeşit antibiyotik bazı belirli bakteriler karşısında etkiliyse de, yeni bulunan bazı antibiyotikler çok sayıda bakteri enfeksiyonu karşısında başarı sağlayabilmektedir. Bazen bir bakteri bir antibiyotik karşısında direnç kazanabilir; böyle bir bakteriye etki edecek antibiyotikler laboratuvar testleriyle belirlenir. Virüslere karşı etkili hiçbir antibiyotik yoktur. Bu sebeple grip gibi virüs hastalıklarında antibiyotik kullanmak yararsız olacaktır.

ANTİBİYOTİKLERİN YAN ETKİLERİ

Antibiyotiklerin olası yan etkileri; Bulantı, kusma ve ishal. Bazı kimseler bazı belirli antibiyotiklere karşı alerjik olabilir ve bunları kullandıklarında deri döküntüleri, ateş yükselmesi, eklem ağrıları, şişlikler ve hırıltılı solunum gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Çok sayıda bakteri üzerinde etkili antibiyotiklerin kullanılmasından sonra pamukçuk gibisinden mantar hastalıklarıyla karşılaşmak mümkündür.

Ampisilin, amoksisilin, eritromisin ve penisilin; çocuklarda en sık kullanılan antibiyotiklerdir. Antibiyotik reçete edildiğinde, bunun tam bir kür boyunca —yani doktorun söylediği süre kadar— kullanılması gerekir. Tedaviye daha erken son verilmesi hastalığın tekrarlamasına ve antibiyotiğe dirençli bakterilerin gelişmesine neden olabilir. Antibiyotikler yan etki yapabilir ve bazı çocuklar penisilinle buna benzeyen antibiyotiklere karşı özellikle duyarlıdır. Bu yan etkiler deri döküntüsü, bulantı, kusma, ishal ve hırıltılı solunum şeklinde olabilir. Bu gibi reaksiyonlar karşısında doktora danışmanız gerekir.

Antibiyotikler her zaman, doktorun söylediği süre boyunca kullanılmalıdır. Aksi takdirde belirtiler ortadan kalkmış bile olsa hastalık, tedavisi daha zor olacak şeklide tekrarlayabilir (bunun nedeni antibiyotiğe dirençli bakterilerin gelişmesidir).

İlgili aramalar: antibiyotik nedir? antibiyotik ilaçlar nasıl elde edilir? antibiyotik ilaçların yan etkileri nelerdir? çocuklarda antibiyotik kullanımı nasıl olmalıdır?

Anti-Asitler

Anti-asitler

Mide asidini etkisiz duruma getirip mide ekşimesi ve benzeri belirtileri ortadan kaldıran ilaçlardır. Bunların içerisinde sodyum bikarbonat, kalsiyum karbonat, alüminyum hidroksit ve/veya magnezyum trisilikat gibi basit kimyasal maddeler vardır. Olası yan etkiler geğirme (sodyum bikarbonatlı antiasitlerde), kabızlık (alüminyum veya kalsiyum içerenlerde) ve ishal (magnezyum içerenlerde).

Anti-asitlerle birlikte başka bir ilaç daha kullanıyorsanız; doktora danışın. Böbrekleri hasta olanlar bu ilaçları ancak, doktor verdiği takdirde kullanmalıdır.

İlgili aramalar: anti asit nedir? antiasitler neye yarar? anti asit ilaçlar ne için kullanılır?

İlaç Kullanırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

İLAÇ KULLANIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ?

Her gün yeni yeni ilaçlar keşfedilmektedir. Nitekim yirmi yıl kadar önce sık sık kullanılan ilaçlardan birçoğu yerini, daha tehlikesiz şekilde etki eden ve etki alanı daha geniş olan bu yeni ilaçlara bırakmıştır.

Herhangi bir ilaç kullanırken alınacak birkaç küçük önlemle, bunun tehlikesiz ve etkili bir şekilde işe yaramasını sağlamak mümkündür. Belirtilen dozu hiçbir zaman aşmayın, ilacın ne zaman veya ne sıklıkta alınacağı konusunda en küçük bir şüpheniz varsa, doktora sorun, (örneğin bazı ilaçların en iyi şekilde etki edebilmeleri İçin, yemeklerde alınmaları şarttır). Genel bir kural olarak ilaç kullanırken alkol almayın; çünkü alkol, bazı belirli ilaçların etkilerini şiddetlendirir. Belirtiler ortadan kalksa ve ilacı kullanmak artık size gereksiz gibi gözükse bile, size yazılan kürü tamamlayın; yani ilacı doktorun verdiği dozda ve tespit ettiği süre boyunca kullanın. Aksi takdirde tam iyileşmemeniz mümkündür. Antibiyotik ilaçlar genelde 1 hafta ya da 10 günlük kür şeklinde verilir. Genelde yapılan hata, hastanın kendini iyi hissetmeye başladığı 2. ya da 3. günlerde antibiyotiği kesmesidir.

Evde çocuğunuz olmasa bile yakınlarınızın çocukları evinize geldiğinde ilaçları ulaşamayacakları yerde tutmanız gerekir. Bu basit önlemi almak hayati önemlidir. Çocuklar ilaçları renginden ve tadından şeker sanıp yiyebilirler. Aşırı dozda alınan bazı ağır ilaçlar onların ölümüne bile sebep olabilir. Bu sebeple bütün ilaçlarınızı kilitli bir ilaç dolabında saklayın.

Genelde ne kadar az ilaç kullanırsanız, o kadar İyidir. Ara-sıra öksürmek veya baş ağrısı gibi önemi fazla olmayan sorunların dışında, ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüz ilaçları doktorla konuşarak kararlaştırın. Doktor ilaçtan beklenen faydalı etkilerle yan etkileri sizin için en iyi dengeleyebilecek olan kimsedir.

İlgili aramalar: ilaç kullanırken nelere dikkat edilmelidir? doğru ilaç kullanımı nasıl olur? alkolle ilaç alınır mı? antibiyotik kaç gün kullanılır?

21 Mayıs 2013 Salı

Ağrı Kesici (Analjezik) Nedir?

Ağrı kesiciler (Analjezikler)

Bunlar ağrı hissini gideren ilaçlardır. Birçoğu aynı zamanda iltihap giderici ve ateş düşürücü özellikler de taşır. Başlıca üç çeşit ağrı kesici vardır: Hafif ağrı tedavisinde kullanılan aspirin, parasetamol gibi hafif etkide olanlar; çoğu zaman kas ağrılarında ve eklemlerdeki ağrı ve sızılarda kullanılan antienflamatuvar ilaçlar ve; genellikle kimyasal bakımdan morfine yakın olan, şiddetli ağrılar karşısında kullanılan narkotik ağrı kesiciler.

Ağrı kesicinin yan etkileri

Bulantı, kabızlık, göz kararması, yalnızca narkotik ağrı kesicilerde olmak üzere ilaca bağımlılık ve tolerans gelişmesi, (Diğer iki çeşit ağrı kesicideki yan etkiler için bkz. Antienflamatuvar İlaçlar ve ateş düşürücü İlaçlar) Çocuklarda kullanılacak dozlar

Eczanelerde reçetesiz satılan şurup şeklindeki parasetamol, çocuklardaki ateş yükselmeleri ve ağrılar karşısında kullanabileceğimiz en tehlikesiz ağrı kesicidir ve çoğu zaman büyükler tarafından kullanılan aspirin ise, bazı belirli virüs enfeksiyonu olan çocuklarda artık tehlikesiz kabul edilmemektedir. Çünkü bununla Reye Sendromu adı verilen ve karaciğerle beyni ilgilendiren ağır bir rahatsızlık olan durum arasında bağlantı bulunabileceğinden kuşku duyulmaktadır. Daha şiddetli —örneğin ameliyattan sonraki— ağrılarda kodein gibi bir narkotik ağrı kesici reçete edilebilir. Ağrı kesici ilaçlar çocukta uyku haline ve geçici kabızlığa, bulantıya ve göz kararmasına neden olabilir.

İlgili aramalar: ağrı kesici ilaçlar ne işe yarar? analjezik nedir? analjezik ilaçlar neye yarar? analjezikler ne için kullanılır?

Laparoskopi Ne Zaman Yapılır?

Laparoskopi Ne Zaman Yapılır?

Laparoskopi, karın hastalıklarının tetkikinde kullanılan bir çeşit endoskopi yöntemidir (Bakınız Endoskopi). Yani karında küçük bir delik açılır, buradan mikro bir kamera sokulur ve kameranın görüşü doktorun karşısındaki monitöre aktarılır ve doktor tarafından bu şekilde karın içerisi incelenir ve gerekirse doktor buradan aldığı görüntüyle hastanın tedavisi için müdahale de yapabilir. Günümüzde kapalı ameliyat dediğimiz ameliyat tekniği de bu şekilde yapılmaktadır. Bir çok cerrahi branşta kullanılan laparoskopi çoğu zaman kadınlarda kısırlık sorunuyla ilgili olarak uygulanır. Kadının gebe kalmasını engelleyen bir sorun oluğ olmadığına bu yöntem yardımıyla bakılır. Bunun yanısıra doğum kontrol yöntemi olan tüplerin bağlanması da laparoskopi ile yapılabilir. Yöntem genellikle genel anestezi altında uygulanır. Karında iki küçük kesik yapılır; bu yarıklardan birinden sokulan genişçe bir iğneyle içeriye karbondioksit verilerek karın şişirilir, ikinci yarıktan içeri sokulan endoskop yardımıyla da içerisi incelenir.

Laparotomi Nedir?

Laparotomi

Doktorun, karın boşluğunun içini görmesini sağlayan bir ameliyattır. Genellikle kesin teşhis konulmayan karın hastalıklarında kullanılır.

Laparotomi Nasıl Yapılır?

Karın duvarı kesilerek açılır (bu kesitin yapılacağı yer, sorunun muhtemel nedenine göre değişir). Aynı yerden girilerek tedavi (örneğin iltihaplı apandisitin çıkarılması) uygulanması da çoğu zaman mümkün olmaktadır.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Emziren Anneler İlaç Kullanabilir Mi?

Bebeğini Emziren Anneler İlaç Kullanabilir Mi?

Bebeğinizi emziriyorsanız, basit bir ağrı kesici bile olsa, herhangi bir ilaç almadan önce mutlaka doktora danışmanız gerekir. Doktor gerçekten çok gerekli olmadığı sürece size ilaç vermekten kaçınacaktır. Aslında birçok ilaç ya anne sütüne önemsiz bir miktarda geçer ya da sütten bebeğe geçse bile bebek açısından tehlikesizdir. İlaç almanız zorunluysa ve bunun bebeğe zarar vermesi mümkünse, bebeğinizi emzirmekten bir süre için vazgeçmeniz ve onu mamayla beslemeniz gerekebilir. Ancak bu süreden sonra yine bebeğinizi emzirmek istiyorsanız, mamayla beslenme sırasında sütünüzü sık sık göğüslerinizden boşaltıp atmanız gerekir. Çünkü ilacın geçtiği süt, göğüslerinizden siz dışarı atmadan çıkmaz. Zaten bu sütü dışarı atmazsanız emzirmeyi atlatmanın bir faydası olmaz.

Gebelikte İlaç Kullanılır Mı?

Gebelikte İlaç kullanılması

Gebelik sırasında, anne karnındaki bebeğin gelişmesini tehlikeye sokabilecek herhangi bir ilacın kullanılmaması son derece önemlidir. Hemen hemen bütün ilaçlar annede dolaşımdan sonra, anne karnındaki bebeğe geçer. Bazı ilaçların tehlikesiz oldukları kesin bilinmektedir ama diğerleri gebelik sırasında bazı belirli durumlarda ve zamanlarda alındıkları takdirde doğacak bebeğin sağlığını tehlikeye sokabilirler. Bu nedenle eğer gebeyseniz veya gebe kalmayı düşünüyorsanız, reçetesiz satılanlar da dahil olmak üzere her tür ilacı almadan önce mutlaka doktora danışın. Uzun süreden beri sürüp giden bir hastalığınız varsa bununla ilgili ilaçların nasıl kullanılacağı, doktor tarafından size söylenecektir. Hem alkolün hem de sigaranın, doğacak bebeğin sağlığı üzerinde olumsuz etki yaptıkları bilinmektedir.

Gebelik sırasında kansızlığı önlemek amacıyla demir içeren ilaçlar ve bazı vitamin takviyeleri verilmesi doğaldır. Bulantı ve kusmalar çok şiddetliyse doktorunuz sizin için tehlike teşkil etmeyen bir bulantı ve kusma önleyici ilaç da verebilir.

İlgili aramalar: hamilelikte ilaç kullanılır mı? gebelikte ilaç alınır mı? gebelikte ilaç kullanımı

Ultrason Hakkında Kısa Bilgi

ULTRASON HAKKINDA KISA BİLGİ

Ultrason (Ultrasound), iç organların, özellikle de karaciğer ve böbrekler gibi karın ve pelvis organlarının ağrısız, tehlikesiz bir şekilde tetkik edilmesine olanak sağlayan bir yöntemdir. Günümüzde özellikle gebelik muayenelerinde çok sık kullanılmaktadır. Anne karnındaki bebeğin görüntüsünü alarak bebeğin sağlığı, gelişimi, pozisyonu açısından fikir sahibi olunmasını sağlar.

ULTRASON NASIL ÇALIŞIR?

Vücut dokularına son derece yüksek frekanslı ses dalgaları (ultra ses) gönderilir. Bunlar iç organlara çarparak yansır ve bazı özel yazılımlar sayesinde ekranda görülebilen ya da fotoğrafı çekilebilen bir görüntü şekline dönüştürülür. Bu yöntemle kistleri, tümörleri veya diğer şişkinlikleri görmek mümkündür. Uçabilen tek memeli hayvan olan yarasalar da gözleri olmadığı halde çevrelerini çok iyi bir şekilde görebilir ve çok keskin manevralar yapabilirler. Yarasalar da çevreye insan kulağının duyamayacağı frekansta ultra ses dalgaları gönderir ve bu ses dalgalarının çarpıp kendilerine geri dönmesiyle dış dünyanın görüntüsünü alırlar. Ultrason cihazı yapılırken yarasalardan esinildiği açıktır.

İlgili aramalar: ultrason cihazı nasıl çalışır? ultrason hakkında kısa bilgi, ultrasonla nasıl görüntü elde edilir?

Kolesistografi Nedir?

KolesistografiSafra kesesindeki ve kanallardaki hastalıkların teşhisinde kullanılan özel bir tetkik yöntemidir. Röntgen filmlerinde gözüken özel bir madde tablet şeklinde alınır ve daha sonra bu maddenin safra kesesinden ve kanallarından geçerken filmi çekilir.

19 Mayıs 2013 Pazar

Hamilelikte Nefes Darlığı Neden Olur?

HAMİLELİKTE NEFES DARLIĞININ NEDENLERİ NELERDİR?

Hamileliğin 28. haftasından sonra nefes darlığı sık görülen bir rahatsızlıktır. Çünkü hamilelik ilerledikçe rahim genişler ve genişleyen rahim karındaki organları yukarı doğru yani göğüs boşluğuna doğru iter. Bu durumda diyaframın ve ciğerleri hareketleri kısıtlanır. Hamilelikte nefes darlığı şikayeti hamileliğin son ayına girildiğinde bebeğin artık pelvise girmesiyle son bulmaya başlar.

Eğer anne aşırı kilolu ise ya da sigara kullanıyorsa nefes darlığı 28. haftadan daha önce de başlayabilir. Eğer hiçbir iş yapmıyor ve oturduğunuz yerde nefes nefese kalıyorsanız bu acil bir müdahale gerektirecek bir durum olabilir. Derhal doktora başvurmalısınız.

Hamileliğin ilk aylarında nefes darlığı görülmesi normal bir durum değildir. Böyle bir şikayet söz konusu ise bu duruma; kan hacmindeki ani bir artış, fazla kilolar ya da var olan kansızlık problemi neden oluyor olabilir. Bu durumda hemen doktorunuza başvurarak nefes darlığı nedeninizi öğrenmeli ve ona göre doktorunuzun vereceği tavsiyelere uymalısınız.

İlgili aramalar: hamilelikte nefes darlığı neden olur? gebelikte nefes darlığının nedenleri nelerdir?

Antidepresan İlaç Nedir?

ANTİDEPRESAN NEDİR? ANTİDEPRESAN İLAÇLAR NE İŞE YARAR? Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlara antidepresan ilaçlar denir. Bunlar trisiklik ilaçlar, bunların türevleri ve; monoamin oksidaz (MAO) inhibitörleri olarak başlıca iki gruptur. Yan etkileri daha ağır olduğundan ikinci grup ilaçlar genellikle trisiklik ilaçlara cevap veremeyecek derecede ağır depresyon hastalarına uygulanır.

Antidepresan ilaçların yan etkileri; dalgınlık, ağız kuruması, kabızlık, flu(bulanık) görme, idrar yapmada zorlanma, titreme, terleme, bayılma, çarpıntı, baş ağrısı ve deri döküntüsü gibi olumsuz etkilerdir.

MAO inhibitörleri dediğimiz 2. grup antidepresan ilaçlar birçok gıda maddesi ve diğer ilaçlarla birlikte vücuda alındığında olumsuz reaksiyona girebilirler. Bu durumda kan basıncı tehlikeli düzeylere gelecek şekilde artabilir. Bu tür ağır antidepresan ilaçlar kullananların, kullandıklarını çevresindeki diğer kişilerin bilmesini sağlayacak uyarıcı bir kart taşımaları gerekir. Antidepresan ilaç kullananlar alkol kullanmamalı ya da alkol tüketimlerine bir sınır getirmelidir. Ayrıca bu ilaçlar alan kişilerin araç ya da tehlikeli olabilecek bir cihaz kullanıp kullanamayacakları konusunda doktorlarının tavsiyelerini dikkate almaları gerekir. Depresan ilaç kullanan ve trafiğe çıkan kişilerin bayılarak kazalara kurban gidebileceği unutulmamalıdır.

İlgili aramalar: antidepresan ne demektir? antidepresan ilaç nedir? antidepresan ilaçlar ne için kullanılır?

Antihistaminik Nedir?

Antihistaminik Nedir? Antihistaminik İlaçlar Ne İşe Yarar?

Histamin adı verilen bir maddenin serbest kalmasına bağlı olarak allerjik reaksiyonları ve belirtilerin ortadan kaldırılmasında kullanılan maddeler antihistamin, bu maddeler ile yapılmış ilaçlara da antihistaminik ilaçlar denir. Burun akması ve göz sulanması(allerjik rinit), kaşıntı ve ürtiker(kurdeşen), bu türden allerjik belirtilerden bazılarıdır. Antihistaminik ilaçlar ağızdan alınabileceği gibi sprey şeklinde ya da krem şeklinde de haricen uygulanabilir. Antihistaminik ilaçlar iç kulakta bulunan denge organlarını da etkilerler. Bu özelliğinden dolayı araç tutan kişilerde bulantı ve kusmaya karşı iyi gelmektedir. Bu ilaçların yatıştırıcı etkileri de bulunmaktadır. Bu sebeple doktorlar tarafından uykusuzluk için de reçete edilebilmektedir. Ayrıca bu sedatif etkiden dolayı ameliyatlar öncesinde kullanıldığında hastanın gevşemesini ve hafif şekilde dalgınlaşması sağlamaktadır. Bazı antihistaminik grup ilaçlar mide asitlerini bastırdığı için ülser tedavisinde kullanılır.

Antihistamin nedir? antihistaminik ne demek? antihistaminik ilaçlar ne işe yarar?

Vitiligonun Tedavisi Nedir?

VİTİLİGONUN TEDAVİSİ

Vitiligo tedavisi zor ve sabır isteyen bir hastalıktır. Vitiligo için çok fazla tedavi yöntemi geliştirilmiştir fakat hemen hempsinde de tedaviye yanıt verme direnci ve süresi kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Vitiligonun tedavisinde cilde dışarıdan sürerek kullanılabilen bazı kortizonlu ürünler kullanılır. Bu ürünler "topikal kortikosteroid" olarak adlandırılır. Bunun dışında kalsinörin inhibitörü, antioksidan denilen bazı kremler de vitiligonun tedavisi için kullanılan diğer tıbbi ürünlerdir. Fototerapi de dediğimiz ışık tedavisi de kullanılarak olumlu sonuçlar elde edilmektedir. Işın tedavisinde bir taraftan deriye rengini veren melanositler maruz kaldıkları yıkıma karşı korunurlar ve diğer taraftan bu renk hücreleri uyarılıp çoğalmaları sağlanır. Vitiligo için bu tedavi yöntemi kullanılacaksa mikrofototerapi dediğimiz sadece vitiligolu alanlara ışık uygulaması yapılmalıdır. Aksi halde normal alanların renginde de koyulaşma görülebilir ve renk farkı daha bariz hale gelebilir. Vitiligonun tedavisinde en etkili yöntem PUVA dediğimiz yöntemdir. Bu yöntem psoralen adı verilen ilaçlarla ultraviyole ışınlarının kombinasyonu sonucu elde edilen tedavi yöntemidir. Işık tedavisine geçmeden önce psoralen adlı ilaç yardımıyla deri ışığa karşı duyarlı hale getirilir. Haftada 2-3 defa birkaç dakikalık seanslarla uygulanan ve toplamda 1 yıl kadar süren bir vitiligo tedavisi yöntemidir. Kişiden kişiye seans sayısı ve süresi farklılık gösterebilir.

Pimekrolimus ve Takrolimus adı verilen organ nakillerinde kullanılan ilaçların krem haline getirilmesiyle elde edilmiş formları da kullanılır. A Vitamini türevlerinden de tedavi için faydalanılabilir.

Vitiligo için bazı lazer tedavileri de uygulanmaktadır. Lazer tedavisinde de hastalar arasında tedaviye cevap veriş süreleri farklılık göstermekle birlikte, yayılmamış, yeni oluşmaya başlamış vitiligo vakaları daha kolay tedavi edilmektedir.

Diğer yöntemler arasında cerrahi bir takım yöntemler de bulunmaktadır. Bunlarda amaç sağlam deriden renkli deri hücreleri alınarak vitiligolu alana transfer edilir. Bu tedavi yöntemi her vitiligo hastasına uygulanmaz. El ve ayaklarında vitiligo olan kişilere ve diğer yöntemlerde başarı bulamayanlara ve vitiligosu son iki senedir gelişme göstermemiş yani durmuş hastalara uygulanır.

Bir yöntem de depigmentasyon dediğimiz yöntemdir. Bu yöntemde vitiligolu alanları koyulaştırmak yerine sağlam derinin rengi açılır ve aradaki renk farkı minimize edilir. Tedavi için en son düşünülmesi gereken bir yöntemdir. Cilt güneşe karşı savunmasız bir hale geleceği için zararlı ışınların cildi tahriş etmesi söz konusudur. Cilt kanserine yakalanma riski de artar.

Vitiligo hastalığı erken dönemde tedavi edildiğinde başarı şansı daha yüksek ve sonuçlar daha tatmin edicidir. Çocuğunuzda vitiligo hastalığı olduğunda bazı anneler kendiliğinden geçeceğini düşünerek herhangi bir girişimde bulunmazlar. Çocuklar tedaviye en iyi yanıt veren hasta grubudur. Bu sebeple çocuğunuzda ya da sizde vitiloga varsa cilt hastalıkları uzmanına giderek sizin için en uygun tedavi yöntemini belirlemesini sağlayın ve geç kalmayarak tedaviye yardımcı olun.

Vitiligo Neden Olur?

VİTİLİGONUN NEDENLERİ

Vitiligo hastalığının kesin nedeni günümüzde bile tam olarak bilinmemekte fakat bununla ilgili bazı teoriler ortaya atılmaktadır. Bunlardan birincisi otoimmun teori olarak adlandırılan teoridir. Bu birinci teoriye göre aktif lenfosit hücreleri, deriye rengini veren melanosit hücrelerini yok etmektedir. Melanosit hücrelerinin yok edildiği bölgelerde deri rengini alamadığı için saf beyaz halde kalıyor. İkinci teori Nörojenik teori olarak adlandırılmaktadır. Bunda da yine melanosit hücrelerinin yıkımı söz konusudur. Fakat burada yıkıma uğratan sinir hücreleridir. 3. teoride ise vücuda dışarıdan giren bazı zehirli (toksik) maddelerin melanositlere hasar vererek, onların işlevini yerine getirmesine engel olmasıdır. Bunun dışında ağır psikolojik sorunların da vitiligonun nedenleri arasında sayılmaktadır.

Tüm bu teorilere rağmen göz önüne alınması gereken önemli bir nokta da vitiligo hastalığının kalıtsal bir özellik taşımasıdır. Yaklaşık olarak her 100 vitiligo hastasının 30'unun ailesinden birinde vitiligo görülmektedir. Toplumun %1 kadarını etkileyen bu hastalığın genetik özellik taşıdığı bilinir.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Vitiligo Hastalığı Nedir?

VİTİLİGO NEDİR?

Vitiligo vücutta cildin çeşitli yerlerinde beyaz lekeler şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Vitiligo melanosit dediğimiz deriye renk veren hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkar. Doğru şekilde görevini yerine getiremeyen sinir hücreleri melanosit hücrelerine zarar veren maddeleri üretirler. Otoimmün sistem dediğimiz bağışıklık sistemi bu durumda melanositleri vücuda zarar veren bir madde gibi anlar bu sebeple de yıkımına sebep olur. Vitiligo hastası olan insanlara, çoğu kişi bulaşabileceği düşüncesiyle dokunmak istemez fakat vitiligo bulaşıcı bir hastalık değildir. Genelde 20-50 yaş grubu arasında görülse de çok daha ileri yaşlarda ya da doğar doğmaz vitiligolu olan kişilere de rastlamaktayız.



Vitiligo hızlı gelişim gösteren bir hastalık olsa da yavaş seyreder. Bilhassa ağız ve göz çevresinde, cinsel organların bulunduğu bölgelerde, koltuk altı gibi kıvrımlarda, ellerde ayaklarda görülen bir hastalıktır. İç organlara herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. Hastanın sadece dış görünümünü bozar. Yaşamsal fonksiyonları etkilemez.

17 Mayıs 2013 Cuma

Topuk Çatlağının Tedavisi Nedir?

TOPUK ÇATLAKLARININ TEDAVİSİ

Topuk çatlağı sorunu yaşıyorsak ve topuk çatlağına neden olabilecek herhangi başka bir hastalığımız yok ise topuk çatlaklarımız bakımsızlıktan kaynaklı ortaya çıkıyor olabilir. Bunun için ayak bakımımızı düzenli olarak yapmayı alışkanlık haline getirmemiz gereklidir. Yorucu bir günün ardından akşam eve geldiğimizde küçük bir leğen içerisinde ılık su koyup ayaklarımızı içerisinde 10-15 dakika kadar bekletebiliriz. Su içerisine bir kaşık elma sirkesi de ilave edersek sudan alacağımız etkiyi azami seviyeye çıkarmış oluruz. Daha sonra ayağımızdaki kalın ölü derileri topuk taşı sürüp temizledikten sonra nemlendiricili bir ayak bakım kremi sürerek ayak bakımımızı tamamlamış oluruz.

Yaptığımız bakımlardan olumlu bir netice alamıyorsak dermatologdan ya da cilt bakım uzmanından yardım alabiliriz. Diyabet hastalarında ayakların bakımı ve tedavisi özel bir tedavi gerektirir. Bu yüzden şeker hastaları mutlaka uzman bir doktor gözetiminde ayak tedavisini yapmalıdır. Kendi başımıza yapacağımız bir bakım ayağımızın mikrop kapmasına, ayak yaralarının daha kötü hale gelmesine ve aşırı kanamalara sebep olabilir.

İlgili aramalar: topuk çatlakları için evde ne yapılabilir? topuk çatlağı nasıl geçer? topuk çatlağının tedavisi nedir?

Çarpıntı Nedir?

ÇARPINTI

Kalp hareketlerinin hızlanarak kalbin vuruş sayısının 1 dakikada 100'den fazla olması durumuna çarpıntı denir. Çarpıntı durumunda kalbin hızının yanısıra çoğu kez çarpma şiddetinin de arttığı gözlenir. Çarpıntı çoğu zaman fiziksel yönden sağlıklı kişilerde görülmektedir ve stres, bunalım gibi ruhsal nedenler çarpıntıyı tetiklemektedir. Bu tür çarpıntılarda kalple ilgili bir sorun yoktur. Kişiler genelde kalp hastalıkları olduğunu düşünür ve korku yaşarlar fakat durum tamamen ruhsal problemlerden kaynaklanmaktadır. Bunun tedavisi de ancak stresten uzak durma, dinlenme ve yatıştırıcı ilaçlar yardımıyla mümkündür.

İlgili aramalar: çarpıntı nedir? çarpıntı neden olur?

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Topuk Çatlağı Neden Olur?

TOPUK ÇATLAĞI NEDEN OLUR?

Topuk çatlağı pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bunlar dış nedenler olabileceği gibi bazı hastalıklardan kaynaklı da topuk çatlakları ortaya çıkabilir. Ayrıca kadınlarda menopoz dönemine girildiğinde menopoz döneminin olumsuz bir çok etkisinden biri de cilt kuruluğu ve kilo alımıdır. Bunlar da topuk çatlaklarına sebep olabilmektedir. Hızlı kilo alıp vermek vücuttaki diğer çatlaklar gibi topuk çatlağının da en büyük nedenlerinden biridir.

Aşırı kilolu kişilerin topuklarındaki basınç doğal olarak normal kiloya sahip bir insana göre daha fazla olur. Topuk üzerindeki bu baskı sonucu topuk çatlaklarına neden olur. Kişi de bir de cilt kuruluğu varsa topuk çatlağı olma ihtimali çok daha fazla artacaktır. Bazı hastalıkların da topuk çatlağına sebep olabildiğini söylemiştik. Bu hastalıkların başında mantar gelmektedir. Ayak mantarı olanlarda ayak derisinde kalınlaşma, kuruluk, pullanma ve dökülmeler olur. Bunlarda topuklarda çatlak oluşma riskini oldukça fazlalaştırır. Yine sedef hastalığı olanlarda ve egzama hastalarında ayak derisinde görülürse topuk çatlaklarını da beraberinde getirebilirler.

Diyabet ve Tiroid bezi hastalıkları gibi metabolik hastalıklar ayak cildinde kuruluğa ve bazen soyulmalara sebep olurlar. Bu da topuk çatlağına zemin hazırlar.

Dış nedenlerden kaynaklı topuk çatlaklarında yalın ayak gezmek en büyük riski oluşturur. Yalın ayak gezildiğinde ayak tabanında kuruma ve tozlanma olacaktır.

Topuk çatlağı sorunu yaşayan kadınlar ayakkabı seçerken de çok dikkat etmelidir. Çok düz tabanı olan ayakkabıların ve iç kısmındaki astarı sert olan ayakkabıların giyilmesi tavsiye edilmez.

Topuk Çatlağı Nedir?

TOPUK ÇATLAĞI

Topuk çatlakları dermatologların en fazla rastladığı cilt sorunlarından bir tanesidir. Bilhassa yaz mevsiminde topuk çatlağı şikayetlerinin sayısında artış görülmektedir. Topuk çatlaklarında topuklardaki sertlikler giderek artar ve çatlamalar görülür. Bazı zamanlar bu çatlakların kanadığı da görülür. Topuk çatlağı değişik hastalıkların neticesi olarak da ortaya çıkabilir. Bunlar nasır, cilt kuruluğu, mantar gibi bazı cilt hastalıkları olabileceği gibi egzama gibi sistemsel hastalıklarda olabilir.

touk çatlağı

Genelde iyi ayakta birden aynı anda görülen topuk çatlağı bazen ayağın sadece bir tanesinde de görülebilmektedir. Ayağımızda meydana getirdiği kötü görüntünün dışında ağrı yaparak yürümeyi zorlaştırır. Bu da yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiler. Ayrıca çatlaklarda açık yaralar oluşabileceği için buradan kolaylıkla vücuda mikrop girebilir. Bu da enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini oldukça arttırır.

Bacaklardaki Çatlaklar Nasıl Geçer?

Bacak Çatlakları Neden Olur?

Kadınların bir çoğu bacaklarındaki çatlaklardan şikayet ederler. Bilhassa bacağın üst ön ve arka kısımlarında meydana gelen bu çatlaklar çok sayıda kadının güzelliğine ciddi anlamda gölge düşürürler. Özellikle hamilelikten sonra bacaklarda çatlaklara sık rastlanır. Meydana gelen bu çatlakların oluşmasındaki en önemli neden hızlı kilo alıp vermektir. Hamilelikte çatlak oluşumu da aynı nedene dayanmaktadır. Bebeğin gelişimi ile birlikte anne hızlı bir şekilde kilo alır ve doğumdan sonra hızlı bir şekilde bu kiloları vermeye başlayabilir. Bacaklardaki bu genişleyip daralma çatlak oluşumuna neden olur.

Bacaklardaki Çatlarlar Nasıl Geçer?

Bunun önüne geçebilmek için cildi nemli ve yağlı tutmak gereklidir. Gün boyunca 8-12 su bardağı su içerek cildimizin ihtiyacı olan nemi vermeli ve ayrıca haricen de doğal bir yağ kullanarak bacaklarımızı yağlamalıyız. Piyasada bulunan bitkisel özlü yağlardan faydalanabiliriz fakat tekrar etmekte fayda var kullanacağımız yağ muhakkak doğal olmalıdır. Bir şeyi yiyemiyorsak onu cildimize de sürmemeliyiz. Bunun için en basit elde edebileceğimiz zeytinyağı işimizi görebilir. Zeytinyağı dışında bir yağ kullanmak istiyorsak badem yağı, kayısıyağı, kakaoyağı, cevizyağı ya da hindistanceviziyağı işimizi görecektir. Bunu dışında bacaklarda kan dolaşımını hızlandırmak için kuru ve yumuşak tüylü bir fırça hafifçe bacaklara sürülebilir veya bacaklara masaj yapılabilir. Yine bunlara ilave olarak duş almak, düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak bacaklardaki çatlak oluşumunu en aza indirir.

14 Mayıs 2013 Salı

Doğum Sonrası Kanama Ne Kadar Sürer?

Doğum Sonrası Kanama Ne Kadar Sürer?

Lohusanın(yeni doğum yapmış annenin) doğumdan sonraki 6-8 hafta içerisinde jinekolojik bir muayeneden geçmesi gerekir. Bu muayene cinsel organlar, karın ve göğüsleri içine alır. Özellikle gebelik sırasında büyük değişim gösteren rahmin, normal haline dönüp dönmediği araştırılır. Doğum kesileri de muayene edilerek yaranın ve yara izinin hakkında fikir edinilir.

Loşi adı verilen lohusalık akıntısı doğumun ilk saatlerinde başlar ve miktarı giderek azalır. İlk zamanlar kırmızı kan görüntüsü olarak görülen loşi giderek rengi açılır ve sonrasında tamamen kaybolur. Lohusalık akıntısının doğumdan sonraki 5. haftaya girildiğinde, özellikle kanla karışık olarak devam etmesi normal sayılmaz. Bu gibi durumlarda çoğu kez rahimde parça kalışı, iltihaplanma gibi patolojik bir olay akıntı ya da kanamaya neden olur. Anormal devam eden doğum sonrası kanamalarda kanamayla birlikte ağrı, kasılma gibi durumların yanı sıra kanamanın miktarında artış gibi durumlar görülür. Böyle bir durumda anne zaten bunun normal bir kanama olmadığını fark edecektir. Bu tür bir kanamada derhal doktora gidilmelidir.

Doğum sonu muayene esnasında da hekim emzirme, gebelikten korunma ve diğer konularda lohusanın merak ve endişelerini giderici bilgiler vermeli, ona yardımcı olmalıdır.

İlgili aramalar: lohusalık akıntısı ne zaman kesilir? lohusalık kanı ne zaman durur? doğum sonrası kanama en fazla ne kadar sürer

Doğumdan Sonra Adet Ne Zaman Başlar?

DOĞUM SONRASI ADET NE ZAMAN GÖRÜLÜR?

Doğum yapan her kadın doğumdan sonra adet ne zaman başlar sorusunun cevabını merak eder. Doğumun hemen sonrasında kanama görülür fakat bu görülen kanama adet kanı değildir. Görülen bu kanama, doğumdan sonra rahimin eski haline dönmesi sırasında meydana gelen kanamadır. Bu kanama giderek şiddetini azaltarak devam eder ve yaklaşık 2-3 hafta sonra da durur. Adet kanamasının başlamasını etkileyen önemli bir unsur annenin bebeğini emzirip emzirmediğidir. Çok emziren anneler ile az emziren anneler arasında da doğumdan sonra adet kanamasının başlangıç süresinde fark görülmektedir. Eğer anne bebeğini hiç emziremediyse, doğumdan sonra ilk adet görmeye doğumun yaklaşık 2,5 ay sonrasında başlayacaktır.

Prolaktin adı verilen hormon, hem anne için süt salgısını hazırlar hem de annenin yumurtlamasını engeller. Bu hormonun böyle davranmasının nedeni annenin bakıma ihtiyaç duyan bebeğiyle ilgilenmesini sağlamak ve bu süreçte yeni bir doğumun başlangıcını engellemektir. Yani prolaktin annenin hamile kalmasını engeller. Bebeğine dışarıdan su da dahil olmak üzere hiçbir ek besin vermeyen, bebeğini sadece emzirerek besleyen kadınlarda doğumdan sonra ilk adet başlangıcı 4 ila 12 ay gibi bir süreç aralığında başlar. Emzirme azaltıldığı zaman adet kanamasının başlangıcı giderek daha geriye çekilir. Emzirme devam ettiği sürece annenin 12 aya kadar adet görmemesi normal kabul edilmektedir.

Doğumdan sonra adet görülmesi, artık yeni bir gebeliğin başlayabileceğinin bir işaretidir. İlk adet kanamasından sonra yumurtlama artık mümkündür. Korunulmayan cinsel ilişkide hamile kalınabilir. Buradan adet kanaması görüldükten sonra hamile kalınabilir gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Çünkü bebek ek gıdalara başladıktan sonra adet kanaması görülmeden de annenin yeni bir gebelikle karşı karşıya kalması mümkündür. Bu tür bir durumla karşılaşmak istemeyenler mutlaka bu süreçteki ilişkilerde korunmalıdırlar.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Doğumdan Sonra Kabızlık

DOĞUMDAN SONRA KABIZLIK

Doğumu takiben lohusaların büyük kısmında ilk birkaç gün, barsak hareketlerinin ağırlaştığı görülür. Barsak hareketlerindeki bu yavaşlama çoğu kez kabızlıkla beraberdir. Barsak hareketlerinin yavaşlamasında doğum sonu ilk günlerin yatakta geçirilmesi önemli rol oynar. Ayrıca doğum kesisinin yarattığı acı ve hemoroid ağrısı da kabızlığın gelişmesinde ilave etkenlerdir.

DOĞUMDAN SONRA ORTAYA ÇIKAN KABIZLIK NASIL GİDERİLİR?

Bağırsak hareketlerini uyarma amacıyla doğumdan sonraki 3. gün bir kez lavman uygulanabilir. Aynı amaçla doktor tavsiyesi ile kabızlık giderici bir takım ilaç ya da şuruplar kullanılabilir. Anne bu dönemde emzirdiği için bilinçsiz bir şekilde ilaç kullanmamalıdır. Kabızlığa karşı bol sıvı tüketilmeli, taze sebze, meyve tüketilmeli ve lif yönünden zengin yiyeceklerle beslenilmelidir.

Doğumdan Ne Kadar Süre Sonra Banyo Yapılabilir?

Doğumdan Ne Kadar Süre Sonra Banyo Yapılabilir?

Doğumdan sonra 2. günden itibaren lohusa kadın kendisinde banyo yapacak gücü hissettiği takdirde banyo yapabilir. Banyonun, duş şeklinde yapılması önerilmekle birlikte küvet içinde oturarak da banyo yapılabilir. Bu suretle vücut temizliği ile beraber dış cinsiyet organları ve perine bölgesi de temiz tutulmuş, lohusa ruhsal bakımdan da rahatlamış olur. Perinede veya doğum yarasında ağrı duyulan zamanlarda, küvet içinde sıcak su banyoları ağrının hafifletilmesinde faydalı olabilir. Yalnız, bu tarz banyoda enfeksiyon tehlikesi bakımından suyun temiz olmasına son derece dikkat edilmelidir.

Lohusada duş veya küvet içinde hafif banyo ihtiyacının gece yatmadan evvel yapılması rahat bir uyku çekmeye de yardımcı olur. Sezaryenle yapılan doğumlardan sonra kesi üzerine su geçirmez bant yapıştırılmak suretiyle hastanın taburcu olduktan hemen sonra banyo yapması mümkün olmaktadır. Aşırı sıcak ve soğuk su ile banyo yapmamaya dikkat edilmelidir.

Doğumdan Sonra (Lohusalıkta) Egzersiz Hareketleri

DOĞUMDAN SONRA (LOHUSALIKTA) EGZERSİZ HAREKETLERİ



1. Dizler hafif bükük vaziyette sırtüstü yatılır ve kalça kasları kasılmak suretiyle bel öne doğru kavis çizecek şekilde karın yukarı kaldırılır.
2. Sonra kalça kasları gevşetilmek suretiyle bel düzeltilir ve karın aşağı indirilir.



3. Eller kalçalar yanında olmak üzere sırtüstü yatılır.
4. Bir bacak kalça ve dizden bükülmek suretiyle karına doğru çekilir; bilahare düz vaziyete getirilerek aynı hareket diğer bacakta yapılır.



5. Dizler bükük vaziyete sırtüstü yatılır.
6. Sonra eller dizlere yaklaştırılmak üzere baş ve omuzlar yukarı kaldırılır.



7. Eller yanlarda olmak üzere sırtüstü yatılır.
8. Sonra el ayaları ve ayak tabanlarına dayanmak üzere göğüs ve karın yukarı kaldırılır; bilahare eski vaziyete geçilir.



9. Yüzükoyun yatılarak bacak ve kollar gerilir.
10. Sonra gevşetilir.



11. Bacaklar bitişik olmak üzere sırtüstü yatılır.
12. Sonra eller aynı tarafa gelmek üzere dönüş yapılır. Bu hareket bir sağa bir sola olmak üzere tekrarlanır.

12 Mayıs 2013 Pazar

Ayak Kokusundan Nasıl Kurtulurum?

Ayak Kokusundan Nasıl Kurtuluruz?

Ayak kokusu olan kişiler bu problemden kurtulmak için ilk olarak, ayaklarında mantar hastalığı olup olmadığını öğrenmelidir. Mantar aynı zamanda ayak kokusuna da sebep olabileceği için mantarı tedavi edip ortadan kaldırmadan yapacağımız ayak kokusundan kurtulma yöntemleri pek bir işe yaramayacaktır. Ayak mantarının tedavisi için de cilt hastalıkları uzmanının önereceği mantar ilaçlarını kullanmamız gerekir.

Ayak kokusundan kurtulmak için ilk olarak yapacağımız hamle "ayağımızı kuru tutmak" olmalıdır. Ayakta kokuya sebep olan mikroorganizmalar nemli ortamda üredikleri için ayak kuru tutulmalı ve havalandırılmalıdır. Bu nedenle banyodan çıktığımızda ayaklarımızı parmak araları da dahil olmak üzere iyi bir şekilde kurulamalıyız. Bazı insanların normalde ayakları kokmaz fakat bazı ayakkabıları giydikten sonra ayakları kokar. Burada sorun ayakta değil giyilen ayakkabıdadır. Ayakkabının malzemesinden kaynaklı bir koku problemi vardır. Kokuya neden olabilecek havalanmayan ayakkabıları mümkünse hiç giymemek ya da uzun süre giymemek gerekir. Ayak kokusuna neden olacağı için yaz mevsiminde yazlık ve iyi havalanan ayakkabılar giyilmelidir. Ayrıca ayakkabılar giyilip çıkartıldıktan sonra havadar bir yerde muhafaza edilmelidir. Daha önceden mantar sorunu yaşamış ve bu sorundan kurtulmuş kişiler giydikleri ayakkabıları normal bir pudra ya da daha da iyisi mantar önleyici özelliği olan pudra ile pudralarsa, mantara yakalanma ihtimalini oldukça azaltmış olacaktır.

Ayak Kokusunun Tedavisi Nedir?

AYAK KOKUSUNUN TEDAVİSİ

Ayak kokusunun tedavisi için halk arasında bilinen bir çok yanlış tedavi yöntemi vardır. Bunlar; ayağı sirke ile yıkamak, ayakları alkolle yıkamak, ayakları siyah çayla yıkamak, ayağı tuzlamak gibi bazı inanışlardır. Bu yöntemlerin ayak kokusunu gidermede herhangi bir etkisi yoktur. Ayak kokusunu gidermek için bilinçsizce yapılan birçok işlem faydalı da olabilir fakat unutmamak gerekir ki bunların birçoğu ayak sağlığınızı olumsuz şekilde etkileyebilir. Ayak kokusunun tedavisi için ayağı siyah çayla yıkamanın, ayağı normal temiz su ile yıkamadan bir farkı yoktur. Ayaktaki kokuya ayağın üzerinde bulunana mikroorganizmalar neden olur. Ayak yıkandığı zaman ayaklardaki bakterilerin sayısı azalacağı için kokunun kaynağı ortadan kalkmış olacak ve dolayısıyla ayak kokusu gidecektir.

Ayak kokusunun tedavisi için kullanılan krem, merhem, losyon ve pudra türünde pek çok kozmetik ürün piyasada bulunmaktadır. Özellikle Avrupa'daki bazı kozmetik firmalar, bu alanda kendilerini yıllardır kanıtlamış ürünleri piyasaya sürmüşlerdir. Tüm eczanelerde bu ürünleri kolaylıkla bulabilir ve uygulayabilirsiniz. Bu tedavi yöntemlerine geçmeden ayak kokusunu önlemek için bazı uygulayabileceğiniz yöntemleri okumak için aşağıdaki benzer yazılarımıza bakabilirsiniz.

Doğumdan Sonra (Lohusalıkta) Spor Yapmak

DOĞUMDAN SONRA (LOHUSALIKTA) SPOR YAPMAK

Doğum sonu devrede gözönüne alınması gereken bir husus da bazı sporlar yapmak suretiyle vücudun eski faal durumuna getirilmesidir. Bilindiği gibi gebelik esnasında ve bilhassa son aylarda kadının fiziksel aktivitesi büyük ölçüde sınırlanmıştır. Bu faaliyetlerin doğum sonu devrede yeniden düzenlenmesi ve normale döndürülmesi gerekir. Bu bakımdan hafif spor faaliyetleriyle, doğum esnasında gevşemiş ve zayıflamış karın ve perine kaslarının kuvvetlenmesi de temin edilir. Açık havada yürüme, denize girme, yüzme ve diğer mutedil sporlar, kan dolaşımını düzenlemeleri yanında bol oksijen temini sebebiyle dokuları da canlandırırlar. Kadın spor yaptığı zaman çok geçmeden bunların büyük faydasını kendisi de hisseder.

10 Mayıs 2013 Cuma

Doğumdan Sonra (Lohusalıkta) Egzersizler

LOHUSALIK EGZERSİZLERİ (LOHUSALIK JİMNASTİĞİ)

Lohusalık döneminde iskelet ve karın kaslarına eski tonusunu kazandırmak amacıyla bazı egzersizler tavsiye edilebilir. Çünkü gebelik ve doğumu takiben çeşitli kas gruplarında tonus azalmış, eklemler arası bağlar gevşemiştir. Fıtık veya rahim sarkmasını önleme, vücuda eski duruş şeklini kazandırma amacıyla doğum sonu egzersizlere önem verilmelidir. Bu egzersizlerin, fiziksel gücü artırmada önemli rolü vardır. Bu hareketler ayrıca, vücutta toplanmış aşırı yağların erimesine de yardımcıdır.

Karın, perine, sırt, kol ve bacak kaslarını çalıştırma amacıyla yapılan bu egzersizlere, doğumu takiben 1. gün başlanır; 10. güne kadar değişik hareket motifleri öğrenilir. Bu egzersizler, lohusayı yormayacak şekilde düzenlenmiş vücut hareketlerini kapsar. Öğrenilen her hareket, sabah ve öğleden sonra olmak üzere dörder defa tekrarlanır ve hergün, bir evvelki harekete yeni bir hareket ilâve edilir. 10 gün içinde tamamlanan bu hareketler zincirine lohusa kadın kendini yormaksızın bir ay kadar devam etmelidir.

Kas Krampı

KAS KRAMPI

Kaslar üzerine ağır ve yoğun tempoda yüklenilirse ortaya ani kramplar çıkabilir. Ani kramp denilen bu durum kasılan kasın gevşememesidir. Kas kramplarında kas kasılı bir şekilde kalarak şiddetli ve dayanılmaz bir acı verir.

Kas Krampları Neden Olur?

Kramp, kasların geçici olarak besinsiz ve oksijensiz kalmasının neticesinde ortaya çıkan durumdur. Uzun süre herhangi bir sportif faaliyette bulunmayan ve idmansız bir şekilde koşan ya da futbol oynayan kişilerde gece uyurken çok sık rastlanılan bir şikayettir. Ayrıca soğuk suya ani şekilde girişlerde kramp nedenidir. Bunun üzerine bir de kişinin uzun süre sportif faaliyette bulunmaması ve yorulması da eklenirse kramp kaçınılmaz olur. Bu sebeple deniz ve havuz gibi yerlere girdiğinde bunu unutmayarak boyumuzu geçen derin sularda yüzmemeliyiz. Sadece bu yüzden her yıl yüzlerce insanın boğularak öldüğünü unutmamak gerekir.

Kramp Nasıl Geçer?

Kramp girmesi durumunda kramp giren bölgedeki kasları masajla ovarak gevşetmek çoğu zaman işe yarar.

Doğumdan Sonra (Lohusalıkta) Beslenme

LOHUSALIKTA BESLENME

Lohusallk devresinde dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri gıda düzeni konusudur. Bilindiği gibi gebeliğin son aylarında ve doğumdan sonra kilo almaya eğilim mevcuttur. İştah artımı kontrol altına alınamadığı takdirde doğumdan sonra şişmanlık ortaya çıkar. Bu bakımdan fazla yemekten daima sakınılmalıdır. Lohusalık döneminde uygulanacak düzenli bir diyet, anneyi gebelikten önceki kilosuna kavuşturur.

Emziren kadının genellikle 2.600-3.000 kaloriye ihtiyacı vardır. Bunu temin için annenin lohusalık devresinde de protein, karbonhidrat, yağ gibi temel maddeleri yeterli miktarda alması gerekir. Bu devre esnasında vücuda yeterli sıvı girişine de süt salgılanmasını belli seviyede tutma bakımından dikkat edilmelidir.

Lohusallk devresinde gıda ile ilgili kurallar uygulanırken, annenin sütünü kuvvetlendirecek bazı maddelerin de vücuda girmesi gerekir; çünkü bebek ilk hayat enerjisini bu dönem içinde kazanmaktadır. Bebek, emzirme devresinde ne kadar kuvvetli bir enerji alırsa ilerde de o kadar normal ve sağlıklı bir çocuk olarak gelişecektir. Bu bakımdan yeterli süt oluşması için gerekli maddeler, anne diyetinde bulunmalıdır. Bunların başında D vitamini gelir. Bu vitamini yeterince temin için emziren annenin günde en az 1 litre süte ihtiyacı vardır. Bu suretle bebek için, ilk aylarda büyük tehlike olan raşitizm önlenmiş olur. D vitamini içeren damlalar kullanılarak da bu eksiklik giderilebilir. Lohusa diyetinin gebelikte olduğu gibi diğer vitamin ve minerallerle de takviyesi gerekir. Bu amaçla emziren kadına vitamin-mineral karışımından oluşmuş bir ilacın uygun dozlarda verilmesi faydalı olabilir.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Doğumdan Sonra (Lohusalıkta) Meme Bakımı

DOĞUMDAN SONRA (LOHUSALIKTA) MEMELERİN BAKIMI

Emziren lohusalarda memelerin ve meme uçlarının bakımı son derece önemlidir. Doğumu takiben 2-3 gün içinde salgılanmaya başlayan sütün yaptığı tazyik sebebiyle göğüslerde kısa zamanda dolgunluk görülür. Süt birikimimin sebep olduğu bu ilk dolgunluk bazı lohusalarda "süt ateşi" adı verilen ve 12-24 saat devam eden hafif bir ateş yükselmesine sebep olabilir.

Dolgunluk, memelerde ağırlık hissi ve ağrı yaratabilir. Bu gibi durumlarda günde birkaç defa 10-20 dakika süre ile memeler üzerine buz tatbiki, rahatsızlığın hafifletilmesinde yardımcıdır. Yine bu amaçla uygun bir analjezik kullanılabilir. Ağırlık hissini önleme amacıyla göğüsler uygun bir sutyen ile alttan desteklenmeli, sarkık durumdan kurtarılmalıdır. Her memenin karşı omuz istikametinde kaldırılması gerekir; bununla beraber sutyenin sıkı olmamasına bilhassa dikkat edilmelidir. Emziren kadında sutyen kullanılışı, vücut estetiğini koruma bakımından da psikolojik etki yaratır.

Lohusalık devresinde göğüslerdeki ağırlık hissini hafifletmek için her meme sutyen içinde karşı omuz yönünde kaldırılmak üzere alttan desteklenmelidir.

Memeler aşırı dolduğu zaman bebek süt emişte güçlükle karşılaşır. Bu gibi durumlarda emzirirken, meme dokusuna baş parmak ve işaret parmağı arasında ileriye doğru hafif tazyik yapmak süt çıkımına büyük ölçüde yardım eder. Aşırı dolgunluk durumlarında gerekirse el yardımı veya «süt çekeceği» ile toplanan süt dışarı alınmalıdır.

Doğumu takiben 48-72 saat içinde oluşmaya başlayan süt salgısı, lohusalığın 2. haftasında en üst seviyeye erişir; bundan sonra çeşitli faktörlerden etkilenmekle beraber emzirme dönemince sabit bir miktarı muhafaza eder. Annenin unutmaması gereken hususlardan birisi, emzirmenin 4-6 saat gibi belli aralıklarla tekrarlanması ve her seferinde her bir memenin 5-10 dakika emzirilmesidir; bu suretle memelerde süt birikimi önlenecek, her iki meme de aynı anda boşalma fırsatı bulacaktır.

Lohusalık devresinde ateş yükselmesiyle beraber memelerde kızarıklık, şişlik ve hassasiyet geliştiği zaman hemen bir doğum hekimine başvurulmalıdır.

Memenin uzun süre emzirilmesi sonucu bazen meme başında sıyrıklar, hatta çatlaklar gelişir. Bu gibi durumlarda meme başı ya bir süre emzirmemek suretiyle dinlenmeye bırakılmalı veya eczanelerden bulabileceğiniz uygun bir meme başlığı ile meme başı korunmak suretiyle emzirmeye devam edilmelidir. Sıyrıkları önleme veya tedavi amacıyla uygun lanolinli kremler de kullanılabilir. Bu kremlerin emzirmeden önce ıslak bir pamuk ile meme başından silinmesi, emzirmeyi takiben tekrar uygulanması gerekir. Bununla beraber meme başında herhangi bir sıyrık mevcut değilse emzirmeden önce her iki meme başını temiz su ile silmek, emzirmeler arasında ise temiz bir gazlı bezle kapatmak yeterlidir.

Bazı lohusalarda, sütün dışarı taşması sonucu meme başı çevresinde, kurumuş süt taneciklerinin toplandığı görülür. Temizlenmediği takdirde meme başına kabuklaşmış manzara veren bu tanecikler ılık su ile silinerek temizlenebilir.

Doğumdan Sonra Perine ve Epizyotomi Bakımı

DOĞUMDAN SONRA PERİNE VE EPİZYOTOMİ BAKIMI

Lohusalık döneminde perine temizliğine son derece dikkat edilmelidir. Çünkü bu bölgeden kaynaklanan bakteriler kolaylıkla üreme organlarına ulaşabilirler. Bu bakımdan doğum sonu devrede perine ve dış cinsiyet organları günde bir veya iki defa antiseptik eriyikte ıslatılmış pamukla silinmek suretiyle temizlenmelidir. Aynı amaçla duş şeklinde banyo da perine temizliğinde faydalıdır. Bu temizliğin yanı sıra perine bölgesi temiz pamukla, hasta bezi ile ya da uygun başka bir ped ile korunmalı, kirlenen takımlar sık olarak değiştirilmelidir.

Lohusanın büyük dışkılamadan sonra taharet şekline dikkat etmesi de epizyotomi (doğum için yapılmış ameliyat kesisi) bakımında önem kazanır. Taharet, daima önden arkaya doğru yapılmalıdır; aksi takdirde epizyotomi kesitinin dışkı ile enfekte olabileceği unutulmamalıdır. Ameliyat yerinin olduğu bölgeye kesinlikle dışkı bulaşmamalıdır. Ayrıca her aptes veya idrardan sonra perine bölgesindeki pamuk değiştirilmelidir.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Doğumdan Sonra İstirahat (Dinlenme)

DOĞUMDAN SONRA İSTİRAHAT

Doğum sonu ayağa kalkış, asla normal faaliyete tamamen dönüş anlamına yorumlanmamalı, lohusa aşırı faaliyet ve hareketlere yönelmemelidir. Lohusanın normal fiziksel aktivitesini kazanabilmesi için en az 4-6 haftalık bir zamana ihtiyacı vardır. Bu bakımdan doğum yapmış anne, düzenli bir yaşayış içinde bulunmalı, gece uykusu yanında, öğleden sonra da kendisine 2-3 saatlik bir dinlenme zamanı ayırmalıdır. Bu istirahatin, doğumu izleyen ilk hafta, günün yarısını kapsayabileceği hatırlanmalı, yorgunluğa zemin hazırlanmamalıdır. Lohusalığın ilk haftasındaki bakım ve istirahatin annenin ileride ki sağlığı üzerinde etkisi büyüktür.

Bu dönemde anneye, gerek bebek bakımı gerek ise ev işlerinde yardımcı olunmalıdır. Özellikle yorgunluğunu önleme ve istirahati bakımından lohusalığın ilk haftasında ziyaretçi sayısı sınırlandırılmalıdır. Yeni doğum yapmış kadınları ziyarete gitmek için çok acele etmemek gerekir. Esasında doğum ziyaretlerine doğumdan 30-40 gün sonra gidilmesi daha uygundur.

Çalışan kadına kanun ve tüzükler doğum sonu belli bir süre istirahat hakkı tanımışlardır. Memleketimizde de çalışan kadına, 2013 yılı itibariyle doğum öncesi 8 ve doğum sonra 8 olmak üzere 16 haftalık ücretli doğum izni verilmektedir.

Doğum İzni Ne Kadar?

DOĞUM İZNİ NE KADAR?

Kadın memura ve SSK'lı kadın çalışanlar; Doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta doğum izni verilmektedir. Bir kerede ikiz, üçüz ve daha fazla doğum yapılan çoğul gebelik durumlarında ise, doğum öncesi 8 hafta izin süresine 2 hafta daha eklenerek 8 yerine 10 hafta doğum öncesi izni verilir. Fakat doğumdan önce kendini iyi hisseden ve sağlık yönünden çalışmasında bir sakınca bulunmayan kadınlar, bu durumu doktor raporuyla belgeler ise doğumdan önceki 3 haftaya kadar kurumlarında çalışabilir ve doğum öncesi kullanmadıkları bu 5 haftalık izin süresi doğum sonrasına eklenir 8+5=13 hafta doğum sonrası izin yapılır. Tüm bu hesaplar yapılırken gerçek doğum tarihi değil, son adet tarihine göre hesaplanan beklenen doğum tarihi esas alınır. Çünkü doğum, ameliyat tekniğine göre ya da bebeğin durumuna göre daha önce ya da geç gerçekleşebilir.

2013 yılı itibari ile üzerinde çok konuşulan doğum izninin toplam 6 aya çıkarılması hala üzerinde çalışılan bir konudur ve henüz yasalaşmış değildir. Bu konu eğer yasalaşırsa memur ve sgk'ya tabi çalışan kadınlar doğum öncesi 12 ve doğum sonrası 12 hafta olmak üzere toplam 24 hafta doğum izni kullanabilecekler.

İlgili aramalar: ssklılar için doğum izni kaç gündür? doğum izni kaç haftadır? doğum izni süresi kaç aydır? memurlar için doğum izni ne kadardır?

Doğumdan Sonra Erken Ayağa Kalkma

DOĞUMDAN SONRA ERKEN AYAĞA KALKMA

Doğumu takiben lohusanın ne zaman ayağa kalkabileceği daima cevaplandırılması gereken bir sorudur. Lohusa, epizyotomi yapılmamış ise (sezaryen gibi herhangi bir doğum kesisi yoksa) genellikle 12-24 saat sonra bir yardımcı eşliğinde ayağa kalkabilir. Yataktan bu ilk kalkış, genellikle tuvalet ihtiyacını yerine getirmeye yönelmiştir. Bununla beraber, bu eğilim lohusanın istek ve iradesine bırakılmalı, ilk 24 saat istirahat ihtiyacı duyuyorsa ayağa kalkması için baskı yapılmamalıdır.

Epizyotomili lohusalarda ayağa kalkma süresi 24 saat kadar geciktirilebilir. Bununla beraber lohusa kadın yattığı süre esnasında kol ve bacaklarını hareket ettirmeli, sık şekilde pozisyon değiştirmelidir. Yüzükoyun yatış dahil lohusanın istediği pozisyonu almasında hiçbir sakınca yoktur.

Erken ayağa kalkışın moral bakımdan olduğu kadar bağırsak ve mesane çalışmasını düzenleme bakımından da büyük faydaları vardır. Ayrıca dolaşım ve solunum faaliyetleri de düzenlenir. Ayağa kalkan ve gezinen lohusada akıntı rahimde toplanmaksızın daha kolay boşalma imkanı kazanır. Yine kanama tehlikesi de azalır. Bu şartlar rahmin eski haline dönüşünü büyük ölçüde kolaylaştırır. Bu bakımdan durum normal seyrettiği sürece lohusa, mümkün olduğu kadar erken ayağa kalkıp dolaşmalıdır. Ağır kaldırmak, ağır egzersiz hareketleri yapmamak ve kendini fazla yormamak gerekir fakat günlük işlerde de kendine hareket kısıtlaması getirmemelidir.

Lohusa, sağlık kuruluşundan taburcu edilirken, evinde geçireceği günler esnasında da devamlı yatmaması, açık havada yürüyüşler yapması öğütlenmelidir. Hatta gerektiğinde bir veya iki kat merdiveni çıkabileceği de söylenmelidir. Bununla beraber ilk 2 hafta esnasında lohusaların büyük bir kısmında çeşitli faktörlere bağlı olarak vücut direncinin azaldığı dikkati çeker. Bu bakımdan lohusalık döneminde aşırı egzersiz ve yorgunluktan daima kaçınılmalıdır. Bazı hamileliklerden sonra hastanın aile ve çevresinin hastanın eğilmesine, kalkmasına, yürümesine müdahale etmesi doğru değildir. Doğum sonra kendinizi aşırı yormamanız dışında günlük rutin hayatınıza devam edebilirsiniz. Bol bol hava almayı, yürüyüş yapmayı da ihmal etmeyin. Bunlar doğum sonrası bunalımı da daha kolay ve çabuk atlatmanızı da sağlayacaktır.

7 Mayıs 2013 Salı

Doğumdan Sonra Rahim Ağrısının Hafifletilmesi

DOĞUMDAN SONRA RAHİM AĞRISININ HAFİFLETİLMESİ

Doğumu izleyen ilk hafta içinde rahim kasılmalarının zaman zaman ağrı yaratarak şikayet sebebi olduğu görülür. Bu ağrılar özellikle ilk günler daha belirgindir. Rahim kasını kuvvetlendirici ilaçların kullanılması ve emzirme olayının başlayışı, bu kasılmaları daha da sıklaştırmak suretiyle ağrının şiddetlenmesine yol açar. Bebek meme emerken ağrılar daha belirgin hale gelir.

Rahim ağrısından şikayetçi lohusalar, günde 2-3 defa hekimin uygun göreceği bir analjezik kullanabilirler; bununla birlikte ağır analjeziklerden her zaman sakınılmalıdır.

Loşi

LOŞİ NEDİR?

Doğumdan sonra lohusalık devresi boyunca "loşi" adı verilen vaginal bir akıntı mevcuttur. Buna lohusalık akıntısı da denir. Bu akıntı, başlangıçta kanla karışık olup kırmızı renktedir. Loşi, birinci hafta sonunda taze kan niteliğini kaybederek kahverengi-sarımtrak bir renge bürünür; bu renk ikinci hafta sonlarında sarımsı beyaz renge dönüşür. Loşi bu özelliğiyle bir hafta daha devam ederek 3. veya 4. lohusalık haftası içinde tamamen durur.

Gebelik akıntısı başlangıçta steril olmasına rağmen birkaç gün içinde bakterilerin karışmasıyla kirlenir; tıpkı adet kanı kokusuna benzeyen kendine has bir koku kazanır.

Lohusalık akıntısının uzun süre kanla karışık olarak devam ettiği durumlarda mutlaka doktora haber vermek gerekir.

Lohusa, akıntısı devam ettiği sürece temiz pedler, hasta bezleri ya da steril pamuk kullanılmalı, perine (cinsel organ ve çevresi) temizliğine dikkat edilmelidir. Doğumu takiben ilk gün fazla pamuk kullanılmasına rağmen, daha sonraları, loşinin hafiflemesine bağlı olarak, ihtiyaç duyulan pamuk miktarı da azalır. Günümüzde çoğu kadın doğumdan sonra ilk birkaç gün hasta bezi kullanmakta ve sonrasında ise uygun bir ped kullanmaya devam etmektedir.

İlgili aramalar: loşi nedir? lohusalık akıntısı nedir? doğumdan sonra akıntı ne zaman kesilir?

Doğumdan Sonra Kilo Kaybı

DOĞUMDAN SONRA KİLO KAYBI D Doğumdan sonra vücut ağırlığında 6-8 kg. kadar bir azalma dikkati çeker. Bu kaybın yaklaşık olarak 3-4 kilogramı bebeğe, 0.5-1 kilogramı plasenta ve eklerine aittir. Ayrıca geçici olarak artan idrar ve lohusalık akıntısı ile de bir miktar sıvı kaybedilir. Lohusalığın ilk haftasında görülen bu ağırlık azalışı, lohusa kadında iştahın artması ile kısa zamanda telafi edilir.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Ayak Kokusu Nasıl Önlenir?

AYAK KOKUSU NASIL ÖNLENİR?

Ayak kokusu, özellikle yaz aylarında bize ve çevremize rahatsızlık veren, sinir bozucu bir sağlık sorunudur. Fakat ayak kokusunu önlemek için bazı basit önlemler alabilir ve bu sorunun üstesinden kolaylıkla gelebiliriz. Öncelikle ayak kokusunun nedeninin ayaktaki havasız ve nemli ortam olduğunu, bu ortamın ayakta kötü kokuya sebep olan bakterilerin üremesine yardımcı olduğunu bilmek gerekir. Ayak kokusunu önlemek için alabileceğimiz önlemler şunlardır;

1. Mümkünse günlük olarak ayakkabı değişmek değil ise giydiğimiz ayakkabıyı giyip çıkardıktan sonra açık bırakıp havalanmasını sağlamak.

2. Ayakkabı nemli kalıyor ise mutlaka kurumasını sağlayacak havadar bir ortama koymak.

3. Terlemeyi alan pamuklu çoraplar giymek. Ayakta terleme yapan naylon çorapları giymemek ve giydiğimiz çorapları günlük olarak değiştirmek.

4. Ayaklarımızı eve geldikten sonra ve yatmadan önce yıkamak. Yıkadıktan sonra parmak araları da dahil olmak üzere iyice kurulamak.

5. Doğru ayakkabı seçimi yapın. Yeterince hava almayan bir ayakkabı ayağın terlemesine ve bakteriler için güzel ama bizim ve çevremizdeki insanlar için kötü bir ortamın oluşmasına sebep olur. Özellikle yaz mevsimleri için bol gözenekli ayakkabılar tercih edilmelidir.

Ayak kokusu için alabileceğimiz basit önlemler bunlardır. Bunların dışında, tüm eczanelerde bulunan, ayak kokusunu önleyici medikal ve kozmetik bazı ürünler kullanılabilir. Bu ürünler ayağı dezenfekte ederek ayaktaki kokuya sebep olan bakterilerin üremesini sınırlar. Bu ürünler genelde krem ve losyon şeklinde piyasada bulunur.

Eğer ayakta mantar ya da başka bir cilt hastalığı gibi, tıbbi tedavi gerektiren başka bir durum söz konusu ise öncelikle bu sorun bir cilt hastalıkları uzmanından yardım alarak çözülmelidir. Eğer kokuya neden olan tıbbi bir durum söz konusu değil ise yukarıdaki önlemleri almak çoğu zaman yeterli olur.

İlgili aramalar: ayak kokusu nasıl önlenir? ayak kokusunu önlemek için ne yapmak gerekir?

Ayak Kokusunun Nedeni Nedir?

Ayak Kokusunun Nedeni

Ayak kokusunun nedeni ayak florası dediğimiz ayaktaki bakteri örtüsündeki bakteri yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Bazı kişilerde bakterileri türlerinin yoğunluğu farklılık gösterir. Bu da ayak kokusuna neden olur. Ayağın ve ayakkabıların havasız bırakılması, hava almayan ve ayağı terleten ayakkabılar giyilmesi, çok uzun süre ayakkabı giymek, çorapları günlük değiştirmemek, ayakları düzenli yıkamamak ayak kokusuna neden olan diğer etkenlerdir. Ayakkabıların ayakta uzun süre kalması terlemeye yol açar ve terle birlikte oluşan nemli ortam kokuya neden olan bakterilerin üremesini kolaylaştırır. Bu nemi alacak pamuklu bir çorap da giyilmemiş ise, ayakkabıya oksijen girişi de gerçekleşmiyorsa mikroorganizmaların üremesi için ortam çok uygun hale gelir.

Mide Yanmasını Hemen Ne Geçirir?

MİDE YANMASINI NELER HEMEN GEÇİRİR?

Mide yanmasının geçici ve sürekli tedavisinde kullanılan bir çok ilaç vardır. Anlık tedavide kullanılan ilaçlar genel olarak mide asidini nötralize ederler. Uzun süreli tedavide histamin blokerleri ya da proton pompası inhibitörleri gibi geniş spektrumlu pek çok ilaç vardır. Mide yanmasını rahatlatmak için o an evde var olan bir bardak süt ya da asitsiz bir içecek alarak mide yanmasını rahatlatılabilir. Yine katı meyve sıkacağında hazırlayabileceğiniz çiğ patates suyu da mide yanmasına iyi gelir. Birkaç dilim kızarmış ekmek yiyerek de mide asitlerini azaltabilir yanma hissini geçirebilirsiniz.

Anti-asit pastilleri de mide yanmasına en çabuk etki eden ilaçlardır. Bu ilaçların uzun süreli kullanılmasının bilinen önemli bir zararı yoktur, sadece vücuttaki asit-baz dengesini bir miktar bozabilirler. Bunun da sağlık açısından önemli bir sorun teşkil ettiği pek görülen bir durum değildir. Anti-asit pastillerinin en önemli dezavantajı etkilerinin çok kısa sürmesidir. Yani pastil alındıktan hemen sonra etki etmeye başlar fakat bu etki sadece birkaç saat kadar sürer. Mide yanması çekenlerin mideleri dolu iken yani yemeklerden hemen sonra yatar pozisyona geçmemeleri ve uyumamaları gerekir. Çünkü mide asitleri yatar pozisyonda yemek borusuna doğru bir çıkış yapacağı için yemek borusuna zarar verebilir.

İlgili aramalar: mide yanmasını ne hemen geçirir? mide yanmasını ne rahatlatır?

Doğumdan Sonra Boşaltım Sistemindeki Değişiklikler

DOĞUMDAN SONRA BOŞALTIM SİSTEMİNDE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Doğumu takiben böbrek çalışmasının hızlanışı sebebiyle idrar salgılanışında ilk hafta geçici artış görülür; fakat mesane kaslarındaki tonüs gevşekliği idrar çıkışını çoğu kez kesintiye uğratır ve kısa zamanda mesanede idrar birikimi meydana gelir. Kendi kendine idrara çıkışta güçlük mevcuttur. Bu bakımdan lohusa kadın ilk günlerde idrar edemediği takdirde mutlaka sonda ile mesane(idrar kesesi) boşaltılmalıdır. Doğum sonu idrar artışı ile gebelik boyunca vücutta tutulan fazla su dışarı atılmaktadır.

Doğum sonu bol idrar oluşmasına rağmen mesane faaliyetinin ağırlaşması tamamen fizyolojiktir; çünkü gerek ağrı devresi gerekse doğum esnasında en fazla baskıya maruz kalan organlardan biri mesanedir. Ayrıca doğum esnasında bölgesel anestezi uygulandığı zaman mesane sinirleri de bir süre etkilenmektedir. Bu etkenler sebebiyle ağırlaşan mesane faaliyeti kendisini organda idrar birikimi ile hissettirmektedir.

Doğum sonu mesane çalışmasının normale dönüşünde lohusanın erken ayağa kalkması bilhassa önemlidir. Ayrıca küvet içinde yarım banyo da idrara çıkışı kolaylaştırmada önemli rol oynar. Bu amaç ile gerekirse hekimin tavsiye edeceği bir ilaç da kullanılabilir.

Gebelik esnasında hormonal etki ile genişlemiş olan her iki üreter(böbrek kanalı) ve böbrek havuzları erken lohusalık devresinde adım adım eski hallerine dönerler.

5 Mayıs 2013 Pazar

Hamilelikte Saç Boyanır Mı?

HAMİLELİKTE SAÇ BOYANIR MI?

Uzmanlar, embriyonun geliştiği ilk 8 hafta boyunca, dışarıdan herhangi bir yabancı madde girişinin, bebeğin sağlığı açısından tehlikeli olabileceğini düşünürler. Saç boyaları ve saç şekillendirici kimyasallar amonyak gibi bazı toksik maddeleri içeriğinde barındırabilirler. Günümüzde saç boyalarında kullanılan amonyağın miktarı oldukça düşürülmüştür. Bunun yanısıra doğal bir takım saç boyaları da bulunmaktadır. Yapılan klinik çalışma sonuçlarına göre; anne saçını hamileliğinin hangi ayında boyarsa boyasın, bunun bebeğe zararı olmayışıdır. Yine de bazı doktorlar ilk üç ay içerisinde saç boyanmasını, bebeğin sağlığı açısından uygun görmezler. Saç boyasının yanısıra brezilya fönü yapılırken kullanılan bazı kimyasalların bebeğin sağlığına zarar verebileceği düşünülmektedir. Özellikle brezilya fönü sırasında kimyasalların dumanını solumak anne ve bebeği açısından, kullanılan kimyasalların türüne ve dozuna göre oldukça tehlikeli de olabilir. Bu sebeple saç boyası ve şekillendirici seçerken ürünün içerisindeki kimyasalları incelemek ve hamilelik için uygun olup olmadıkları notunu ürün üzerinde araştırmak gerekir.

Ağız Sütü Nedir?

AĞIZ SÜTÜ

Doğumu takiben memeden gelen sarımsı renge sahip ve kıvamı koyu olan ilk süte ağız sütü ya da kolostrum denir. Ağız sütü doğumdan sonraki ilk üç boyunca salgılanmaktadır. Bunun yanısıra bazen henüz doğum gerçekleşmeden önce de salgılanabilmektedir. Bazı anneler ağız sütünün kötü göründüğünü düşünür ve sağlıksız sanarak bebeklerine vermezler. Oysa ki ağız sütü bebeğin ilk aşısıdır. Bebeğinizin bağışıklık sistemini oldukça güçlendirerek onu mikroplara karşı savunmasız durumundan kurtarır. Bebeğinizin bağırsak hareketlerini düzenleyerek bebeğinizin ilk kakasını kolaylıkla yapmasını sağlar.

Doğumdan sonraki ilk yarım saat bir saat içerisinde bebeğinizi emzirerek ağız sütünüzü az gelse bile ona mutlaka verin. Sonrasında miktarında artış olacaktır. Bebeğiniz için hayatı boyunca alacağı en önemli besin olacak olan ağız sütünü ondan esirgemeyin ve daha sağlıklı bir gelecek için en az ilk altı ay onu kendi sütünüzle besleyin.

İlgili aramalar: ağız sütü nedir? ağız sütü nasıl olur? ağız sütü bebeğe verilir mi?

Anne Sütünün Önemi

ANNE SÜTÜNÜN ÖNEMİ

Anne bebeğinize ilk 6 ay başlı başına yetebilecek, ondan sonra ise bebeğiniz ihtiyaç duyduğu süre kadar verebileceğiniz (bu sürenin ek gıdalarla birlikte 3 yıla kadar uzayabildiği görülmektedir), bebeğinizin beden ve zihin gelişimi için ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini içerisinde barındıran tek ve en kıymetli besindir. Anne sütü doğumdan sonraki saatler içerisinde, kolostrum ya da ağız sütü dediğimiz sarımsı rengi olan maddeyi de salgılar. Ağız sütü dediğimiz bu sarımtırak renkli anne sütü çocuk için oldukça kıymetlidir çünkü. Çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirir, bağırsak fonksiyonlarını düzenler, ishale yakalanmasını engeller ve bebeğinizin mikroplara karşı dirençli olmasını sağlar. Anne sütü alan çocukların beyin gelişimi de sağlıklı bir şekilde devam eder ve bu sebepledir ki anne sütü ile beslenen çocukların zihinsel kavrama yetenekleri daha iyi olmaktadır.

Anne sütünün anne içinde bir çok avantajı vardır. Herhangi bir hazırlık gerektirmez. Anneden direkt olarak çocuğa verildiği içinde enfeksiyona yakalanma riski içermez. Annenin psikolojik olarak rahatlamasını, bebeği ile arasındaki manevi bağın kuvvetlenmesini sağlar. Lohusalık depresyonu dediğimiz emzirme dönemi psikolojisini atlatmasını sağlar. Anormal seyredebilecek rahim kanamalarını engeller. Annenin ileri dönemde yakalanabileceği meme kanseri ve rahim kanseri gibi ciddi hastalıkları büyük oranda engellediği, klinik olarak da kanıtlanmıştır. Buradan da anladığımız üzere, anne sütünün önemi sadece bebek için değil anne için de oldukça fazladır.

Anne sütü alan bir bebek ile almayan bir bebeği kıyaslayacak olursak;

Anne sütü alan bebeklerin astım, bronşiolit, bronkopnömoni gibi solunum hastalıklarına, alerjik hastalıklara yakalanma oranı anne sütü almayan bebeklere göre çok daha düşüktür. Otizm gibi zihinsel rahatsızlıklara, bebeğinizin ileri dönemlerde karşılaşacağı ishal ve gastroenterit gibi mide ve bağırsak hastalıklarına ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski azalır.

İlgili aramalar: anne sütünün önemi nedir? anne sütünün faydaları nelerdir? ağız sütü nedir?

Doğumdan Sonra Dolaşım Sisteminde Görülen Değişiklikler

LOHUSALIKTA DOLAŞIM SİSTEMİNDE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Gebelik süresince önemli derecede değişikliklere sahne olan kalp ve dolaşım sistemi, lohusalık devresinde yavaş yavaş normale döner. Gebelik esnasında %20-25 oranında artan kan hacminin büyük bir kısmı plasentanın çıkış devresi esnasında fizyolojik kanama ile dışarı atılır. Doğumu takiben 2 hafta içinde plazma hacmi, hemoglobin ve eritrosit değerleri normale döner. Lökosit sayısında ise doğum esnasında ve onu takiben 12.000-15.000'e yükselen bir artış görülür; fakat birinci haftadan itibaren lökositler de kanda normal değerlerini kazanırlar.

Doğumdan Sonra Memelerde Meydana Gelen Değişiklikler

LOHUSALIKTA MEMELERDE MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Memelerde, doğumdan sonra hormonal mekanizma ile süt oluşmaya başlar. Bu suretle 2. veya 3. günden itibaren kolostrum adı verilen sarımsı beyazımtırak sıvı, yerini yağ damlacıkları, protein, şeker, tuz ve sudan oluşan gerçek anne sütüne bırakır.

Memelerde, süt oluşması nedeniyle kısa zamanda dolgunluk ve ağırlaşma meydana gelir. Bu dolgunluk, bebeğin düzenli aralarla meme emmesi suretiyle ortadan kaldırılır ve bu olaylar doluş-boşalış şeklinde emzirme devresince devam eder. Emziren kadında doğum sonu rahim küçülüşünün daha düzenli ve çabuk seyrettiği dikkati çeker.

Emzirmeyen annede göğüslerdeki ilk birkaç günlük dolgunluğu takiben süt salgısının azaldığı ve göğüs şişkinliğinin hafiflediği görülür. Bu suretle süt birikiminin sebep olduğu ağrı da kısa zamanda ortadan kalkar.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Doğumdan Sonra Karın Sarkması

DOĞUMDAN SONRA KARIN SARKMASI

Gebelik devresinde ileri derecede gerilmiş olan karın kasları ve karın derisi, doğumu takiben tamamen gevşek durumdadır. Karın kaslarının tekrar eski gerginliklerini kazanmaları lohusadan lohusaya büyük farklar gösterdiği gibi zamana da ihtiyaç gösterir. Bununla beraber her doğum karın duvarında az veya çok bir gevşeme ve sarkma meydana getirir. Bu durum fazla doğum yapmış kadında daha belirgindir.

Karın kaslarının eski gerginliklerini kazanmasında lohusalık jimnastiği önem kazanır. Belli figürler içinde yapılan bu günlük egzersizler, karın, perine, kalça ve bacak kaslarını kuvvetlendirirler.

Gebelikte karın derisi üzerinde meydana gelen çizgiler hiçbir zaman kaybolmaz; ancak renkleri solar ve beyazımtırak çizgiler şeklinde izleri kalır. Aynı sebeplerden dolayı bazı kadınlarda kalçalar ve memeler üzerinde oluşmuş çizgiler de geçirilmiş gebeliğin işareti olarak arta kalır.

Gebelik esnasında yüzde maske şeklinde oluşan renk koyuluğu, erken lohusalık devresinde derece derece solarak kaybolur.

Lohusalıkta Rahim Boynunda Meydana Gelen Değişiklikler

RAHİM BOYNUNDA MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

Doğumdan sonra rahim boynu ileri derecede yumuşak ve gevşek olur. Ortasında yer alan kanal açıktır ve birinci haftanın sonlarına kadar parmak girişine imkan verecek bir durumu muhafaza eder. Rahim ağzının kenarları az veya çok taze yırtıklar gösterir. Rahim gövdesinin küçülüşüne paralel olarak boynunun da sertleşmeye başladığı ve boyun ortasındaki kanalın daraldığı dikkati çeker.

3 Mayıs 2013 Cuma

Mide Yanmasının Kesin Tedavisi Nedir?

MİDE YANMASININ TEDAVİSİ

Mide yanmasına kalıcı çözüm arıyorsak mutlaka doktora giderek muayene olmalıyız. Mide yanması için bir Gastroenteroloji uzmanına görülerek gerekli muayene, inceleme ve tetkikler ışığında doktorumuz bize tavsiyelerde bulunur ya da ilaç tedavisi başlar. Mide yanmasının altında çok önemli bir patoloji saptarsa cerrahi bir müdahale ihtiyacı da duyabilir. Eğer mide yanması için o an doktora gidecek durumunuz yoksa, bir bardak süt içerek ya da bir dilim kızarmış ekmek hazırlayıp yiyerek de mide yanmanızı yatıştırabilirsiniz. Evde yapabileceğiniz bu anlık tedaviler dışında, reçetesiz olarak satılan mide asidini baskılayıcı antiasit türü tablet ve pastiller de mide yanmasının anlık tedavisinde kullanılabilir. Birçok insan bu tür ilaçları uzun süre kullanarak mide yanması için bir çözüm arayışına girmiştir fakat bu tür ilaçlar birkaç saatliğine mide yanmanızı geçirir. Esas yapılması gereken sorunun kaynağını bulmak ve mide yanması yapan yiyecek ve içeceklerden uzak durmaktır. Mide yanması yapan kola, gazoz gibi her türlü asitli içeceklerden; alkollü içeceklerden; çok kahve içmekten; poğaça, açma ve benzeri mayalı yiyeceklerden; turşu, turşu suyu gibi salamura yiyecek ve içeceklerden; çok acılı ve çok baharatlı gıdalardan uzak durmak gerekir. Uzak duramıyorsak bile bu tür yiyecek ve içecekleri miktar olarak oldukça azaltmalıyız.

Ayrıca yemeklerden hemen sonra yatmak ya da uzanmak, midedeki yiyeceklerin parçalanması ve emilimini hazırlamak için salgılanan mide asidinin yukarı doğru hareketine neden olacaktır. Bu da yanmaya neden olacak ve reflü gibi sorunları beraberinde getirecektir. Böyle durumlarda normal bir şekilde oturmaya özen gösterin.

Adıyaman Çiğ Köftecisi Iğdır Telefon Numarası

04762271888 Iğdır Çiğ Köfte, Çiğ köfteci öz adıyaman çiğ köftesi, adıyaman çiğ köftecisi, lezzetli ve hesaplı Iğdır Çiğ Köfte