30 Nisan 2015 Perşembe

Servikal Serklaj

Servikal serklaj nedir?

Servikal serklaj gebelik sırasın­da serviksin kapalı kalma­sı için uygulanmakta olan cerrahi bir tekniktir­­. Serviks, anne rahmi­nin en  alt bölümü olup, vajinaya açılan bölümdür­. Normal hamilelik sırasın­da hamileliğin sonuna kadar kapalı kalır­­.

Servikal serklaj ne zaman uygulanmakta­dır?

Servikal serklaj düşükleri ve doğum için yetersizlik gösteren  serviksler­de meydana gelen  erken  doğum eylemi­ni engellemek amacı ­ile kullanılır­­.Burada yetersizlikten  kastedilen, serviksin gebelik sırasın­da doğum sancıları oluşmadan, vaktin­den  çok önce açılışı halidir­­. Serviks etrafını dikmek kapalı kalmasına yardım edip bebeğin gelişimine de imkan tanır­­. Bu yöntem, geçmişinde gebeliğin son üç aylık süreci boyunca düşük öykü­sü bulunanlarda da kullanıla­bilir­­.

Şahsın eğer gebeliği­nin 2­.üç aylık süreci boyunca düşüğü varsa, serklaj 2­.dönemin hemen  başlangıcın­da uygulana­bilir­­.

Yetersiz serviksi bulunanlar için başka bir tedavi metodu gebeliğin son bir kaç ayın­da yapılacak yatak istirahatıdır­­.

Servikal serklaj öncesi hasta ne yapmalıdır?

İşlem genel anestezi altın­da uyutularak yapılacaksa, bir gece önce­leri çorba ya da salatadan meydana gelen  hafif bir yemek yiyin­. Operasyon­dan evvelki gün gece yarısın­dan sonra hiç bir şey yemeyin ve içmeyin­. Çay, kahve hat­ta su bile içmeyin­.

Servikal serklaj işlemi esnasın­da neler yapılır?

Size yapılmakta olan anestezi tekniğine bağlı bir şekil­de uyutula­bilir ya da yalnız­ca belinizden  aşağısı uyuşturulur­. Sonrasın­da serviksin etrafı dayanık­lı bir şekil­de dikilir­­. Bir sonrasındaki adımda dikiş sıkıştırılarak serviksin sağlam bir şekil­de kapalı kalma­sı el­de edilebi­lir­­.

Servikal serklaj işlemin­den  sonra neler ola­bilirı

Bir kaç saatliğine ya da bir geceliğine hastanede kalarak vaktin den  evvel gelen  doğum sancıları için göz önünde tutulursunuz­.

Yapılan işlemin vaktinden  evvel doğum eylemi­ni başlatma şanssızlığını azaltmak amaç­lı ilaç verile­bilir­­.

Hasta bir daha ne zaman cinsel münasebete girebileceği­ni doktoruna sorar­.

Serklaj dikişi ne kadar süre kalır?

Dikiş genel olarak gebeliğin 37­. haftasın­da alınmaktadır­­.  Dikiş alınmadığı hal­de doğum sancısı başlar ya da suyunuz gelirse derhal doktorunuzu arayın­.

Servikal serklaj işlemi­nin faydaları­ nelerdir?

Düşükleri ve yetersiz serviksin neden  olduğu zamanın dan evvel gelen  doğum eylemi­ni önler­.İşlemin başarı oranı %85* 90 dolayındadır­­.  Bun­dan sonrasındaki her doğumunuzda da bu işlem uygulanır­­.

Servikal serklaj işlemi­nin riskli durumları nelerdir?

İşlem için genel anestezi altın­da uyutulmanı­zın bazı riskli durumları bulunur­.Uyutulmak zorun­da iseniz bunun riskleri­nin baştan doktorunuzla konuşun fakat genel­de bu işlem belden  aşağını­zın uyuşturulma­sı suretiyle yapılmakta­dır­­.Bu işlem erken  doğum eylemine sebep ola­bilir­­.

Servikste enfeksiyon oluşa­bilir­­.Sonuçta ateş, üşüme, kramplar ve vajinadan pis koklu akıntıların gelme­si görüle­bilmektedir­­.

Serviksiniz dikişli iken  doğum sancılarınız başlar ise meydana gelen  kasılmalar serviksi aça­bilir­­.Vaktin den  evvel doğum eylemi esnasında, öncesin­den  dikişlerin alınma­sı önemlidir­­. Bu genel olarak anestezi olmadan yapılmakta­dır­­.

Bahsedilen  bu olabilecek zararlı durumların görülebilme ihtimali azdır­­.

Ne zaman doktorumu aramam gerekir?

Doğum sancıları başladığında.
38­.5 derecenin üzerinde  yüksek ateşiniz ve titremeniz olursa.
Karnın aşağı tarafı ya da sırtınızda ağrılar var ve doğum sancısı gibi devam ediyor ise.
Vajinadan pis koklu akıntı geliyor ise.
Doktorunuzun size söylediği miktar­dan fazlaca miktar­da vajinadan kan geldiği zaman.
Gebelik zarları­nın yırtılışı ile suyunuz geldiğinde.

İlgili aramalar: servikal serklaj nedir, serklaj ne demek, rahim ağzına dişi konması, rahim ağzına dikiş atılması

Bebeğin Ters Gelmesi

BEBEĞİN TERS GELMESİ

Bebeğin ters gelişi veya tıpta ki söylemiyle makadi geliş, esasın­da doğum kanalına başı ile giren  bebeğin normaldışı olarak kalçası ya da bacaklarıyla girmesidir­­.­.Makadi geliş,doğum zamanı uygun gebelerin %3* 4`ünde gözlenir­­.

BEBEĞİN TERS GELMESİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?

Bebeğin anne rahminde kendi kendi­ne dönüşünü engelleyen  ya da çok kolaylaştıran sebep­ler var ­ise makadi geliş rizikosu artmakta­dır­­. Bunların ne­denleri;

Erken  doğum eylemi (prematürite)
Amnion sıvısı­nın azlığı (kese içerisindeki sıvı­nın azlığı)
Bebeğe ait konjenital hastalıklar
Çoğul gebelikler (ikiz,üçüz ya da daha fazlası)
Rahimdeki şekil bozuklukları
Leğen  kemiği tümörleri

TERS GELİŞ TÜRLERİ NELERDİR?

Makat gelişi­nin kalça ve ayak haline göre 3 türü vardır,
1­. Saf makat=en  çok görülmekte olan tiptir
2­. Tam makat
3­. Ayak gelişi

BEBEĞİN TERS GELMESİ DOĞUM ÖNCESİ ANLAŞILABİLİR Mİ?

Doğum öncesi yapılmakta olan muayeneler­de bu tablo tanına­bilir­­. Bu tanıyı destekleyen  en  mü­him yardımcı tanı metod ultrasonografidir­­. Bununla birlik­te doğumdan ön­ce muayeneler­de de başın yukarıda olduğu ve makatın aşağıya doğru olduğu anlaşıla­bilir­­. Aynı zaman­da yapılacak radyolojik tetkikler­de tanıda mü­him yer tutmaktadır­­.

DOĞUM ÖNCESİ YAKLAŞIM NASIL OLMALIDIR?

Otuz altıncı haftadan sonra dıştan yapılmakta olan bazı manevralarla başın doğum kanalına yaklaşma­sı sağlana­bilir, fakat bunun göbek bağı kopma­sı ya da göbek bağına baskı gibi riskli durumları bulunur­.

TERS GELİŞLE NORMAL DOĞUM OLABİLİR Mİ?

Vaginal doğum aşağıdaki haller­de önerilmektedir;
Saf makat tipinde
Gebelik yaşı otuz dört haftanın üzerinde bulunanlar
Bebek canlı ise
Tahmi­ni doğum ağırlığı 2000 ila 3500 gram arasın­da ise
Bebeğe ait konjenital hastalık yok ise
Doğum eylemi ilerlemiş ise

HANGİ DURUMLARDA SEZARYEN YAPILIR?

Tam makat gelişinde
Erken  doğum
Tahmi­ni doğum ağırlığı 3500 gram üzerinde ise

BEBEĞİN TERS GELMESİ NE GİBİ SORUNLAR YARATABİLİR?

Anoksi(bebeğin oksijeni­nin yetersiz olması)
Doğum travmaları
Göbek bağı dolanma­sı ya da düğümlenmesi
İlgili aramalar: bebeğin ters gelmesi, bebeğin ters gelişi zararlı mıdır, bebek ters gelirse ne olur, makadi geliş, makat geliş

Hamilelikte Sindirim Güçlüğü ve Mide Yanması

Hamilelikte Sindirim Güçlüğü ve Mide Yanması

Hamilelikte sindirim güçlüğünüzün sebe­bi her ne kadar gebelikten önce sindirim güçlüğü nedeniy­le aynı olsa bile hamilelikte eklenen  bir­takım etmenler rahatsızlığı etkileyebilir­­. Gebeliğin erken  zamanların­da vücudunuz fazlaca miktar­da östrojen  ve progesteron salgılamaktadır­. Bu hormonlar mide bağırsak sistemi­ni de içerisi­ne alan birçok yer­de bulunmakta olan düz kasları gevşetir­­. Netice itibari ile gıdalar şişkinliğe ve sindirim güçlüğüne yol açacak şeklinde yavaş hareket ederler­. Si­zin için huzur­suz e­den  ola­bilir­­. Lakin bu yavaş emilim bebeğiniz için gıdaların daha yavaş ve iyi emilmesini, kana geçişini, plasentaya ve oradan da direkt bebeğin sistemine geçişine imkan vermekte­dir­­. Siz mide-bağırsak sisteminiz ile ilgili ağrı çekerken  bebeğiniz bunları hiçbir şekilde hissetmez­­. En azın­dan bu huzursuz­luk doğru şeyleri yemenizi engellemeye başlayana dek­.

Mideyle yemek borusu arasın­da mevcut olan kas halkası mide özsuyunun, yiyeceklerin geri yemek borusuna geçişine engel olmakta­dır­­.  Bu kas halkası­nın gevşeme­si sebebiy­le mide özsuyu yemek borusuna geçer­. Mide asitleri duyarlı yemek borusuna geçer­. Mide asitleri duyarlı yemek borusu dokusunu tahriş eder ve kalbin bulunmuş olduğu hizada yanma hissi duyulur­. Bun­dan dolayı bu yanmaya "yürek yanması" da denir ama kalple hiç bir ilgisi bulun­maz­. Son altı ayda sorun rahim büyü­yerek mideye baskı yapma­sı ile arta­bilir­­.

Hazımsızlığın bulunmadığı bir dokuz ay geçirmek olanaksız gibi bir şeydir­­. Bu gebeliğin güzel olmayan yanların­dan bir tanesidir­­. Önlemenin veya azaltmanın bir­takım yöntemleri bulunur­.

Çok kilo almaktan kaçının­. Fazla kilo mideye olan basıncı arttırmaktadır­­. 
Bel ve karın bölgenizi sıkı saran giysiler giymeyin­.
Yavaş, küçük lokmalar halinde ve iyice çiğneyerek yiyin­.
Üç büyük öğün yerine birden  fazla küçük öğün yemeye çalışın­.
Midenizi huzur­suz edecek yiyeceklerden  uzak duru­nuz­. Bunların içinde acı, bol baharatlı, kızartılmış, yağlı yiyecekler, işlemlerden  geçmiş etler (sosis, salam, sucuk vb), çikolata, kahve, alkol, karbonatlı içecekler sayıla­bilir­­.
Belinizi bükerek eğilmek yerinize dizinizi bükün­.
Sigara içmeyin.
Başınız 15 cm­. yükseltilmiş biçimde uyuyun­.

Eğer bütün bunlar başarısız olur ise doktorunuza danışın­. Size düşük sodyum içeren  antiasitler önerile­bilir­­. Fazla miktar­da sodyum veya sodyum bikarbonat içeren  ilaçlar­dan uzak duru­nuz­.

İlgili aramalar: hamilelikte sindirim güçlüğü, hamilelikte mide yanması, gebelikte midede yanma, hamilelikte mide ekşimesi

29 Nisan 2015 Çarşamba

Multifetal Redüksiyon

MULTİFETAL REDÜKSİYON NEDİR?

Multifetal redüksiyon, yardımcı üreme teknikleri kullanarak gerçekleştirilen  çoklu gebeliklerde (üçüz ya da daha fazla) ilk üç ayda yapılmakta olan embriyo sayısı­nın azaltılışı işlemidir­­.

ÇOKLU GEBELİĞİN SEBEPLERİ NELERDİR?

Çoklu gebeliklerin oranı bilhassa son 20 sene içerisinde fertilizasyon (döllenme) kabiliye­ti­ni artırıcı yumurtlama ilaçları­nın kullanımını artma­sı ve yardımcı üreme teknikleri­nin çok gelişmesine paralel bir şekil­de sıklığı art­ma göstermiştir­­. Zira bu durumun yardımcı üreme tekniklerinde transfer edilen  embriyo sayısıyla sıkı bağlantısı bulunur­.

ÇOKLU GEBELİĞİN RİSKLERİ VAR MIDIR?

Çoklu gebeliğin riskli durumları yönün­den  değerlendirildiği zaman gebelik sayısı­nın artmasına paralel bir şekil­de bebeğin anne karnın­da ölüm oranlarında, doğumdan sonra ölüm oranların­da ve doğumdan sonra oluşacak hastalık riskinde art­ma bulunur­. Bununla birlik­te düşük doğum ağırlığı ve erken  doğum rizikosu de bulunmaktadır­­.

MULTİFETAL REDÜKSİYON NASIL YAPILMAKTADIR?

Bu işlem için bazı teknikler geliştirilmiştir­­. İlk teknik vajinadan uygulanmakta olan ultrasonografi aygıtı­nın ucundaki kısım ile rahim içerisi­ne girilerek redüksiyon için en  doğ­ru bebek seçilir­­. Bu uygunluk için kriter olarak en  küçük bebek ya da rahim içinde en  üst kısma yerleşen  bebek en  doğ­ru durumdadır­­.  Sonrasın­da ultrason aleti­nin uç bölümünü içerisin­den  sokulan enjektör yardımı i­le hayatı sonlandırılacak bebeğin kalbine girilir­­. Bu enjektör içerisindeki KCL(potasyum klorür)veya NACL(sodyum klorür)isimli solusyonlar­dan bebeğin kalp atışları duruncaya dek enjekte edilir­. Böylelikle tek fetüsün hayatı sonlandırılmış olmakta­dır­­.  Bir başka teknik ise aynı işlemin transabdominal (karın üzerin­den  girilip) yapılmakta olan işlemdir­­. Bu teknikte de ultrason aygıtı­nın ucundaki kısım karın üzerine konularak en  doğ­ru bebek seçilir­­. Bu işlemin ardın­dan enjektör yardımı i­le bebeğin kalbine girilir ve aynı solusyonlar enjekte edilmektedir­­. Transvajinal (vajen­den  girilip yapılan) olarak yapılmakta olan teknikte hasta uyutulurken  transabdominal­de (karın üzerin­den  girilip yapılan) ise yalnız­ca girilen  alan uyuşturulur­. Vajen­den  girilip yapılmakta olan uygulamadan sonra hasta ortalama olarak 45 dakika yatak istirhati ve izlem altın­da tutulduktan sonra taburcu edilmektedir­­. Bununla birlik­te infeksiyon riskine karşı profilaksi (korunma)için antibiyotik tedavisi ve meydana gelebilecek ağrılar içinde ağrı gideren  tedavisine başlanır­­. Bir hafta sonra tekrar ultrasonla araştırma­dan geçirilir­­. Sonrasın­da ise rutin gebelik incelemeleri yapılmakta­dır­­.

REDÜKSİYON İŞLEMİNİN OLABİLECEK ZARARLARI NELERDİR?

Bu işlem nihayetinde şunlar gibi zararlı hadise­ler gelişebilmektedir:
- Gebeliğin düşükle sonlanma­sı
- Gebelik kesesi zarların­da enfeksiyon sebebiy­le yapışıklıkların gelişme­si
- Geçici damla ya da leke tarzın­da adet kanama­sı dışı kanamaların ortaya çıkması

REDÜKSİYON İŞLEMİNDE BAŞARI ORANI NEDİR?

Çoklu hamilelikler­de eve bebek götürme oranları ikiz olarak %89,5 iken  tek bebek ise %80'dir­­.

GEBELİĞİN HANGİ HAFTALARI İÇİNDE YAPILMALIDIR?

Bu işlemler için vajen­den  girilip yapılmakta olan işlemde olan­da 7 ila 11'nci haftalar arası en  doğ­ru iken karın üzerin­den  yapılan­da ise 8 ila 13'ncü haftalar arası uygundur­.

İlgili aramalar: multifetal redüksiyon nedir, multifetal reduksiyon nasıl yapılır

Hamilelikte Uyku Sorunu

Hamilelikte Uyku Sorunu

Bu uyku problemleri­ni bebeğini­zin ilk ayların­da ortaya çıkacak uykusuz gecelerinize hazırlık olarak düşünebilirsiniz­.

Aşağıdaki uygula­mak sizi rahatlatacaktır;

Yeteri kadar alıştır­ma yapın­. Gündüz iyi çalışmakta olan bir vücut gece de iyi bir uyku çeker­. Lakin alıştırmaları yatma saatine yakın yapmamaya özen gösterin­.

Yeterli miktar­da akşam yemeği yiyin­. Yemeklerinizi televizyon karşısın­da yemeyin­. Masada, eşinizle ya da ailenizle beraber, rahatlatıcı bir diyalog ortamın­da yemek yiyin­.

Hep aynı saatte yatmaya çabalayın­. Yemekden sonra sizi rahatlatacak etkinliklerde bulunun­. Sürükleyici olmayacak kitaplar okuyun (bırakamayacak olduğunuz şeyler olmasın), televizyon seyredin (şiddet dolu ya da aşırı duygusal filmler olmamasına dikkat edin)­. Bunların hari­cinde ılık bir banyo yapa­bilir, rahatlatıcı bir müzik dinleyebilir, birkaç alıştır­ma yapa­bilir, sırtınızı ovdura­bilir ya da sevişebilirsiniz­.

Kan şekerini­zin düşmesi­ni önle­mek amacı ile hafif bir kanepe tükete­bilirsiniz­. Yatmadan evvel fazlaca şey yemek veya hiç bir şey yememek uykunuzu kaçıra­bilir­­. Meyve şekerli kurabiyeler ve süt, meyve ve çikolata ; peynir tükete­bilirsiniz­.

Rahatlayın­. Yattığınız oda aşırı sıcak veya soğuk olmasın­. Yatağınız uygun yastığınız destekleyici olmalıdır­­.  İyi ve rahat uyku için başka bir­takım tavsiye­ler 143'te belirtilmiştir­­. Bununla birlik­te hangi koşullar­da daha iyi uyuduğunuzu gebeliğin ilerideki ayların­da kendiniz keşfedeceksiniz

Biraz hava alın­. Havasız bir ortam uyku için hiç uygun olmaz­. Camlarını açıp ortamı havalandırın­. Çok soğuk ya da çok sıcak havalar­da bir vantilatör veya klima size yardımcı ola­bilir­­. Bu arada uyurken  battaniyeleri kafanıza kadar çekmemeye dikkat edin­. Zira bu oksijen  oranını düşürürken, karbondioksit oranını arttırarak baş ağrısı hat­ta kalp ritmi bozukluklarına sebep ola­bilir­­.

Uyuduğunuz zamanlar hari­cinde yatak odasın­da oturmayın­.

Eğer gece boyunca tuvalete sık gitme ihtiya­cı sebebiy­le uykunuz bölünüyor ise akşam saat 16:00'dan sonra sıvı almayın ve gün süresince olabildiği kadar fazla ayakta kalmamaya çalışın ,çünkü ayakta kalma gece idrara çıkma gereksinimi­ni fazlalaştırır­­.

Aklınızı boşaltın­. İşteki veya evdeki sorunlarınız uykunuzu kaçırıyorsa onları gündüz çözmeye çalışın veya en  azın­dan akşamın erken  saatlerinde eşinizle konuşarak paylaşın­. Uyuma dan evvel kafanızdan bütün kaygıları atmaya çabalayın­.

Uykusuzluğunuz için katiy­yen  alkol veya ilaç kullanma­yınız­. Bunlar hamilelikte zararlı ola­bilir ve fazla vakit sürede yardımcı olamazlar­. Kafei­ni (çay, kahve ve kolada) ve çikolatayı bilhassa öğleden  sonra almayın­. Uykunuzu kaçıra­bilir­­.

Geç yatın­. Düşündüğünüzden  daha az uykuya gereksiniminiz ola­bilir­­. Uyku saatinizi azaltmak ters etkiyle daha iyi uyumanızı sağlaya­bilir­­. Gündüz uykularını azaltın­.

Uykunuz kafi olup olmadığına kaç saat yatakta kaldığınızla değil kendinizi nasıl hissetiğinizle karar verin­. Unutmayın ki uyku problemleri olduğunu söyleyen  birçoğu kişi, esasın­da düşünülen­den  çok daha fazla uyurlar­. Uzun zamandır (gebeliğe bağlı normal yorgunluğun ötesinde) yorgun değilseniz yeteri ka­dar dinlenin­.

Uykusuzluğum bebeğimi etkiler diye tasa etmeyin­. Uyuyamadığınızda kalkın, uykunuz geline kadar kitap okuyun televizyon seyredin­. Uyumamakla ilgili kaygılarınız uykusuzluğunuzdan çok daha fazla stres kaynağı olacaktır­­.

İlgili aramalar: hamilelikte uyku sorunu, hamilelikte uykusuzluk, gebelikte uyku problemi

28 Nisan 2015 Salı

Mol Gebelik Nedir?

MOL GEBELİK (Molar gebelik, Mol Hidatiform)

Mol gebelik, halk arasın­da bilinen  ismiy­le "Üzüm Gebeliği", erken  gebelik süreci boyunca rastlanan, gebelik ürününün sağlıklı gelişimi­nin aksamış olduğu hastalıktır­. Esasın­da plasentanın normaldışı gelişimidir ve rahim içinde üzüm tanesi biçimin­de bolca oluşumlar içermesiyle karakterizedir­­.

Mol gebeliğin iki türü vardır: Komplet ve parsiyel (inkomplet):

A)Komplet (tam) Mol: Gebelik yalnız­ca plasental dokular­dan meydana gelmiş­tir­­. Bebeğe ait hiç bir doku bulun­maz­. Bu durum, çekirdeksiz bir yumurtanın spermle döllenme­si sonu­cu olmakta­dır­­.  Yumurtanın çekirdeksiz olma­sı sebebiy­le bebek gelişimi olmaz fakat bebeğe ait eklerden  plasenta gelişmeye devam eder­. Plasental yapılar­dan salgılanmakta olan bhCG hormonu sebebiy­le hastada gebelik belirtileri bulunmaktadır­­.  Bu form, mol gebeliğin daha sık gözlenen  şeklidir­­. Belirtileri gebeliğin erken  süreci boyunca ortaya çıkmakta­dır­­.

B)Parsiyel (kısmi) Mol: Normaldışı plasental gelişimin yanı sıra bebeğe ait oluşumlar da mevcuttur­. Normal bir yumurta hücresi­nin iki spermle döllenme­si söz konusudur­. Her ne kadar bebek oluşmuş ise de kalıt­sal olarak fazla kromozomu olan bebeğin yaşama şansı bulun­maz­. İçeri giren  iki sperm (23+23= 46) ve yumurta hücresi (23) kromozomları birleşince ortaya kalıt­sal şifre deformitesi (bozukluğu) olan 69 kromozomlu bir gebelik materyali çıkmıştır (Normal insan­da 46 kromozom bulunur)­.

Risk Faktörleri:

Anne yaşı­nın artma­sı ile görülme ora­nı artmakta­dır­­.  Sosyoekonomik seviyesi düşük ve kötü beslenen  kadınlar­da daha sık olur­. Görülme oranı 1000 hamilelikte 1 olarak bildirilmektedir­­. Daha öncesin­den  mol gebelik geçirmiş bulunanlar­da tekrar mol gebelik geçirme rizikosu 10 kat kadar artar ve %1' e yükselir­­. İki kez mol gebelik geçirmiş bulunanlar­da risk %10' a yükselir­­.

Yakınmalar:

Hastada gebeliğin bütün belirtileri buluna­bilir­­.

Adet gecikme­si ilk bulgudur­. Yapılan gebelik testleri pozitif çıkar­. Mol gebelik genel olarak erken  gebelik süreci boyunca kanamaya neden  olmakta­dır­­.

Gebelik bulantı ve kusmaları daha şiddetlidir­­. Zira bu hastalıkta salgılanmakta olan bhCG miktarı, normalin çok üstündedir­­. Nadir olarak erken  süreçte preeklampsi, hipertiroidi, aşırı kıllanma gibi, başka hormonların salgılanması­nın yol açtığı hal­ler ortaya çıkmakta­dır­­.

Gebelerin bazısı 'üzüm tanesi­ni anımsatan parça düşürme' şikayeti ile başvurur­.

bHCG (plasentadan salınan bir hormon) yüksekliği sebebiy­le bir­takım hastalar­da her iki yumurtalıkta kist oluşumu saptana­bilir­­. Bu kistlerin büyüyüşü ve hormon salgılama­sı halinde ağrı, vücut­ta tüylenme gibi belirtiler eklenebilir­­.

Tüm belirtiler, genel olarak , parsiyel mol­de daha hafiftir ve daha geç süreçte bulgu vermekte­dir­­.

Tedavi:

Tedavi öncesi, kan testleri yapılır, kan grubu tayin edilir, başka organlara yayılım araştırma­sı yapılmakta­dır­­.  Akciğer filmi çekilir­­.

Hastane koşulların­da genel aneztezi uygulama­sı ile rahim ağzı­nın genişletilmesi­ni müteakip rahim içi­nin boşaltılışı temel tedavi metodudur­.

Takip:

Mol gebeliği, Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi (GTN) olarak isimlendiri­len  bir hastalığa dönüşebilir­­. GTN, vücudun başka yerlerine de sıçrayabilen  (metastaz) ya da rahim içinde tekrarlayabilen  kötü huylu bir hastalıktır

Hastalar, mol gebeliğin nüks rizikosu sebebiy­le sıkı takibe alınırlar­. Takip programın­da 1 sene süre ile hasta gebe kalmamalıdır­­.  Bu amaçla doğum kontrol hapları idealdir­­. Başlangıçta kan bHCG düzeyleri normale dönünceye dek haftalık ölçümler yapılmakta­dır­­.  (Üç ardışık haftalık takipte bHCG sıfır oluncaya dek haftalık takiplere devam edilmelidir)­. Akciğer röntgeni çekilir­­. Haftalık takiplerden  sonra altı ay süre ile aylık, daha sonrada 2 aylık bhCG takip edilişi yapılmakta­dır­­.

1 sene süre ile 3 ayda bir jinekolojik muayene, ultrason ve kan testleri ile hastalık nüks yönün­den  değerlendirme yapılmakta­dır­­.  1 sene nihayetinde her şey normalse hastanın gebe kalmasına i­zin verilmekte­dir­­.

Tüm vücut, türlü görüntüleme yöntemleri ile metastaz (yayılım) yönün­den  araştırılır­­. Hastalığın şiddetine, yaygınlığına göre farklı kemoterapi yöntemleri ile tedaviye başlanır­­. Kemoterapiye iyi ce­vap verme­si ile yüz güldürücü neticeler alınabilmektedir­­.

Diş Ağrısı Nasıl Hafifletilir?

Diş Ağrısı Nasıl Hafifletilir?

Diş doktoruna gidene kadar, diş ağrınızı hafifletmek amacı ile uygulanabilecek 10 doğal çözüm­.

Diş ağrısı­nın kesin çözümünün diş doktoruna gidip uzman yardım ala­rak tedavi olmayı gerektirdiği­ni söyleyen  Hospitadent Yönetim Kurulu Üyesi Dt Selçuk Özbölük, "Fakat şöyle ki doktora gidinceye dek ağrıyı hafifletmede bir­takım doğal çözümler uygulana­bilir, bu çözümlerin geçici olduğu unutulmamalıdır, mutlak suretle bir diş doktoruna görünmek gerekir" dedi­.

1* Diş fırçalamak:
Fırçalama çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden  olan gıdaları uzaklaştırmaya destek olmakta­dır­­.  Dişlerin dişipi ile temizlenme­si ve fırçalama ağrı­nın azalışı­na yol açar­.

2* Sirkeli su ve tuzlu su gargarası:
Bu gargara diş ağrılarını kısmi olarak uyuşturur­. Dişi bakterilerden  temizler, şişmeleri azaltmaktadır­­.  Dişeti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etki­yi bulunur­.

3* Ağrı kesici ve antibiyotik kullanılması:
Antibiyotik kullanılışı için mutlak suretle diş doktorunuza danışmanız gerekiyor­. Ağrıyan diş ısırdığın­da daha fazla ağrıya neden  olursa bu iltahaplanmanın göstergesidir­­.

4* Karanfil yağı ya da kuru karanfil:
Karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır­­. Diş ağrısına iyi gelen  karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere maliktir­­. Eugenol denilen  güçlü bir madde ihtiva eder­. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunların­da da bulunmaktadır­­.  Kuru karanfili ağzınızda ağrıyan alana konup bekletilirse o alanı uyuşturup ağrı hissi­ni azaltmaktadır­­.  Bununla birlik­te karanfilin antibakteriyel özelliğin­den  ötürü çürük dişin etrafında­ki zararlı bakterilere etki eder­.

5* Sarımsak:
Çürük diş üstün­de bekletilerek ağrıya neden  olan bakterileri yok eder­.

6* Buz uygulaması:
Ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulama­sı geçici olarak ağrıyı hafifletir­­.

7* Çörek otu:
Uyuşturma özelliği yoktur fakat düzenli kullanıldığı zaman ağrıya neden  olan faktörlerin ortadan kalkmasına imkan vermekte­dir­­. Vücudun bağışıklık sistemi­ni güç vermekte­dir­­.

8* Buğday çimi suyu:
Diş etleri ve dişlerdeki enfeksiyonlar­dan koruyan doğal bir antibiyotiktir­­. Ağızda bakterilerin artmasını engeller ve diş ağrısını azaltmaktadır­­.

9* Zerdeçal:
Antibakteriyel ve antiseptik nitelikleri yardımıy­la ağrı giderme gücüne maliktir­­. Su ile karıştırılarak hamur haline getirilir ve ağrıyan dişin üzerine uygulanmakta­dır­­.

10* Karabiber:
Güçlü bir antibakteriyel ve antienflamatuar nitelikleri olan doğal bir antibiyotiktir­­. Diş ağrısı­nın azalmasın­da tesirlidir­­.

İlgili aramalar: diş ağrısı nasıl hafifletir, diş ağrısı nasıl geçer, diş ağrısı nasıl dindirilir

Koryonik Villus Biyopsisi (KVB) Nedir?

KORYONİK VİLLUS BİYOPSİSİ

KVB Nedir?

Koryonik villus biyopsisi anne ile bebek arasın­da iletimi sağlayan plasentadan ultrason denetimi altın­da ince bir iğne ya da çubuk ile 5 miligram kadar doku parçası­nın alınmasıdır­­.

Bir prenetal (doğum öncesi) tanı metodudur­. Birtakım konjenital hastalıkların anne karnın­da iken  farkedilmesine imkan sağlar­.

KVB Ne Zaman Yapılır?

Koryonik villus biyopsisi ideal olarak gebeliğin 10 ila 12­. haftaları içerisinde yapılmakta­dır­­.

KVB Nasıl Yapılır?

Uzman hekim lazım olan temizliği antiseptik (dezenfekte edici) sıvılarla yapmakta­dır­­.  Sonrasın­da ultrason gözetiminde bir borucuğu vajinadan geçirerek rahimin (rahim) içerisinde villus denilen  yapışma uzantılarına yöneltir­­. Hafifçe vakum uygulanıp buradan küçük bir örnek alır­­. Bu işlemde herhangibir anestezik (ağrı gideren  ) maddeye gereksinim duyulmamakta­dır­­.  Hastanın anatomik yapısına göre bazı zamanlar hekim uygun gördüğü villusa karın dışın­dan bir iğne batırmak suretiyle de ulaşa­bilir­­.

Örnek alındıktan sonra hekim ultrason yardımı i­le bebeğin kalp atışlarını takip eder­. Gebeler bu testen  sonra bir müddet dinlendirilmelidirler­. KVB yapılmakta olan her beş gebeden  bir tanesinde kramplar olurken, her üç gebeden  bir tanesinde de hafif kanamalar görülür Bu kanamalar bir kaç gün içerisinde durur­.

KVB Riskli Midir?

1­. Amniosenteze oranla birazcık daha fazla olmak üzere tecrübe­li eller­de 1,2 / 100 oranın­da düşük rizikosu mevcuttur­.
2­. 10­. hamilelik haftasın­dan evvelki hamilelikler­de yapılmakta olan KVB neticesin­de bu gebelerin bazıları­nın bebekleri­nin el ve ayak parmaklarını kaybettikleri açıklanmıştır­­. Bun­dan dolayı KVB 10­. haftadan sonra uygulanma­sı gerekir­­.
3­. Anne yönün­den  en  mü­him tehlike enfeksiyondur­. Vajinal yolla gerçekleştirilen  KVB'de karın bölgesin­den  girilip yapılmakta olan KVB'ye göre enfeksiyon daha sık görülmekte­dir­­.
4­. Leke tarzı kanamalar sık görülmekte olan bir başka sorun­dur­.

26 Nisan 2015 Pazar

Evde Peeling Nasıl Yapılır?

Evde Peeling Nasıl Yapılır?

Cildiniz de meydana gelen  ölü derilerden  ve kırışıklar­dan kurtulmanız için evinizde uygulayabileceğimiz peeling tarifleri­ni gelin bir­likte öğrenelim­.

Birinci peeling tarifimiz; Bir adet salatalık, yarım çay kaşığı limon suyu, bir çay kaşığı hamamelis (aktarlar­da bula­bilirsiniz) ve bir yumurta akını bir yere ayırın­. Salatalığın kabuklarını soyun, mikserden  geçirdik­ten  sonra daha son­ra süzgeçten  süzün ve kalan bütün malzemeleri karıştırın­. Peelingi bütün yüzünüze yaydıktan sonra cildinize iyice oturma­sı için 15 dakika bekletin ve iyice durulayın­.

İkinci peeling tarifimiz; Başka bir tarif için ise gereksinim duyacak olduğunuz malzemeler küçük parçalara bölünmüş bir ananas, bir yemek kaşığı ananas suyu, bir yemek kaşığı bal ve aynı oran­da yulaf ezmesi­.

Ananas ve ananas suyunu bir kasede ezip daha son­ra bal, yulaf ezme­si ve bal karışımını ve ananasları ilave edin­. İyice karıştırdıktan sonra, yüzünüzü ıslak su ile ıslatın ve karışımı dairesel hareketlerle cildinize uygula­yınız­. Bunu yaparken  gözünüze kaçırmamaya özen  göstermeniz gerekir­­. Peelingi beş dakika kadar beklettikten  sonra ılık su ile yüzünüzü yıkayın­. Ardın­dan nemlendirici uygulamayı unutmayın­.

İlgili aramalar: evde peeling nasıl yapılır, evde peeling yapmak

Salatalık Maskesi Nasıl Yapılır?

Salatalık Maskesi Nasıl Yapılır?
Salatalık Maskesi Salatalık maskesi ile kırışlıklara elveda deyin. Cildinizde oluşan kırışıklıklar için birçok ürün kullandınız işe yaramadı mı? Bu salatalık maskesi ile kırışıklarınıza elveda diyebilirsiniz.

Salatalık Maskesi Tarifi
Malzeme olarak bir adet salatalık ve süt yeterlidir.

Salatalık Maskesi Hazırlanışı
Kırışık ciltler için maske bir adet salatalığı iyice suyu çıkana kadar ezin. Daha sonra krem kıvamına gelene kadar süt katarak karıştırın ve yüzünüze maske şeklinde uygulayın. 20 dakika bekledikten sonra yüzünüzü ılık su ile yıkayın. Bu tarifi bir hafta deneyin kırışıklığınızın azaldığını cildinizin sıkılaştığını göreceksiniz.

Balıkla Yoğurt Birlikte Yenir Mi?

Balıkla Yoğurt Birlikte Yenir Mi?

Ben bildim bileli hep tartışma konusudur. Balıkla yoğurt birlikte yenir mi sorusu. Kimisi bir şey olmaz yenir dese de bazımız tam tersini savunur ikisini bir arada asla yemeyiz. İşte bu konu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı bir açıklama yapmış. Artık balıkla yoğurt yenir mi sorusunun cevabını tam ve net olarak aldık gibi görünüyor.

Sağlık Bakanlığı, balık ile süt ürünlerinin bir arada tüketiminin zehirlenmeye neden olacağına dair yanlış bir kanı bulunduğunu, oysa balık ve yoğurdun her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketilebileceğini duyurdu.

Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 'Balık ve Sağlık' konulu metinde, özellikle soğuk kış günlerinde tüketilen balığın, içerdiği yağ asitleri dolayısı ile bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine destek olduğu bildirildi. Kış mevsiminde güneşten fazla yararlanılamadığı için kemik ve diş sağlığında önemli olan D vitaminin karşılanmasında balık tüketiminin önem kazandığına işaret edildi. Halk arasında balık ile süt ürünlerinin (yoğurt, ayran vb) bir arada tüketiminin zehirlenmeye neden olacağına dair yanlış bir kanı bulunduğuna dikkat çeken bakanlık, oysa balık ve yoğurdun her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketilmesinin herhangi bir sağlık problemine neden olmadığı vurgulandı.

Balıkla Yoğurt Birlikte Yenir Mi?

Sağlık Bakanlığı, balık satın alırken, hazırlarken ve pişirirken dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle sıraladı:

- Balığın kalite olup olmadığı tazeliği ile ölçülür. Balık satın aldığınız zaman gözlerinin parlak ve lekesiz, solungaçlarının kırmızı-pembe, pulları ve yüzgeçlerinin diri, derisinin gergin oluşu ve sert etli kısmına parmak ile basıldığı zaman parmağın bıraktığı izin hemen düzelmesi gerekir.

- Hangi balık türü olursa olsun o balığın bol bulunduğu mevsimde satın alınmalıdır.

- Konserve balık satın alırken mutlaka etiket bilgisi okunmalı, son kullanma tarihi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan üretim/ithalat izni bulunmasına, kutuda delik, hasar veya bombeleşme olmamasına dikkat edilmelidir.

- Taze bir balığı satın aldığınızda iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletmemeniz gerekir. Pişirilinceye kadar pulları ve içi hemen temizlendikten sonra yıkanıp, iyice kurulandıktan sonra uygun bir kapta buzdolabı ısısında muhafaza edilmesi gerekir. Balıkların, buzdolabı ısısında 1-2 gün, derin dondurucuda ise 3 ila 6 ay saklanması uygundur.

- Balık pişirmede en uygun ve sağlıklı yöntemler; haşlama, buğulama veya yağsız tavada pişirmedir. Kızartma yöntemi balığın besin değerinin azalmasına ve zararlı maddelerin oluşumuna neden olduğundan tercih edilmemelidir.

- Çiğ balık ve deniz ürünleri parazitler, bazı bakteri ve virüsler açısından risk oluşturmaktadır. Ayrıca, B1 vitamininin yetersizliğine yol açması nedeniyle balığın çiğ veya az pişmiş şekliyle tüketiminde sakınca vardır.

- Aynı şekilde süt ve süt ürünleri alınırken de ambalajlı ürünler tercih edilmeli, etiket bilgisi okunmalı, son kullanma tarihi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan üretim/ithalat izni bulunmasına, kutuda delik, hasar veya bombeleşme olmamasına dikkat edilmeli ve uygun koşullarda saklanmalıdır.

İlgili aramalar: balıkla yoğurt yenir mi, balığın yanında yoğurt yenilir mi, balıkla birlikte yoğurt yeniyor mu

Yumurtanın İnsan Sağlığı İçin Faydaları

YUMURTANIN İNSAN SAĞLIĞI İÇİN FAYDALARI

Kolesterole kötü anlamda etkisi olduğu iddiası sebebiy­le en  fazla tartışılan besinlerden  bir tanesi ­ olan yumurta son yıllar­da "faydalı" besinler arasın­da bulunan yeri­ni yavaşça geri almaya başladı­. Yumurtanın kötü şöhreti­nin sebe­bi içermiş olduğu bilinen kolesterol miktarıdır­­.  Lakin günümüzde gerçekleştirilen  incelemeler yumurtada mevcut olan kolesterolün kötü kolesterolü değil tam tersi iyi kolesterolü yükselttiği­ni ortaya koyuyor­. 1 orta boy yumurta yaklaşık 186 miligram kolesterol içeriyor­. Bu miktar sağlıklı bir kişi­nin 1 günde alma­sı lazım olan kolesterol miktarı­nın yaklaşık yarısı­. Yani günde 1 adet yumurta yemek yüksek kolesterole neden  olmuyor fakat kolesterolün tehlikeli ebatlara çıkmama­sı için gün boyu tüketmiş olduğunuz yumurta haricinde­ki gıdalara da özen  göstermeniz gerekir­­. Yüksek kolesterol sebebiy­le düzenli şekil­de ilaç kullanıyor iseniz ve yumurta yiyip yememek hususun­da tereddütte kalıyorsanız doktorunuza danışa­bilirsiniz­.

Yumurtanın Sağlığa Faydaları

Protein: Yumurtanın en  büyük özelliklerin­den  biri kırmızı ete oranla çok daha ucuz bir "kaliteli" protein kaynağı olması­. 1 orta boy yumurta 5­.5 gram protein içeriyor ve bu miktar günlük protein gereksinimi­nin %11’i­ni karşılıyor­. Illinois Üniversitesi'nin yapmış olduğu bir araştırmaya göre yumurta bilhassa sporcular­da kas parçası­nın artma­sı ve enerji­nin korunma­sı için tüketilebilecek en  faydalı gıdalar­dan biri­. Aynı inceleme haftada 6 adet yumurta yemenin vücudun enerji yapımı­nı belir­li oran­da arttırdığını ortaya koyuyor­.

Omega 3: Kalp hastalıkları, kanser, artrit gibi kronik hastalıklara yakalanma riski­ni düşüren  omega3 yağ asitleri genel sağlığımızı korumak amacıyla kritik ehemmiyet taşır fakat vücudumuz tarafı ile üretilmez­. Eksikliğinde halsizlik, bilinç zayıflığı, cilt kuruluğu, kalp hastalıkları ve kan dolaşımı­nın zayıflama­sı gibi sorunlara neden  olan omega 3 yumurtada mü­him oran­da bulu­nur­. 1 orta boy yumurta (omega 3 ile zenginleştirilmemiş normal yumurta) 32­.6 miligram omega 3 yağ asidi ihtiva eder­.

B Vitamini: Kasların ve kalbin normal fonksiyonunu devam ettirme­si için önemli olan B1 ve B2 vitaminleri, sinir ve sindirim sistemleri tarafı ile kullanılan B3 vitamini, normal bir büyüme ve gelişim için gereken  B5 ve B12 vitaminleri, besinler yolu i­le alınan protei­nin vücut tarafı ile işlenmesinde kullanılan ve bağışıklık sistemi için gereken  B6 vitamini, hormon üretiminde kullanılan B7 vitami­ni ve hücrelerin DNA üretiminde kullanılan B7 vitamini, yani bütün B vitaminleri yumurtada bulu­nur­. B kompleks vitaminleri­ni yetersiz olarak almak böbrek hastalıkları, tür 2 diyabet, katarakt, kalp hastalıkları, meme kanseri, kolon kanseri, pankreas kanseri gibi epey ciddi hastalıklara yakalanma riski­ni arttırmaktadır­­.  Yumurtayı bilhassa B7 ve B12 vitaminleri için yiyebilirsiniz­.

Kolin: Yumurta, B kompleks vitaminlerin­den  bir tanesi ­ olan ve vücudun normal işlev­leri­ni yerine getirme­si için oldukça mü­him bir bileşen  olan "kolin" bakımın­dan en  zengin besinlerden  arasın­da yer alır­­. Yetişkin erkekler için 550 mg, kadınlar içinse 450 miligram günlük kolin alınma­sı önerilmekle beraber ortalama olarak bir diyette genel olarak bu rakamın altın­da kalınmaktadır­­.  Hücre yapısı­nın korunması, sinir hücreleri içerisinde iletişimin korunması, yağların kan yolu i­le karaciğere taşınma­sı gibi mü­him fonksiyonları olan koli­nin eksikliğinde damar tıkanıklığı, karaciğer hastalıkları ve nörolojik hastalıkların rizikosu artar­. 1 tane büyük boy yumurta ortalama olarak 80 ila 100 miligram kolin ihtiva eder­.

Selenyum: Selenyum minerali yeteri miktar­da alınmadığın­da hipotrioid, halsizlik, zihin zayıflığı gibi sorunlar görüle­bilmektedir­­. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) günlük selenyum tüketimi­ni 70 mcg (mikrogram) olarak tavsiye etmekteshy;dir­­. 1 orta boy yumurtanın yaklaşık 14 mcg selenyum içermiş olduğu göz önüne alındığı za­man 1 tane yumurtanın günlük selenyum gereksinimi­nin %20’si­ni karşıladığı söylenebilir­­.

Yüksek Tansiyon: Son yapılmakta olan incelemeler­de yumurta akın­da mevcut olan "peptit" adlı bileşenin yüksek kan basıncı­nın düşürülmesinde tesirli olduğu netice­si el­de edilmiştir­­. Protei­nin yapı taşların­dan bir tanesi ­ olan peptit "anjiyotensin* çevirici enzim (ACE)" olarak bilinmekte olan ve yüksek tansiyonun öncelikli sebe­bi olan enzimin yapımı­nı baskılıyor­.

D Vitamini: Uzun dönemli eksikliğinde çocuklar­da astım, yetişkinler­de bilişsel zayıflama, kanser, kalp ve damar hastalıkları riski­ni attıran D vitami­ni için en  iyi kaynak güneş ışınlarıdır­­.  Uzmanlar günde 10* 15 dakika güneşe çıkmanın D vitami­ni noksanlığını önleyeceği­ni belirtiyorlar­. Lakin az güneş alan bir iklimdeyseniz ve D vitami­ni desteği kullanmak istemiyorsanız D vitami­ni içeren  gıdaları daha çok tüketmeniz gerekebilmekte­dir­­. Yumurta, D vitami­ni içeren  ender besinlerden  biridir ve 1 orta boy yumurta günlük D vitami­ni gereksinimi­nin %4’ünü karşılar­. D vitami­ni içeren  başka bir­takım besinler ise şöyle; balık, balık ciğeri, istiridye, şarküteri ürünleri ve mantar çeşitleri­.

İlgili aramalar: yumurtanın faydaları, yumurtanın yararları, yumurtanın insan sağlığı için faydaları

25 Nisan 2015 Cumartesi

Çok Su İçerek Zayıflanır Mı?

Çok Su İçerek Zayıflanır Mı?

Sağlıklı Beslenme Uzmanlarımızdan Diyetisyen  Canan Aksoy, günlük su gereksinimi­nin genel­de alınan kaloriye göre belirlendiği­ni ve sağlıklı bir hayat için günlük en  az 1,8 ila 2 litre su tüketmek gerektiği­ni anlatıyor­.

Oksijen­den  sonra canlıların en  mü­him yaşam maddesi olan suyun önemi sıcak havalar­da daha da artıyor­. Öyle ki yemek yemeden  haftalarca hayat­ta kalabilen  insanoğlu, susuzluğa sadece birkaç gün dayanabiliyor­.

Ülkemizde su arıtma aygıtları pazarı­nın öncülerin­den  Waternet de Sağlıklı Yaşam Uzmanı olarak görev yapan Diyetisyen  Canan Aksoy, bilhassa yaz ayların­da vücut­ta tutulma­sı lazım olan su oranı­nın çok mü­him olduğunu belirterek, "Günlük su ihtiya­cı alınan kaloriye göre belirlenmeli­. Ortalama bir yetişki­nin günde 1800 ila 2200 kalori aldığını düşünürsek, bu durumda içilişi lazım olan su miktarı 1,8 ila 2 litre arasın­da değişiyor­. Örnek verecek olursak her gün aldığımız ortalama olarak kalori hari­cinde üç dilim de çikolata pasta yersek, 1 dilim pastanın yaklaşık olarak 500 kalori olduğu düşünüldüğü zaman ekstra 1,5 litre daha su içmeniz gerekiyor" dedi­.

Vücut ağırlığı­nın yüzde %55 ila %75’i su olan yetişkin bir birey, bunun yüzde %10’nu kaybetme­si halinde şiddetli halsizlik ve sıcak çarpmasına gibi bir sonuçla karşılaşırken, yüzde %20 kayıpta yaşamı tehlikeye giriyor­. Bun­dan dolayı yeteri miktar­da ve güvenilir su tüketmek, sağlığımızı korumak amacıyla çok büyük ehemmiyet taşıyor­. Diyetisyen  Canan Aksoy, "Yazın çok daha fazla artan sıcaklıkla beraber vücudumuzdaki su yitimi da artmakta­dır­­.  Yediklerimize, hareketlerimize bu dönemler­de daha çok dikkat etmemiz gerekir­­. Su tüketimine de özel olarak dikkat etmemiz gerekir­­. Normal tüketimin hari­cinde, günlük aldığımız kaloriyi de hesaba katmamız gerekiyor" diye konuştu­.

Bilhassa sıcak havalar­da vücuttan %2* ila % 5 oranın­da su kaybı­nın ağız kuruluğu, deri­nin kızarması, yorgunluk, baş ağrısı ve fiziksel performansta düşüklüğe neden  olacağını hatırlatan Aksoy, su içmek amacı ile bu belirtilerin ortaya çıkı­şını beklemeden, hat­ta susama hissi­ni beklemeden  su içmenin sağlığın korunma­sı yönün­den  gerekli olduğunu vurguladı­.

Ne kadar kalori alıyorsak bunu o kadar su ile karşılamalıyız

Diyetisyen  Canan Aksoy, günde 1500 kalori alan biri­nin o gün ­içinde 1­.5* 2 litre su tüketmesi­nin önemine dikkat çekerek, terleyen  kişilerin, spor ya da egzersiz yapanların, rutubetli yerler­de yaşayanların ya da çalışanların ise su ihtiyaçları­nın artacağını hatırlatarak şunları söyledi: "Yeterli miktar­da su tüketimi­nin en  iyi göstergelerin­den  biri idrar rengi ve miktarıdır­­.  Az miktar­da ve koyu renk idrar yetersiz su alımını göstermekte­dir­­. Günde 7 ila 8 kere idrara çıkmak ve idrar rengi­nin berrak ya da soluk sarı renkte olma­sı ise, gerekli miktar­da suyun alındığı­nın işaretidir­­."

Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen  Canan Aksoy, suyun vücut­ta pek çok yaşam­sal fonksiyonun yerine getirilmesinde mü­him fonksiyon gördüğünü belirterek suyun faydalarını şöyle sıraladı:

* Dolaşım sistemi­nin baş aktörü ( Besin maddeleri­nin hücrelere taşınmasını, atık maddelerin vücuttan atılmasına imkan vermekte­dir­­.)

* Hormonal dengenin katalizörü (Hormon, enzim ve kan hücreleri­nin taşınmasına destek olmakta­dır­­.  Kan hacmi­nin oluşturulmasını sağlar)

* Duyu organları­nın hayat kaynağı (Göz, ağız ve burun yapısı­nın rutubetli olmasına imkan vermekte­dir­­.)

* İskelet sistemi­nin yapı taşı (Eklemler için, karın boşluğunun kayganlaşmasını yarayan sıvıların yapısına girer­. Organlar için tampon görevi­ni görür ve vücut yapıları­nın korunmasına yardımcı olur)

* Hipotalamus dengeleyicisi (Vücut ısısını korur­.)

* Hücre sistemi­nin koruyucusu (Hücrelerin tamamiyeti­nin korunmasına imkan veren  hücre zarı­nın yapısını teşkil eder­.)

İlgili aramalar: çok su içerek zayıflanır mı, çok su içmek zayıflatır mı, su içerek zayıflanır mı, su içerek zayıflamak mümkün mü, suyla kilo verilir mi, çok su tüketerek kilo vermek mümkün mü

Bahar Alerjisinin Belirtileri Nelerdir?

Bahar Alerjisinin Belirtileri Nelerdir?

Bu sıralar çok sık nezle oluyorsanız, ateşiniz yokken boğazınız ağrıyorsa, bilhassa sabahları yorgun kalkıyor, burnunuz ve genziniz devamlı kaşınıyor ve üst üste hapşırıyorsanız polen alerjisi de dediğimiz bahar alerjiniz başlamış ola­bilir­­.

İlkbaharın gelmesiyle beraber genel­de görülmeye başlayan bahar alerjileri­ni Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç­. Dr­. Seyhan Alkan'dan aktarıyoruz­.

İlkbahar­da en  fazla görülmekte olan hastalıklar­dan biri­nin bahar alerjisi olduğunu dile getiren  Doç­. Dr­. Seyhan Alkan; Dünya nüfusunun yaklaşık %30 ila %40’ını etkisi altına alan alerjik hastalıkların zirve yapmış olduğu dönemlerden  biri ilkbahardır­­.  Bitki örtüsünün polen  yolu i­le yenilendiği bu süreçte soluduğumuz havadaki alerjen  miktarı çok artmakta­dır­­.  Mart ayı ile başlayan ağaç polenleri, Haziran ayıyla beraber çimen  polenleri süreci ile devam eder­.

Genel­de düzelmeyen  soğuk algınlığı, nezle, grip benzeri şikayetler teşkil eder­. Alerjik üst solunum yolu hastalıkları­nın teşhisinde önce kişi­nin şüphelenerek doktora başvurma­sı çok önemlidir­­. Ateş olmadan boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, kuru öksürük, geniz akıntısı, halsizlik, yorgunluk, bilhassa sabahları üst üste hapşırma, ses kalitesinde farklılıklar gibi üst solunum yoluna ait bulgular ortaya çıkıyorsa ve bu durum birkaç hafta aynı seyir­de devam ediyor ise mutlak suretle alerjik hastalıkları akla getirmek ve bir doktora başvurmak gerekir­­.

Şikayetlerinizi net olarak ifade etmezseniz boğaz enfeksiyonu (farenjit), sinüzit, kulak enfeksiyonu, gırtlak enfeksiyonu (larenjit) biçimin­de yanlış tedaviler ala­bilir; dolayısıyla hastalıklarını­zın süresi uzaya­bilir­­. Kulak burun boğaz endoskopik (kameralı) muayenesi ile teşhis epey kolaydır, ayrıca alerji testleri kan­dan ve deriden  yapıla­bilir­­. Alerjik hastalıkları teşhis edilen  hastalar antigribal, antibiyotik, ağrı kesici, öksürük şurubu gibi gereksiz ilaç kullanımın­dan kurtulmuş olmakta­dır­­.

Teşhis ve tedavisi geciken  hastalar ise orta kulak, sinüsler, boğaz ve gırtlak bölgesi­nin kronikleşen  hastalıkları ile mücadele etmek zorun­da kala­bilirler­. Üst solunum yolu alerjisi tedavi edilmeyen  hastalar­da alerjik astım hastalığı rizikosu de belir­li olarak artmakta­dır­­.’ açıklamasın­da bulundu­.

İlgili aramalar: bahar alerjisi nedir, polen alerjisi nedir, bahar alerjisinin belirtileri nelerdir, polen alerjisi neden olur, üst üste sürekli hapşırma neden olur, arka arkaya hapşıyorum nedeni nedir, burun içinde kaşınma neden olur, geniz kaşıntısının nedeni nedir, alerjik rinit neden kaynaklanır

Menopoz Döneminde Nelere Dikkat Etmek Gerekir?

Menopoz Döneminde Nelere Dikkat Etmek Gerekir?

Menopoz süreci boyunca yaşanmakta olan psikolojik ve fiziksel sorunlar ortalama olarak bir sene süresince devam etmektedir­­. Lakin kadınların yüzde 20’sinde bu durum 5 seneye kadar uzayabiliyor­. İnsan hayatı için çok da kısa olmayan bu süreçte yaşanmakta olan problemleri azaltmak ve hayat kalitesi­ni artırmak, alınacak bazı tedbirlerle olanak­lı­. Lakin öncelikli olarak yaşam stili­ni ve alışkanlıklarını değiştirmek gerekmekte­dir­­.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr­. Aslıhan Sarıkoç, 7 öneride menopoz süreci­ni daha ba­sit geçirmenin ipuçlarını bizlere veriyor­.

Menopozda Hayat Kalitesi­ni Artıran Öneriler

1* Sigaradan ve alkolden uzak durun: Menopoz sürecindeki kadınlar­da azalan östrojen  hormonun etkisi ile kalp ve damar hastalıkları daha sık görülmekte­. Bun­dan dolayı eğer kullanıyor iseniz bu süreçte alkol ve sigaradan uzak duru­nuz­. Aldığınız bu ted­bir kalp ve damar hastalıkları riskinizi azaltacaktır­­.

2* Beslenmenize özen  gösterin: Beslenme düzeninizde sebze ve meyvelere bolca yer verin­. Bununla birlik­te çay kahve tüketimi­ni azaltarak bolca su için­. Meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek bedenini­zin çok daha dinamik olmasını sağlıyor­. Bununla birlik­te bol su tüketmeniz de vücudunuzdaki ödemleri atmanıza yardımcı olmakta­dır­­.

3* Acılı ve baharatlı yiyeceklerden  sakının: Baharatlı ve acı biberli besinler sıcak basmaları terlemeleri artıracaktır­­. Bununla birlik­te yemekler sıcak tüketilmemeli, çünkü sıcak yemek ve içecekler­de terlemeyi ve sıcak basmaları tetikleyecektir­­.

4* Günde yarım saat kadar spor yapın: Her gün en  az yarım saat egzersiz yapın­. Yürüyüş veya yoga gibi aktivitelerin menopoz süreci boyunca sıcak basmalarına karşı olumlu yönde tesirleri bulunmakta­dır­­.  Bununla birlik­te kemik erime­si riski­ni de azaltıyor­.

5* Sofranızda soya ürünlerine ve kuru baklagillere yer verin: Besinler­de mevcut olan bir­takım maddeler östrojenik özellikleriyle menopozda görülmekte olan ateş basması, terleme, uykusuzluk, sinirlilik ve depresyon gibi şikayetleri hafifletiyor ve giderilmesine yardımcı olmakta­dır­­.  Soya ürünleriyle kuru fasulye, mercimek veya bezelye gibi kurubaklagiller içerdikleri izoflovanlar yardımıy­la menopoz süreci boyunca yaşana sıkıntıların azalmasını sağlıyor­.

6* Hobi Edinin: Konsantrasyon bozuklukları, dikkatsizlik, motivasyon eksiklikleri yanı sıra bilinç ve uyku bozukluğu gibi psikolojik problemleri rahatlatmak amacıyla kadınlara en az bir hobi edinmek tavsiye ediliyor­. Örnek verecek olursak yoga, kişisel gelişim, meditasyon, el işleri, resim gibi türlü sanatsal ve eğitimsel aktiviteler­.

7* Mutlak suretle bu dönemde doktor gözetiminde olun: Menopoz sürecine girdiğinizde düzenli şekil­de gittiğiniz bir doktorunuz olsun­. Şikayetleriniz çok şiddetli olur ve yaşam tarzı değişiklikleri de yetersiz kalırsa doktor denetimi altın­da ilaç tedavisine başlanabiliyor­. Menopoz belirtileri östrojen  ve progesteron azalışı­na bağlı bir şekil­de ortaya çıktığı için, tedavide bu hormonlar ilaç niyetiyle takviye ediliyor­. Yalnız hormon ilaçları kullanılışı her hastada olanaklı olmayabiliyor­. Bu haller­de da bitkisel kaynaklı ilaçlar öneriliyor­.

İlgili aramalar: menopozda nelere dikkat etmek gerekir, menopoza girdiğinde ne yapmalı, menopoz dönemini rahat atlatmak için ne yapmalı

24 Nisan 2015 Cuma

Miyom Kısırlık Ya Da Kanser Yapar Mı?

Miyom Kısırlık Ya Da Kanser Yapar Mı?

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda Öğretim Üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Faruk Buyru, "Bilhassa rahim içerisinde ve rahim duvarında yer alan miyomlar, kanamayla birlikte kısırlığa da neden olabilir. Miyomların çapı büyüdükçe ve sayıları arttıkça kısırlığa neden olma riski de artmaktadır" dedi.

Dr. Buyru, miyomların (rahim tümörü) östrojen  hormonuna bağımlı olarak geliştiği­ni belirterek, menopoza girip daha son­ra östrojen  hormonunun etkinliği­nin azalmasıyla mevcut miyomların birçoğu kez küçüldüğünü söyledi­.

MİYOM GELİŞİMİNDE KALITIM ÖNEMLİDİR

Miyom gelişimi­nin aile­sel eğilim gösterdiği­ni ifade edici Buyru, anne ya da ablasın­da miyom saptanan kadınlar­da miyom görülme riski­nin daha yüksek olduğunu kaydetti­.

Buyru, doğum yapmamış kadınlar­da da miyom gelişimine yaygın rastladıklarını dile getirerek, "Miyomların belirtileri, bulundukları yer ve büyüklüklerine göre farklılık göstermekte­dir­­. Rahim içerisi­ne yakın ve büyük olan miyomlar daha fazla şikayete neden  olmakta­dır­­.  Küçük olsa bile rahim içerisi­ne yakın miyomlar adet sırasın­da kanama miktarı­nın artmasına, kanama süresi­nin uzamasına neden  o­lur­. Tam tersine rahim dışına doğru olan miyomlar ise daha az şikayete neden  olur Bu tür miyomlar büyüdükleri takdir­de idrar kesesi, bağırsak gibi komşu organlara baskı yapıp, sık idrar yapma ve dışkılama güçlükleri biçimin­de belirti verebilir" diye konuştu­.

MİYOM ÇAPI BÜYÜDÜKÇE KISIRLIĞA YOL AÇMA RİSKİ DE ARTIYOR

Prof­. Dr­. Buyru, miyomların büyüklükleri­nin çok değişken  olduğunu kaydederek, birkaç milimetreden, 20* 30 santimetreye kadar büyük miyomlara rastlayabildikleri­ni ifade etti­.

Şikayet ve belirtilerin miyomların yerleşim yeri­ni yakınen  ilgilendirdiği­ni anlatan Buyru, "Bazı miyomlar gebe kalmayı zorlaştırabileceği gibi, düşük ve erken  doğum riski­ni de arttırabiliyor­. Bilhassa rahim içinde ve rahim duvarın­da yer alan miyomlar, kanamayla kısırlığa da sebep ola­bilir­­. Miyom çapı büyüdükçe ve sayıları arttıkça kısırlığa yol açma rizikosu de artmakta­dır­­.  Rahim içinde yer alan miyomlar küçük bile olsa bileha fazla sorun yaratır­­. Miyomların yol açtığı en  büyük sorun ler, kanama, gebe kalamama, çevre dokulara baskı ve yoğun kanama netice­si meydana gelen  kansızlıktır" ifadesi­ni kullandı­.

Buyru, miyomların kötü huylu olma ihtimali­nin binde 5 olduğunu ifade ederek, hızlı büyüyen, kan akımın­da farklılıklar olan miyomların kötü huylu olabileceği­ni dile getirdi­.

Doğurganlığını tamamlamış kadınlar­da fazlaca sayıda miyom olduğunu, bunların teker teker çıkartılması­nın kanama rizikosu taşıdığına vurgu yapan Buyru, bu çe­şit ameliyatların kadı­nın yaşamı yönün­den  risk oluşturma­sı halinde rahim alınması­nı da gerektirebildiği­ni kaydetti­.

HER MİYOMUN ALINMASI GEREKMİYOR

Prof­. Dr­. Faruk Buyru, görülmekte olan her miyomun alınmasını şart olmadığına dikkati çekerek, bunların ilaçla tedavisi­nin olmadığını, bazı zamanlar kanamaların azaltılışı için geçici olarak ilaçlar kullanıldığını söyledi­.

Miyomda kesin çözümün ameliyat olduğunu ifade edici Buyru, "Ancak pek çok kadın, ameliyata gerek olmadan miyomlarıyla sorun olmadan hayatlarını sürdürebilir­­. Kanama, gebe kalamama gibi şikayeti bulunanlar­da ameliyat gerekebilmekte­dir­­. Rahim içerisindeki miyomlar küçük olsa bile hem gebe kalamama, hem de yoğun kanamaya neden  olmaların­dan dola­yı ameliyat gerektirir­­. Rahim duvarındaki miyomlar, 5 santimetreden  büyükse ya da fazlaca sayıda olduğun­da ameliyat düşünüle­bilir­­. Rahim hari­cinde yer alan miyomlar, çok büyüdüğü zaman ya da çevreye baskı yaptığın­da ameliyat düşünülmelidir" biçimin­de konuştu­.

Buyru, miyomun kanlanmasına imkan veren  damarın tıkanma­sı gibi yeni tedavi seçenekleri­nin ortaya çıktığını dile getirerek, bu yolun ameliyat olmak istemeyen  ya da operasyonu sorunlu olabilecek hastalar­da düşünülüşü gerektiği­ni vurguladı­.

İlgili aramalar: miyom kansere neden olur mu, miyom kısırlığa neden olur mu, miyom kanser yapar mı, miyom kısırlık yapar mı

Varise Karşı Ne Yapabiliriz?

Varise Karşı Ne Yapabiliriz?

Varis; toplardamarların ileri derecede genişlemesi ile birlikte cilt üstün­de kötü görünüme neden  olan ilerleyici, yaşamı menfi şekil­de etkisi altına alan bir rahatsızlıktır­­. Toplumda rastlanma sıklığı ülkeden  ülkeye farklılık gösterse de genel olarak yüzde 15 – 20 oranın­da gözlenmektedir­­. Basit olarak, toplumda her 5 ya da 6 kişiden  birisinde bu hastalık gözlenmektedir­­.

* Toplumu bu kadar etkisi altına almış olan bu hastalığın oluşum sebep­leri hususun­da türlü sebep­ler ileri sürülmüş olsa da bunların içinde en  kabul edileni kalıtımdır­­.  Ebeveynleri­nin birisinde ya da ikisinde varis hastalığı olan­lar da, hastalık daha yüksek miktar­da ve şiddetli şekil­de gözlenmektedir­­.

* Olumsuz beslenme ile yaşam koşulları da hastalığın oluşması ve ilerleyişine katkıda bulu­nur­. Lakin varis gelişimi­ni evimizde, yaşantımızda ve beslenme alışkanlıklarımızda yapacağımız değişimlerle önleyebiliriz­. Varise karşı alabileceğimiz kolay ama tesirli önlemleri şöyle sıralaya­biliriz:

1* BOLCA BALIK YİYİN: Balık, taze meyve ve seb­ze içeren  besinler ile dengeli şekil­de beslenilmelidir­­. Dengeli beslenme, günümüzde hemen  her hastalığın önlenmesinde tesirli bir metod olarak önümü­ze çıkar­. Taze lifli meyve ve seb­zelerin tüketimi yardımıy­la daha az oran­da kabız kalınmakta ve buna bağlı bir şekil­de toplardamarlar daha seyrek olarak deforme olur­.

2* KİRAZ DAMARLARA İYİ GELECEKTİR: Kiraz, böğürtlen  gibi meyveler bolca tüketilmelidir­­. Her iki meyve, yalnız­ca yakınmaların azalmasını sağlamakla kalmaz, hastalığın önlenme­si hususun­da da etkisi bulunur­.İçerdikleri antioksidan maddeler sayesinde, toplardamar yapısal olarak oksidan maddelerin zararlı tesirlerine karşı daha dirençli olur­.

3* ZENCEFİLE ALIŞIN: Ayrıca zencefil, soğan ve sarımsak tüketimi de varis tedavisinde faydalıdır­­. 

4* KABIZLIKTAN KAÇININ: Ağırlıklı olarak lifli besin­lerin tüketilmesi; bağırsakların temiz olma­sı ve kabızlığın önlenme­si yönün­den  etkisi bulunur­.Kabız kalınma­sı durumunda, varis gelişimi toplardamarlara binen  yük sebebiy­le hızlanmaktadır­­. 

5* ŞEKERE VE TUZA SAVAŞ AÇIN: Şeker, dondurma, kızarmış gıdalar, cips, tütün, tuz ve alkolün aşırı tüketimin­den  uzak durulmalı Bu tür lif muhteviyatı düşük besin­lerin aşırı olarak tüketilmesine bağlı olarak, kabızlığın gözlenme oranı daha yüksektir­­.

6* YÜRÜYÜŞ YAPIN VE BİSİKLET SÜRÜN: Günlük olarak egzersiz yapılmalıdır­­.  Yürüme, yüzme ve bisiklete binme bilhassa dolaşımın sağlıklı olma­sı yönün­den  faydalı egzersizlerdendir­­. Bu egzersizler, bacaklarda, baldır kas pompası­nın dinamik olarak çalışmasını sağlarlar­.

7* KİLO ALMAKTAN KAÇININ: Yaşınıza ve boyunuza uygun vücut ağırlığına sahip olmaya özen  gösterin­. Obezite ya da aşırı kilo alma durumlarında, bacaklar­da toplardamar sistemine binen  yük artmakta­dır­­.  Buna bağlı olarak, daha ba­sit bir şekil­de varis gelişmektedir­­.

8* DAR KEMER VE PANTOLON YASAK: Dar giysilerden  uzak durun Bu tür giysiler, sağlıklı dolaşıma mani olur­. Özellikle, bel bölgesinde yapmış olduğu baskı sebebiy­le dar kemer ve dar pantolon kullanımın­dan bilhassa sakınmakta fayda bulunmakta­.

9* BACAKLARINIZI 20 DAKİKA DİNLENDİRİN: Günde en  az bir defa, her iki bacağınızı kalp seviyeni­zin üzerine çıkarıp, 20 dakika süre ile ayaklarınızı dinlendiriniz­. Bu sayede, yer çekimi sebebiy­le bacak toplardamarların­da meydana gelen  kan birikimi engellenmiş olmakta­dır­­.

10* BACAK BACAK ÜSTÜNE ATMAKTAN UZAK DURUN: Uzun süre ayakta sabit olarak ya da oturma pozisyonun­da kalmayın­. Bacak* bacak üzerine atma pozisyonun­dan uzak duru­nuz­. Bacak toplardamarlarınıza yük bindireceğin­den  ağır eşya kaldırmayın­. Tüm sayılan bu durumlarda, bacak baldır kas pompası kafi şekil­de çalışmamaktadır­­. 

11* MASA BAŞI İŞİNİZ VARSA MOLALAR VERİN: Eğer masa başı bir işte çalışıyorsanız, uzun süre oturmamaya ve belli aralıklar­da ayağa kalka­rak dolaşmaya özen  gösterin­. Benzer şekilde, çalışma pozisyonun­da bacaklarınızı gerip – gevşeterek, baş parmaklarınızı oynatarak, sağlıklı olarak bacak dolaşımınıza katkıda bulunursunuz­.

12* TV İZLERKEN BACAKLARI KALDIRIN: Televizyon seyrederken  ya da kitap okurken, bacaklarınızı yukarı kaldırın, dolaşıma katkıda bulunun­.

13* VARİSLERİ KAŞIMAYIN: Genişlemiş varisli damarlarınızı sakın ola ki kaşımayın­. Unutmayın ki, incelmiş olan cilt sebebiy­le enfeksiyon gelişim rizikosu oldukça yüksektir­­. Bilhassa uzun süredir varisi bulunmakta olan hastalar­da dolaşıma yardım etmek kadar, cilt bakımına da ehemmiyet vermek gerekir­­.

14* BACAKLARA SOĞUK DUŞ MASAJI UYGULAYIN: Aralıklı olarak bacaklarınıza soğuk duşla masaj yapın­. Bu, sağlıklı dolaşım için tesirli ve gereklidir­­. Genel­de varis gelişmekte olan toplardamarlar, yüzeyel damarlar olup, artmış ısı değişikliklerin­den  menfi olarak kolaylık­la etkilenmektedir­­.

15* HER BANYO SONRASINDA BACAKLARINIZI NEMLENDİRİN: Her banyo sonrasında, bacaklarınıza yumuşatıcı krem sürerek, hem cildin beslenmesi­ni sağlayın hem de sağlıklı dolaşımı masaj yoluyla sağlayın­. İlerlemiş ve uzun süredir varisi mevcut olan hastalarda, bacaklar­da toplardamara komşu cilt seviyesinde bir incelme ve buna bağlı bir şekil­de enfeksiyona yatkınlık mevcuttur­.

İlgili aramalar: varise karşı ne yapılabilir, varisten nasıl kurtuluruz, varisi ne geçirir, varis için öneriler

Göbek Bölgesi Yağları Nasıl Eritilir?

Göbek Bölgesi Yağları Nasıl Eritilir?

Yeme-içme krizleri­nin önüne geçmenin sırrı ise uzmanlara göre doğru düzenlenmiş ara öğünlerdir­. Sağlıklı ara öğün alışkanlığı edinemk, göbek bölgesinde yağlanmanın da en  büyük düşmanıdır­.

Prof­. Dr­. Banu Çaycı yemek krizleri­nin önlenmesinde ara öğün programı­nın gerekliliğine dikkat çekerek, mü­him tavsiyeler­de bulunmakta­dır­­.

Diyet yapan ya da dengeli beslenmek amacı ile uğraş verenlerin iradeleri­ni en  çok zorlayan, sonuç almayı engelleyen  ve sağlıksız beslenmeye neden  olan durum öğün araların­da ya da gece geç saatler­de ansı­zın meydana gelen  yeme* içme krizleri­. Bu krizlerin önlenme­si veya iyi yönetilebilişi kilonun korunmasın­da büyük ehemmiyet taşıyor­. Yeme* içme krizleri­ni önlemenin sırrı ise uzmanlara göre doğru düzenlenmiş ara öğünler­. Sağlıklı ara öğün alışkanlığı göbek bölgesinde yağlanmanın da en  büyük düşmanı­.

Aynı zamanda Herbalife beslenme danışma kurulu üyesi olan Prof­. Dr­. Banu Çaycı yemek krizleri­nin önlenmesinde ara öğün programı­nın önemine dikkat çekip midenin 2,5 ila 3 saatlik süreçler­de boşaldığını ve bu noktaya gelindiğinde yiyeceklere karşı irademi­zin zorlandığını belirtti­. Çaycı, mide bütünüy­le boşalmadan yarım saat ya da bir saat önce alınacak 100 ila 200 kalorilik ara öğünlerin, iştahı bastırdığını, ani iniş çıkışlarla yiyeceklere karşı direnci düşüren  kan şekeri­nin düzenlenmesine ve hipoglisemi atakları­nın önlenmesine katkıda bulunduğunu söyledi­.

Düzenli ara öğünlerle açlığı yatıştırmak metabolizmayı hızlandırarak kilo kontrolünü sağlar.

Düzenli ara öğün yiyen  kişiler­de metabolizma hızı­nın arttığına dikkat çeken  Çaycı, göbek bölgesinde yağlanmanın bu yolla önlenebileceği­ni vurguladı­. Ara öğünler­de dikkat edilişi gerekenin abur cubur­dan kaçınarak sağlıklı atıştırmalıklara yönelmek olduğunu söyleyen  Çaycı şöyle devam etti: Hafif yağsız light bisküviler, yağsız peynir, light yarım yağlı yoğurt, ayran ya da süt, tuzsuz leblebi, taze ve kuru meyveler, birkaç yağlı tohum örneğin 3 ila 4 ceviz, 5 ila 6 fındık ya da 7 ila 8 badem gibi seçenekler, taze, haşlanmış, közlenmiş yağsız sebze parçaları mükemmel seçimlerdir­­. Şeker ve şekerli gıdalar, cips, kremalı bisküviler ve patates kızartma­sı gibi yağ muhteviyatı yüksek gıdaları, asitli ve şekerli içecekleri, tuz oranı yüksek yiyecekleri tüketmek ara öğünler­de bütünüy­le yanlış seçimlerdir ve bu besinler kilo almanıza neden  olmakta­dır­­.  Ara öğünler 150 kkal geçmemeli ve yeteri ka­dar protein, karışık karbonhidrat ve lif içermelidir­­.""

Metabolizma dostu 10 ara öğün önerisi­.­.­.

Prof­. Dr­. Banu Çaycı, sağlıklı atıştırmalıkların da doğru planlanırsa insanların da­mak tadına hitap edebilecek seçenekler sunduğuna dikkat çekti­. Çaycı hemen  herkesin işte ya da evde kolayca erişebileceği yiyeceklerden  100* 200 kaloriyi geçmeyen  sağlıklı alternatif ara öğünler tavsiye etti­.

Prof­. Dr­. Banu Çaycı’dan ara öğün önerileri:

* 1 tatlı kaşığı fındık ezmesi ile yarım elma
* 3 tane havuç + yağsız peynir ya da yoğurt karışımı
* 1 dilim peynir + yarım elma
* 1 kase yoğurt (evde mayalanmış doğal olanı tercih ediniz)
* 1 top dondurma
* 2 tane haşlanmış yumurta
* 1 dilim tam buğday ekmeği + 1 dilim peynir
* 15 adet badem
* Portakallı keçi peyniri (Portakalları küçük küçük kesip keçi peyniri ile karıştıra­bilirsiniz)
* Protein bar yemek

İlgili aramalar: göbek bölgesi yağları nasıl eritilir, karın yağları nasıl eritilir, bel bölgesi yağlarından nasıl kurtulunur

23 Nisan 2015 Perşembe

Suni Sancı Nedir?

Suni Sancı Nedir?

Suni sancı olarak bildiğimiz "induksiyon" yöntemi genel manasıyla "gebelik ürününün rahimden atılmasını sağla­mak amacı ­ile rahmin kasılmaya teşvik edilmesi" manasına gelmektedir­­. İnduksiyon, başlamamış doğum ağrılarını türlü metodlar­la başlatma teşebbüsüdür­. Maksadı doğumu gerçekleştirmektir­­.

Hangi Haller­de İnduksiyon Yapılır?

İnduksiyon, gebeliğin devamı anne hayatı ve/veya bebeğin hayatı yönün­den  sakıncalı olduğu her şart altın­da uygulanmakta­dır­­.  Anne adayı­nın hayatını kurtarmak amacına yönelik olarak en  fazla preeklampside, bebek için ise en  fazla miad geçişinde kullanılır­­. Preeklampsi ve öncelikli olarak da ağır preeklampsi, tümüyle hamilelikte gelişmekte olan bir hastalıktır ve en  kesin tedavi şekli doğumdur­. Preeklampsi tanısı konduğun­da ağrılar henüz kendi kendi­ne başlamamış durumdaysa ve sezaryan gerektirmiş olan bir durum yok ise induksiyon işlemine başlanarak doğum gerçekleştirilmeye çalışılır­­. Miad geçişinde de uteroplasental ünitenin "yaşlanmış" olma­sı bebeğin oksijensiz kalmasına ve ileri haller­de ölmesine yolaçabileceğinden, sezaryan için başka bir neden  yok ise induksiyonla bebeğin doğma­sı sağlanmaya çalışılır­­.

Suni Sancı Nasıl Yapılır?

Suni sancı (induksiyon) için, yani uterusu kasılmaya teşvik etmek amacı ile fazlaca sayıda yol bulunur­. Daha çok kullanılan yol, anne adayına damar­dan serum içinde oksitosin olarak isimlendiri­len  maddenin belli dozlar­da verilmesidir­­. Bu madde esasen  doğum başladığın­da anne adayı­nın hipofiz bezin­den  salgılanmakta olan hormonunun kendisidir­­. İnduksiyon için geliştirilen  sentetik oksitosin serum içinde sulandırılarak verilmekte­dir­­. Lakin uterusu kasılmaya teşvik etmek bu kadar ba­sit olmaz­. Uterusun oksitosine duyarlı duru­ma gelebilişi ve kasılmaların serviksin (rahimağzının) açılmasını sağlayabilişi için servikste bir­takım ön hazırlıklar gerçekleşmelidir­­. Serviks gebe olmayan bir kadın­da sert ve kapalı bir yapıdır­­.  Gebeliğin başlamasıyla yumuşar ve bu yumuşama gebeliğin sonuna kadar artarak devam eder­. Gebeliğin sonlarına doğru servikste meydana gelen  farklılıklar bu yapı­nın daha da yumuşamasına, uzunluğunun azalışı­na ("silinme") ve uterus kasılışları ve önde gelen  kısmın (baş gelişinde bebeğin başı, makat gelişinde makat kısmı) baskısıyla açılmasına yol açar­. İşte induksiyon ve induksiyon öncesi işlemler, henüz zamanı gelmediğin­den  kendin­den  gerçekleşmeyen, veya gerçekleşemeyen  bu olayların ya­pay olarak gerçekleştirilmesidir­­. Serviksteki bu fiziksel hadise­leri en  iyi şekil­de taklit edebilmek amacı ile öncelikli olarak serviks iyi bir şekil­de değerlendirilmeli ve gerekli haller­de serviksteki ön hazırlık bir­takım işlemlerle taklit etmek gerekir­­. Bu amaçla vajinal muayene yapılır ve serviksin nitelikleri, gelen  kısmın nitelikleri bir arada değerlendirilerek ön hazırlık gerekli olup olmadığınakarar verilmekte­dir­­. Miadına yakın­da bulunmakta olan veya miad geçme­si olan anne adayların­da servikste ön hazırlık aşama­sı genel olarak kendi kendi­ne tamamlanmış olup, doğum için yanlızca oksitosi­nin hipofizden  salgılanma­sı beklenmektedir­­.

Serviksin ön hazırlığa ihtiya­cı olup olmadığını belirlemek amacı ile doğumu gerçekleştirecek doktor Bishop puanlama­sı olarak isimlendiri­len  araştırma­dan faydalanır­­.

Bishop puanı uygun olmayan serviks bulguları var olması durumunda ön hazırlığı gerçekleştirmek ve serviksi induksiyona hazır hale getirmek amacı ile oksitosin verilmeye başlamadan evvel servikse vajinal yolla prostaglandin muhteviyatlı bir­takım ilaçlar uygulanmakta­dır­­.  Belli bir müddet sonra (4* 12 saat sonra) serviks Bishop puanı tekrar değerlendirilir ve gerekli yumuşama, konum değişimi gibi hazırlıklar oluşmamışsa işlem tekrarlanır­­. Bishop puanı kafi hale getirildiğinde induksiyona başlanır­­. Bishop puanı düşük olmasına karşın ön işlem yapılmaksı­zın başlanan induksiyon metodların­da başarı şansı düşükken, uygun Bishop puanın­da yapılmakta olan uygulamalar­da başarı oranı yüksektir­­. Burada başarı, uterusta doğum kasılmaları­nın başlatılışı anlamın­da kullanılıyor­.

Bütün bu ön hazırlıklar boyunca ve induksiyon işlemine geçilme den  evvel bebeğin iyilik hali­nin bazı testler le değerlendirilişi şarttır­­. Bu amaçla yapılmakta olan NST değerlendirmesinde fetal distres kuşku­su var oluşun­da induksiyon uygulanma­sı fetal distresi ağırlaştırabileceği gibi, "sıkışmış" olan bir bebeğe müdahalede gecikmelere sebep ola­bilir­­.

İnduksiyon bu konu ile ilgi­li tecrübe­li bir hemşire veya ebe tarafı ile doktorun direktiflerine göre uygulanmakta­dır­­.  Düşük dozlarla başlayan induksiyon gerçek doğum ağrıları oluşana kadar (10 dakikada üç kez gelen  ve 40* 50 saniye süren  kasılmalar) belli bir doza kadar artırılarak devam eder­.

İnduksiyon başladıktan sonra induksiyonun başarılı olup olmadığını değerlendirmek amacı ­ile genel olarak 2 saatlik aralıklarla vajinal muayene yapılır ve serviksteki farklılıklar değerlendirme yapılmakta­dır­­.  İki muayene arasın­da serviks değişiklikleri­nin devam ediyor olma­sı (serviksin açılmaya başlaması) induksiyonun başarılı olduğunu göstermekte­dir­­.

İki saat süresin­ce serviks bulguların­da bir farklılık olmayışı halinde induksiyon "başarısız" olarak değerlendirilir ve işleme son verilmekte­dir­­. Başarısız induksiyon olması halinde iki farklı yol izlenebilir: Anne adayı ve/veya bebek iyi durumdaysa ba­riz bir müddet sonra induksiyon tekrar denenir, veya doğum sezaryanla gerçekleştirilir­­. Başarısız induksiyon hallerinde genel­de ikinci yol tercih edilir ve doğum için sezaryan hükmü verilmekte­dir­­.

İlgili aramalar: suni sancı nedir, suni sancı nasıl yapılır, yapay sancı nedir, suni sancı nasıl olur, indüksiyon nedir, induksiyon nasıl yapılmaktadır

21 Nisan 2015 Salı

Sarılık ve Sarılık Türleri

Sarılık ve Sarılık Türleri

Hepatit B: Hepatit (Sarılık), herhangi bir neden­den  dolayı karaciğerin iltihaplanmasıdır­­.

Hepatit B Enfeksiyonunun bulaşma yolları:

1­. Hastalığı taşımakta olan kişi­nin (taşıyıcı) kanı, spermi, vajinal sıvıları ya da tükürüğü ile veya bunlarla bulaşmış aletler ile temas halinde bulunmak.
2­. Hastalığı taşımakta olan kişiyle cinsel temas halinde bulunmak.
3­. Uyuşturucu alanlar­da iğneyi veya birden  fazla kişi­nin ortak kullanması­.

Virüsün insandan insana bulaşması, hem heteroseksüel hem de homoseksüel erkekler olmak üzere çiftler arasın­da ve iğneleri­ni ortak kullanan uyuşturucu kullanıcıları içerisinde sık görülmekte­dir­­. Hepatit B virüsü taşımakta olan hamile bir kadın, doğum esnasın­da virüsü doğan bebeğe geçirebilir­­.

Hepatit B virüsüne maruz kalma riski, böbrek diyalizi ve kanser ünitelerine giren  hastalar ve kanla ilgili işler yapan hastane personelinde artar­. Hepatit B virüsü, kronik virüs taşıyıcısı olan sağlıklı insanlar­dan da bulaşa­bilir­­. Birçok Hepatit B virüsü vakası­nın bilinen  hiç bir sebe­bi bulun­maz­. Uzak Doğu ve Afrika'nın bir­takım bölgeleri gibi dünyanın bir­takım yerlerinde, Hepatit B virüsü, kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanserine neden  olabilmekte­dir­­.

Taşıyıcı annelerin kanlarındaki Hepatit B, doğmamış çocuklarına geçebilmektedir­­. Hamile kaldığınızda doktorunuza hemen  başvurunuz ve test yaptırınız­. Taşıyıcı olsanız bile bebeğiniz, doğumda bu hastalıktan aşılanarak koruna­bilir­­.

Hepatitin Belirtileri ve Tanısı;
Akut viral hepatit, hepatit virüsleri ile meydana gelen  karaciğer iltihaplanmasıdır; birçoğu kez iltihap ansı­zın başlar ve birkaç hafta sürmektedir­­.

Akut viral hepatit belirtileri birçoğu kez ansı­zın başlamaktadır­­.  Belirtiler halsizlik, iştahsızlık, kusma, mide bulantısı ve sık olarak da ateştir­­. Cilt rengi­nin sararma­sı ve idrar rengi­nin koyulaşma­sı her zaman görülmeyebilir­­. Sigara içenlerde, sigaradan tat alınmama­sı tipik bir belirtidir­­.

Kişiler sağlıklı görünseler de Hepatit B virüsü taşıyor ola­bilirler­.

Bazen, bilhassa Hepatit B enfeksiyonu ile beraber kişide eklem ağrıları olur ve vücut­ta döküntü ve kızarıklıklar ortaya çıkmakta­dır­­.  Renksiz dışkı ve genel kaşıntı gibi kolestaz (safra akışı­nın azalma­sı ya da bütünüy­le durması) belirtileri görüle­bilmektedir­­.

Akut viral hepatit, kişide meydana gelen  belirtiler ve karaciğer fonksiyonları­nın ölçüldüğü kan testi sonuçları esas alınarak teşhis edilmektedir­­. Hastaların yaklaşık yarısında, karaciğerin yumuşak ve büyüktür­. Kan testleri neticesin­de viral proteinler veya hepatit virüsüne karşı meydana gelen  antikorlar tespit edilirse, akut viral hepatitin kesin tanısı yapıla­bilir­­.

Hepatit Ne Yapar?
Akut viral hepatit, önemsiz grip benzeri rahatsızlıklardan, tehlikeli ve öldürücü karaciğer yetmezliğine kadar her türlü netice­si doğura­bilir­­. Akut hastalık genel olarak hafif düzeydedir, ama karaciğer fonksiyonları birkaç ay süre ile düzelip ardın­dan tekrar kötüleşebilir ve bu düzelip* kötüleşmeler tekrarlanarak devam edebilmekte­dir­­.

Akut viral hepatit genel olarak 4 ile 8 haftada kendi kendi­ne iyileşir­­. Hepatit B hastası olanların %1'i hastalığın hemen  başın­da kaybedilir­­. % 9'u yaşam boyu virüsü taşır (taşıyıcı) ve başka kişilere hastalığı bulaştırır­­. Taşıyıcıların yaklaşık yarısı ileri yaşlar­da karaciğer kanserine ya da siroza yakalana­bilirler­.

Akut viral hepatit olan bir kişi, virüsün kronik taşıyıcısı ola­bilir­­. Taşıma aşamasın­da kişide hiç bir belirti ortaya çıkmaz, fakat kişi esasın­da hastadır­­.  Kronik bir taşıyıcıda karaciğer kanseri gelişebilir­­.

Hepatitin Tedavisi
Şiddetli akut hepatit durumunda, hastanın hastaneye yatma­sı gerekebilmekte­dir­­. İlk birkaç gün­den  sonra, iştah birçoğu kez açılır ve hastanın yatma­sı gerekmez­. Diyet ve aktiviteler­de katı sınırlamalar gereksizdir ve vitamin yardımına gereksinim bulun­maz­. Çoğu kimse, sarılık geçtikten  sonra, karaciğer işle­vi testleri bütünüy­le normal neticeler vermese dahi, güvenle bir şekilde işlerine geri dönebilmektedir­­.

İlgili aramalar: hepatit nedir, hepatit kötü bir hastalık mıdır, sarılık nedir, sarılık neden olur, sarılık nasıl tedavi edilir

Hamilelikte Suların Erken Gelmesi

HAMİLELİKTE ZARLARIN ERKEN AÇILMASI VE SULARIN ERKEN GELMESİ

Doğum sancısı olmadan kesenin açılışı "zarların erken  yırtılması" olarak tanımlanır­­.

Normal şartlar altın­da gebelik ürünü bir zar katmanı tarafı ile kaplanalan bir kese içinde bulunmaktadır­­.  Bu keseye amniyon kesesi, çevrelemekte olan zara amniyon zarı, içerisindeki sıvıya da amniyon mayisi ismi veri­lir­­.

Amniyon kesesi­nin ve sıvısı­nın sağlıklı bir gebelik ve bebek gelişme­si amaç­lı büyük önemi bulunur­. Bu kese gelişmekte olan bebeği dış faktörlere karşı korur, içermiş olduğu sıvı bebeğin rahat hareket etmesine imkan sağladığın­dan kas gelişimine yardımcı olur, bebeğin sabit sıcaklıkta kalmasını sağlar, travmalara karşı yumuşak bir yastık işlevi görmektedir­­. Bebeğin normal fonksiyonları, büyüme ve gelişimi ve rahat hareket etmesi­ni meydana getirmek amacı ile amniyon sıvısı gerekir­­. Bu sıvı, amniyon ve koryon olarak isimlendiri­len  zarlarla çevrilidir ve hamilelikte oldukça mü­him fonksiyonları olan dinamik bir sıvıdır­­.

Doğum sancıları­nın başlamasın­dan sonra rahim ağzı tam açık oluğun­da yani 10 cm­. açıldığın­da amniyon kesesi yırtılır ve sonra doğum yapılmakta­dır­­.  Kesenin doğum sancıları başlama dan evvel açılmasına erken  membran rüptürü (EMR) ismi veri­lir­­. Halk arasın­da "suları geldi" deyimi bu hadi­seyi anlatmak amacıyla kullanılır­­. Kesenin sancılar başladıkltan sonra, fakat rahim açıklığı 10 santim olma dan evvel açılmasına ise vakitsiz membran rüptürü ismi veri­lir­­. Bu durum klinik olarak bir öneme sahip olmaz­. Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'un­da görülmekte olan erken  membran rüptürü (zarların erken  acılması) sebe­bi bir­takım haller­de saptanamaz­. Daha çok suçlanan sebep­ler enfeksiyonlardır­­.  Bilhassa idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal (rahim) enfeksiyonlar buna neden  ola­bilir­­. Bununla birlik­te rahim hacmi­nin aşırı artmış olduğu polihidramniyos, çoğul hamilelik gibi haller­de veya rahime ait şekil bozuklukların­da da görüle­bilmektedir­­.

Annenin beslenme bozukluğu, düşük sosyoekonomik düzey, karına gelen  direk travmalar, cinsel münasebet gibi etkenler de EMR'nin olası ne­denleri arasın­da olur­.

Anne adayları genel­de zarların yırtıldığını ansı­zın sıvı boşalma­sı biçimin­de fark ederler, bir­takım haller­de zar rahimin üst kısımların­dan yırtıldığın­da azıcık bir miktar idrar kaçırır şekil­de hafif akıntılar ola­bilir Bu tür şikayetler ile gelen  gebeler­de yapılmakta olan vajinal muayenede rahim ağzın­dan sıvı kaçağı­nın görülüşü ile tanı koyulur­. Az miktar­da akıntı var ­ise emin olmak amacıyla gelen  sıvını asitlik derecesine bakılıp teşhise gidilir­­. Bununla birlik­te ultrasonografide amniyon sıvısı­nın azalmış olma­sı tanıya destektir­­.

Vakaların %60 ila 80 kadarında sular gelip daha son­ra 24 saat içinde doğum sancıları başlamaktadır­­.  Bun­dan dolayı EMR erken  doğum tehdidi­nin mü­him bir sebebidir­­. Bu sisteme göre normal doğum olarak takip edilen  gebeler­de bir­takım haller­de doktor doğumu hızlandırmak amacıyla amniyon kesesi­ni ya­pay olarak aça­bilir­­. Zarlar açıldığın­da dış dünya ile temas sağlayan gebelik ürünü enfeksiyonlara açık duru­ma gelmektedir­­. Bu durum bebek ile annenin hayatını tehlikeye atabilecek neticeler doğura­bilir­­. Aynı şekil­de bu hastalar abruptio plasenta yönün­den  risk altındadır­­.  Bebek yönün­den  bakıldığın­da ise kordon vajinadan (rahim) dışarı sarka­bilir­­. Bu oldukça tehlikeli ve acil sezaryen  gerektirmiş olan bir haldir­­. Küçük hamilelikler­de eğer bebekte bir duruş deformitesi (bozukluğu) var ­ise bebeğin kolu dışarı sarka­bilir­­. ­.

Erken  membran rüptürü (EMR); amniyon kesesi­nin doğum henüz başlamadan yırtılışı ve suların gelmeye başlamasıdır­­.  Amniyon kesesi­nin yırtılması­nın ardın­dan bebekle dış dünya arasın­da bulunan mikrop geçişi­ni engelleyici filtre mekanizma­sı artık ortadan kalkmış olmakta­dır­­.  37­. gebelik haftasın dan evvel amniyotik membran yırtılmış ile prematüre EMR denilir­­. Erken  membran rüptürü, erken  doğumun en  önde gelen  sebep­lerindendir­­.

Tüm gebeliklerin yaklaşık %10'un­da görülür­. Anne adayları ansı­zın vaginadan boşalan bir sıvıdan bahsederler­. Lakin bu sıvı boşalma­sı her zaman çok belir­li olmaya­bilir ve aralıklı olarak azıcık bir miktar gele­bilir­­.

EMR Neden Olur?
Nedenleri çeşitlidir; en  çok enfeksiyonlar sorumlu tutulmaktadır­­.  Bilhassa idrar yolu enfeksiyonları ve vaginal enfeksiyonlar­dan şüphelenilmektedir­­.

Enfeksiyonların hari­cinde servikal yetmezlik (rahim ağzı yetmezliği), çoğul gebelik, polihidramniyos, annenin yetersiz beslendiği durumlarda ve sigara kullanımı gibi durumlarda da EMR görüle­bilir­­.

Tanı; şüphelemekle başlamaktadır­­.  Anne adayı­nın su gelme­si ile alakalı kuşku­su olduğunda, muayene ve ultrason uygulanmakta­dır­­.  Serviksi (rahim ağzı) görmek amacıyla yapılmakta olan spekulum muayenesinde amniyotik sıvı­nın geldiği görüle­bilmektedir­­. Şüpheli durumlarda, turnusol kağıdı ile gelen  sıvı­nın pH ölçümü yapılarak amniyon sıvısı mı, yok ise servikal mukus mu ayırt edilebilmektedir­­. Aynı şekil­de yapılmakta olan ultrason yardımı i­le bebeğin etrafını saran amniyon sıvısı miktarı araştırılır­­.

Suları­nın gelme­si şikayeti ile müracaat etmiş bir gebe için öncelikle muayenesi yapılır, değerlendirilir ve tanı kesinleştirilmektedir­­. Eğer sular bütünüy­le boşalmış ise ve gebelik yaşı uygun ise 24 saat kadar beklenebilir­­. 34* 36 haftadan küçük hamilelikler­de bebeğin akciğer büyümesi­ni hızlandıracak tedaviler uygulanmakta­dır­­.  24 saat içinde sancılar başlamaz ise antibiyotik tedavisine başlanır ve doğumun başlatılışı maksadı ile ya­pay sancı verilmekte­dir­­. Yukarıdan ve küçük bir alan­dan yırtık ve sıvı kaybı var ­ise uygun tedbir­ler ile hastane koşulların­da akıntı kesilene kadar beklenir­­. Bu zaman zarfın­da bünye meydane gelen  bu açıklığı onarır ve amniyon mayii devamlı yapılmakta olan bir madde olduğu için eksik kısa bir zaman­da telafi edilmektedir­­. Tedavide en  mü­him unsur antibiyotik ile enfeksiyonun engellenme­sidir­­. EMR tanısı konduktan sonra gebelik haftası, genel fizik muayene bulguları, kan analizleri ve bebeğin genel durumu değerlendirilerek tedavi planlanır­­. EMR'de en  mü­him komplikasyon(istenmeyen  durum) erken  doğumdur­. Genel­de suların gelmesin­den  başlayıp 24 saat içinde doğum hadi­seyi başlamaktadır­­.

İlgili aramalar: hamilelikte suların erken gelmesi, hamilelikte zarların erken açılması, gebelikte zarların erken açılması, emr nedir, hamileyken suların erken gelişi

Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden Olur?

Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden  Olur?

Gebelik süreci idrar yolu enfeksiyonlarına eğilimin artmış olduğu bir dönemdir­­. Bu enfeksiyonlar kolay bir sistit (mesane enfeksiyonu) olabileceği gibi, ciddi bir piyelonefrit (böbrek enfeksiyonu) gelişimi de mevzu­bahis ola­bilir­­. Bilhassa piyelonefrit halinde bebek de erken  doğum gibi ciddi tehlikelerle yüz yüze kala­bilir­­. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu riski­ni azaltmak amaç­lı en  erken  süreçte idrar kültürü yapılışı oldukça etkisi bulunur­.İdrar kültüründe üreme olduğun­da üreyen  bakteriye uygun antibiyotik tedavisi verildiğinde gebeliğin kalan süreci boyunca sistit ve piyelonefrit ortaya çıkma ihtimali mü­him ölçüde azalmakta­dır­­.

Normal­de idrarda mikrop olmaz. Yani idrar bakteri ve başka enfeksiyon etkenleri­ni içermeyen bir maddedir­­. Bunu sağlayan en  mü­him sistem idrar yolunun böbreklerden  aşağı doğru inen  idrar akımıyla devamlı olarak "yıkanması" ve temizlenmesidir­­. Bununla birlik­te mesaneden  idrarın dışarı boşalmasına imkan veren üretra adlı kanal yapısı da içeriden  dışarıya akıma i­zin verecek, fakat dıştan içeri bakteri geçişine i­zin vermeyecek yapıya sahip­tir­­. Bakteriler bu engeli aşsalar da mesaneden  böbreklere geçişi engelleyen  benzeyen  bir kapak mekanizma­sı daha bulunur­.

Gebelik süreci boyunca yukarıda anlatılan koruyucu mekanizmalar menfi etkilendiklerin­den  idrar yolu enfeksiyonları­nın meydana gelme­si kolay hale gelir­­. En mü­him etken  hamilelikte fazlaca miktarlar­da salgılanmakta olan progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisidir­­. İdrar yolların­da idrar akımına imkan veren  düz kaslar gevşediği zaman idrar akımı yavaşlar ve bakteri geçişi­ni engelleyen  kapak mekanizmaları­nın da fonksiyonları azalmakta­dır­­.  Bununla birlik­te gebeliğin ilerleyişiyle büyümekte olan rahmin idrar yollarına baskı yapma­sı da idrar akımı­nın yavaşlamasına katkıda bulunmaktadır­­.  Netice itibari ile vajinada esasın­da bir problem yaratmadan yaşayan enfeksiyon etkenleri önce uretra yolu i­le mesaneye buradan da şartlar elverişli olduğun­da böbreklere doğru çıkarak türlü şiddette enfeksiyonların oluşmasına neden  olurlar­.

İdrar Yolu Enfeksiyonu Olursa Ne Olur?

Mesaneye ulaşan bakteriler burada hiç belirti göstermeden  hayatlarını sürdüre­bilirler­. Buna asemptomatik bakteriüri (idrar­da belirti vermeyen  bakteri varlığı) ismi veri­lir­­. Bu durum bir enfeksiyon olmamakla beraber şartlar elverişli olduğun­da hemen  enfeksiyona dönüşebileceği için mutlak suretle saptanmalı ve tedavi etmek gerekir­­. Mesanedeki bakteriler her zaman sessiz kalmazlar­. Bazı haller­de bu bakteriler sistit (mesane iltihabı) veya ileri haller­de piyelonefrit (böbrek iltihabı) tabloları­nın ortaya çıkı­şına neden  ola­bilirler­. Asemptomatik bakteriüri tedavi edilmediğinde genel­de sistit veya piyelonefrit oluşturmakta olan bir haldir­­. Anne adayları­nın yaklaşık %10'un­da idrar kültüründe asemptomatik bakteriüri bulunur­. Tanı için anne adayların­dan tercihan gebeliğin ilk haftaların­da veya ilk kontrole geldikleri herhangi bir zaman­da idrar kültürü istenir­­. İdrar kültüründe bakteriler­de anlamlı üremenin (>100­.000 bakteri kolonisi) olma­sı ve anne adayın­da hiç bir belirti olmayışı halinde asemptomatik bakteriüri tanısı konur­. İdrar kültüründe üreme olduğun­da üreyen  bakteri cinsi­nin hangi antibiotiklere duyarlı olduğunu belirten  bir araştır­ma yapılmakta­dır­­.  Antibiyogram olarak isimlendiri­len  bu araştır­ma netice­si doğrultusun­da anne adayı en  doğ­ru olan antibiotikle tedavi edilmektedir­­. Tedavi­nin üstün­den  15 gün geçtikten  sonra yapılmakta olan kontrol idrar kültüründe kültürün mikropsuz gelme­si (üreme olmaması) halinde tedavi başarılı olmuştur­. Bu durumda anne adayına idrar yolu i­le ilgili şikayetleri bulunmadığı müddet yeni bir idrar kültürü yapılmasına gerek bulun­maz­. Sistit yani idrar torba­sı enfeksiyonu ise ağrılı idrar yapma, sık idrara çıkma, kanlı idrar yapma ve bazı zamanlar de idrar kaçır­ma gibi belirtiler ile kendisi­ni belli eder­. Tam idrar tetkikinde idrar sedimentinde akyuvarlar, bakteriler ve bazı zamanlar de alyuvarlar görülmekte­dir­­. İdrar kültürü alındıktan hemen  sonra antibiyotik tedavisine başlanır­­. İki veya üç gün sonra alınan idrar kültürü ve antibiyogram neticesin­de gerekirse antibiyotik uygun olan bir başkasıyla değiştirilir­­. Sistit geçiren  anne adayı idrar akımını artırmak ve idrar yolları­nın "yıkanmasını" meydana getirmek amacı ile bol sıvı almalıdır­­.  Sistit'in erken  doğum tehdidi yapmış olduğu hususun­da bir­takım veriler vardır, fakat şu an için kesinleşmiş olmaz­. Piyelonefrit ise böğür­de ağrı, ateş ve kendisi­ni kötü hissetme gibi belirtiler ile ortaya çıkan, tek böbrekte (ya da her iki böbrekte) enfeksiyonun oluştu­ğu ciddi bir hastalık tablosudur ve hastanede yatırılıp tedavi edilmektedir­­. Yapılan idrar tetkiki ve idrar kültüründe enfeksiyon etkeni tespit edilmektedir­­. Muayenede genel olarak tek taraflı ve genel­de sağda böbreğin bulunmuş olduğu yere elle hafif olarak vurulmasın­da has­saslık gözlenir­­. Piyelonefrit geçiren  anne adayın­da bulantı ve kusma ola­bilir, ateş genel olarak 38 derece üzerindedir ve bir­takım haller­de 40 dereceye kadar çıka­bilir­­. Nabız ateşle doğru orantılı olarak hızlanmıştır, hipotansiyona (tansiyon düşmesi) eğilim bulunur­. Hipotansiyon fetal distres yarata­bilir­­. Her yüksek ateşli hastalıkta olduğu hal­de piyelonefritte de tedaviyle ateş düşürülmezse erken  doğum eylemi başlaya­bilir­­. Bun­dan ötürü hızla uygun antibiotik tedavisine geçilip daha son­ra erken  doğum ve fetal distres belirtileri aranır­­. Tedavi süresince anne adayı tansiyon, ateş, bebeğin durumu ve doğum eylemi bulguları açısın­dan sıkı bir izlemeye alınmaktadır­­.

Tedavi edilmeyen  piyelonefrit böbrekte apse, sepsis (bakterilerin kana karışıp başka organlara yayılması durumu) ve septik şok gibi yaşam­sal tehlike yaratan durumların oluşumuna neden  ola­bilir­­.

Piyelonefrit genel olarak önlenebilir bir haldir­­. Gebeliğin erken  zamanların­da hiç bir şikayet olmasa bile idrar kültürü yapılışı gerekir­­. İdrar kültüründe üreme çıkı­şı halinde uygun bir antibiyotikle tedavi edilmeli ve tedavi sonra­sı tekrar idrar kültürü yapılarak bakteriüri­nin kaybolduğu gözlenmelidir­­.

İlgili aramalar: gebelikte idrar yolu enfeksiyonu niçin olur, hamilelikte idrar yollarında enfeksiyon olması, hamileyken idrar yollarında enfeksiyon bebeğe zarar verir mi

20 Nisan 2015 Pazartesi

Hamilelikte Gün Aşımı

Hamilelikte Gün Aşımı

Hamilelikte 42 haftadan uzun süreli gebeliklere GÜN AŞIMI ismi veri­lir­­. Sürmatürite, postterm, postmatürite olarak da adlandırıla­bilir­­. Ortalama gebelik zamanı insanoğlun­da son menstrüel periyodun ilk günün­den  başlayıp 280 gündür­. Ovülasyon (yumurtlama) tarihin­den  başlayıp de 266 günlük bir zamanı kapsar­. Tahmi­ni doğum tarihi Neagele formülü ile hesaplanır­­. Bu kolay formül­de son adet tarihi­nin ilk gününe 7 gün eklenerek ve üç ay geri giderek tahmi­ni doğum tarihine ulaşılır­­. Lakin bu tarih kesin olmaz ve 15 gün önce vedan sonra da doğal olarak kabul edi­lir­­. Her kadın­da ovülasyon (yumurtlama) tabii ki kesin bir şekil­de bilinemediğin­den  doğum tarihi­nin belirlenmesinde son menstrüel periyot baz alınmaktadır­­.  Eğer ovulasyon tarihi net biliniyorsa gebelik süresi ile alakalı daha kesin bilgilere ulaşıla­bilir­­.

BEBEĞE AİT RİSKLER:

Gün aşımında, bebeği bekleyen  en  mü­him risk, plasentada dolaşım bozulmasına bağlı bir şekil­de oksijen  ve yiyecek maddeleri­nin yeteri ka­dar taşınamama­sı netice­si fetal distres gelişimidir­­. Oksijenlenmenin azalma­sı netice­si fetusun ilk tepkilerin­den  biri, hareketi­ni kısıtlama­sı ve oksijen  kullanımını azaltmaktır­­. Bun­dan dolayı bilhassa gün aşımı olan gebeliklerde, bebek hareketleri bir sağlık göstergesi olarak dikkatli bir şekil­de izlenmelidir­­. Bir noktaya kadar tolere edilebilen  oksijen  kısıtlılığı, belli bir sınırın aşılışı ile fetusta refleks olarak mekonyum denilen  ilk dışkı­nın rahim içerisine yapılmasına yol açar­. Bebek doğmadan amniyon sıvısı içerisi­ne yapmış olduğu bu ilk dışkı; doğum esnasın­da ve hat­ta anne karnın­da bebeğin akciğerleri­nin mekonyumla dolmasına yol açar­. Mekonyum aspirasyonu denilen  bu durum, bebekte ciddi zararlara sebep ola­bilir­­.

DİSMATÜRİTE SENDROMU:

Normal­de fetus 40­. haftadan sonra azıcık bir gelişim göstermekte­dir­­. Son haftalar­da akciğer büyümesi­ni da tamamlamış olan fetusta, cilt altı yağ depolanmaları hari­cinde, herhangi bir gelişim beklenmez­. Gün aşımı başladığın­da Dismatürite sendromu olarak isimlendiri­len  tablo gelişmeye başlaya­bilir­­. Dismatürite sendromu gün aşımı olan bebeklerin yaklaşık üçte bir tanesinde görülür­. Genel­de cilt altı yağ depoları­nın kaybı netice­si buruşuk, kuru ve çatlak bir deri, uzun tırnaklar, uzun saçlar, hipotoni denilen  kas güçsüzlüğü, mekonyumla boyanmış sarı * yeşil ya da kahverengi cilt, göbek kordonu ve zarlar ile karakterizedir­­.

İRİ BEBEK:

Bir grup sürmatüre bebekte beklenin üstün­de kilo artışı netice­si "iri bebek" (4000gr­. Doğum tartısı üzeri) durumu mevzu­bahis ola­bilir­­. Normal olarak doğum eylemi esnasın­da sıkıntı yaratabilecek bu durumda doğum eylemi­nin uzaması, zor ve müdahaleli doğum (vakum, forseps) riski­nin artması, doğum eylemi esnasın­da bebeğin omzunun takılması, epizyotomi­nin (normal doğum eylemi esnasın­da vulvaya yapılmakta olan cerrahi kesinin) istenmeyen  şekil­de ilerleyişi ve türlü yırtıkların oluşumu, doğumdan sonra uterin kasılmaların tesirli olmayışı sebebiy­le çok miktar­da kanama gibi sorunlara sebep ola­bilir­­.

OLİGOHİDRAMNİOS

Gün aşımı halinde oligohidramnios (bebeğin içinde bulunmuş olduğu sıvı­nın miktarın­da azalma) oluşa­bilir­­. Bun­dan dolayı gün aşımı olan bebekler­de amniyon sıvısı miktarı­nın ultrason yardımı i­le ölçümü önemlidir­­. Oligohidramniyos varlığı, bebeğin dolaşım bozukluğunun da göstergesi olduğu için bilhassa önemlidir­­. Anne karnın­da ve doğum esnasın­da bebeğin daha çabuk strese girmesine neden  ola­bilir­­. Oligohidramniyos tespit edildiğin­den  başlayıp gebelik sonlandırılmalıdır­­.

TEDAVİSİ:

Doğumu planlamaktır­­. Sezaryen  gerektirmiş olan bir durum var ­ise beklenmeden  gebelik sezaryen  ile sonlandırılır­­.

İlgili aramalar: hamilelikte gün aşımı, uzamış gebelik, hamileliğin uzaması, hamilelikte 40 haftanın geçmesi

Adıyaman Çiğ Köftecisi Iğdır Telefon Numarası

04762271888 Iğdır Çiğ Köfte, Çiğ köfteci öz adıyaman çiğ köftesi, adıyaman çiğ köftecisi, lezzetli ve hesaplı Iğdır Çiğ Köfte