30 Kasım 2014 Pazar

Behçet Hastalığı Nedir?

Behçet Hastalığı Nedir?

İlk defa 1937 senesinde Türk dermatoloji profesörü Dr­. Hulusi Behçet'in tanımladığı Behçet hastalığı, ağızda ve cinsel bölgeler­de yaralara (aft, ülser) ve gözde iltihaba sebep olan kronik bir rahatsızlıktır­­. Bazı hastalar­da artrite (eklem iltihabı), damar iltihabı ve tıkanmalarına sindirim kanalında, beyin ve omurilikte inflamasyona da neden  olur­. Burada `iltihap` kelimesiyle anlatılmak istenen, "mikropsuz" bir iltihaptır­­.

Behçet hastalığı her hastada farklı bir tablo çizer­. Behçet hastalığı'nın en  fazla bulgusu, dudak içlerinde, yanaklar­da ve dil­de görülebilen  ağrılı ülserdir­­. Hemen  hemen  her hastada görülmekte­dir­­. Ağızdaki ülserler ortalama olarak 7* 10 günde geçer, fakat bir müddet sonra yenileri çıkmakta­dır­­.  Ağızdaki ülserler iyileşince yerinde iz bırakmazlar­. Bazı hastalar­da hastalık hafif seyreder ve sadece ağızda ve cinsel alan­da ülserler bulunmaktadır­­.  Cinsel alan­da ülserler erkekler­de torbalar­da (skrotumda), kadınlar­da cinsel organın dudakların­da yerleşirler­. Cinsel alandaki ülserlerin ağızdaki ülserlerden  en  mü­him farkları iyileştiklerinde yerinde iz bırakmaları ve daha ağrılı olmalarıdır­­.

Behçet Hastalığı Nedir?
Göz ve damar tutuluşu erkekler­de daha sık ve ağır seyirlidir­­. Göz tutuluşu, tedavi edilmediği takdir­de görmede azalmaya ve hat­ta geri dönüşümü olmayan körlüğe neden  ola­bilir­­. Göz tutuluşu erken  süreçte sessiz ola­bilirse de, ağrı, gözde kanlanma ve bulanık görme mü­him bulgulardır­­.  Yurdumuz­da her 10 Behçet hastası­nın 4 ila 5'inde göz tutulması bulunur­. Yakınma­sı olsun olmasın, Behçet hastası olanların göz hekimi tarafı ile düzenli göz kontrolleri­nin yapılışı gerekiyor­. Behçet Hastalığı'n­da her boydaki toplardamar ve atar damar tutuluşu görüle­bilmektedir­­. Bilhassa toplardamarlar­da pıhtılaşma deformiteleri (bozuklukları) görülmekte­dir­­. Genç bir erkek iseniz ve bacaklardaki toplardamarlar­da yineleyen  pıhtılaşmalar oluyorsa, mutlak suretle Behçet Hastalığı”nın araştırılışı için bir romatoloji doktoruna başvurunuz­. Eğer bir Behçet hastası iseniz, bacak damarların­da pıhtılaşma olsun olmasın, kanlı balgam yakınmanız var ­ise zaman geçirmeksi­zin doktorunuza başvurmanız gerekiyor­.

Behçet hastaların­da akne diye bilinen  iltihaplı sivilciler görülmekte­dir­­. İltihaplı sivilceler sırt, omuz, kol ve bacak gibi esasın­da akne görmeye alışık olmadığımız yerler­de görülmekte­dir­­. Genellik­le bir­takım vakalar­da bacaklar­da değişik büyüklükte ağrılı, sert kızarıklıklar (eritema nodozum benzeri lezyonlar), bir­takım vakalar­da kol ve bacağın yüzeyel damarların­da şerit biçimin­de ağrılı kızarıklıklar ve bir­takım erkek vakalar­da testislerde ağrılı şişlik ola­bilir­­.

Diz, ayak bileği ve bir­takım vakalar­da bütün eklemler­de ağrı ve şişlik gelişebilir­­. Fakat genel­de eklemleri tahrip etmez­. Behçet Hastalığı beyin dokusun­da zararlanma ve menenjite neden  ola­bilir (beyni saran zarların iltihaplanması)­. Beyin tutuluşu baş ağrısı, çift görme, konuşma bozuklukları, dil­de peltekleşme, sağ ya da sol vücut yarısın­da güçten  düşme gibi şikayetler yapa­bilir­­. Behçet Hastalığı’n­da bağırsaklar da hastalana­bilir; fakat ülkemizde oldukça nadirdir­­.

Şiddetli bulgular genel olarak ilk belirtiler başladıktan aylar, hat­ta yıllar sonra ortaya çıkarlar­. Bulgular uzun bir müddet devam edebileceği gibi, bir kaç haftada da geçebilmektedir­­. Karakteristik olarak, bulgular görülür, kaybolur ve tekrar ortaya çıkarlar (alevlenme dönemleri)­.

Yumurtalık Yaşlanmasının Nedenleri

Yumurtalık Yaşlanması Neden Olur?

Yumurtalık yaşlanma­sı her kadı­nın başına gelecek doğal bir evredir­­. Yumurtalık yaşlanmasın­da en  belirleyici faktör yaştır­­. Doğa kadına birazcık acımasız davranır ve yaşlanmayla beraber gebelik olasılı­ğı azalmakta­dır­­.  İnsan­da hayat­ta kalım süresi yıllarla beraber arttı­. Lakin menopoz yaşı değişmedi­.

Evrimsel açıdan da bakıldığın­da da menopoz ortalama olarak hep 50 yaş dolayın­da seyretti­. Yüzyıl, iki yüzyıl önce­leri ortalama olarak yaşam süresi 50 ila 55 yaş dolayın­da olduğun­dan kadınlar­da menopozdan sonra çağa fazlaca rastlanmıyordu­. Fakat günümüzde yaşam süresi artmış olduğu için kadınlar ömürleri­nin büyük bir bölümünü menopozdan sonra süreçte geçiriyor­. Kadınlar­da menopoz yaşı­nın sabit kalma­sı doğurganlık yaşı­nın da sabit kalmasına neden  olmakta­dır­­.

Kadın hamile kalma potansiyeli­ni 35 40 yaşların­da yavaşça kaybetmeye başlamaktadır­­.  Bu durum 40 yaş sonra­sı yumurta sayısın­da artan azalmayla da beraber yükselişe geçer­. Dolayısıyla yumurtalık yaşlanma­sı doğal ve kendi kendi­ne olan bir evredir­­.

Yumurtalık Yaşlanması Olanlar Nelere Dikkat Etmelidir?

Yumurtalık Yaşlanması Olanlar Nelere Dikkat Etmelidir?

Yumurtalık yaşlanma­sı süreci boyunca dikkat edilişi gerekenlere gelme den  evvel esasın­da bu konu ile ilgi­li en  mü­him nokta yumurtalık yaşlanması­nın saptanmasıdir­­. Bun­dan dolayı kadınlar­da yıllık jinekolojik muayenelerin ihmal edilmeme­si yumurtalık yaşlanma­sı sürecindeki ilk adımdır­­.  Yumurtalık yaşlanması­nın hiç bir belirtisi ya da bulgusu bulun­maz­. Lakin jinekologlar rutin kontrol esnasın­da yumurtalık yaşlanmasını rahatlıkla anlaya­bilirler­.

Yumurtalık yaşlanma­sı tespit edilip daha son­ra tedavi olarak yapılabilecek hiç bir şey yok diyebiliriz­. Yumurtalık yaşlanma­sı hususun­da yapılabilecek yegane şey zaman yönetimidir­­. Yumurtalık yaşlanma­sı tanısı konulduktan ve yumurtalık kapasitesi­nin azaldığını belirleyip daha son­rasında bu kişiye doktor tarafı ile gebelik için vakti­ni iyi değerlendirme­si önerile­bilir­. Böylelikle hamile kalmak amacıyla sahip olunan sınırlı zaman daha verimli kullanıla­bilir­­.

Yumurtalık Yaşlanması Nedir?

Yumurtalık Yaşlanması

Kadınlar­da yumurtalıklarda bulunan yumurtaların sayı ve kalite olarak azalışı­na yumurtalık yaşlanma­sı demek­teyiz­. Yumurtalık yaşlanma­sı ile ilgi­li öğrenilmek istenen  birçok soru var­. İlk olarak yumurtalık yaşlanma­sı doğal bir evredir­­. Her kız çocuğu anne karnın­dan ba­riz bir yumurta havuzuyla doğar, yıllar geçtikçe sahip olunan yumurta sayısı yavaşça azalmaya başlar ve menopozla beraber yumurtalar ve doğurganlık bütünüy­le biter­. Bu süreci önleyebilmenin bir yolu yok­tur­. Lakin yumurtalık yaşlanması­nın erken  ya da geç görülmesi­ni etkisi altına alan bir­takım etkenler mevcuttur­. Bunların başın­da kalıt­sal etkenler geliyor­. Genetik etkenler hari­cinde sigara tüketilme­si de yumurtalara toksik etki yaptığın­dan yumurta sayısını etkisi altına alan faktörlerden  biri olarak görülmekte­dir­­. Yumurtalık yaşlanmasın­da menopozda görülmekte olan ateş basma­sı ya da adet düzeni­nin bozuluşu gibi belirtiler görülmediği için yıllık jinekolojik muayeneler büyük ehemmiyet taşımakta­dır­­.  Bunun yardımıy­la en  azın­dan zaman planlanma­sı yapıla­bilir­­. Ve yaşlanma başlamışsa hastalar acele etmeleri hususun­da uyarıla­bilir­­. Yumurtalık yaşlanma­sı hususun­da daha detaylı bilgi kazanmak istiyor iseniz ve yumurtalık yaşlanma­sı neden  olur, yumurtalık yaşlanma­sı olan kadın hamile kala­bilir mi, yumurtalık yaşlanma­sı hususun­da dikkat edilişi gerekenler nelerdir gibi soruların cevabını merak ediyorsanız aşağıdaki konular­da bula­bilirsiniz­.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Patates Kızartması Kilo Yapar Mı?

Patates Kızartması Kilo Yapar Mı?

Patates en fazla kızartma olarak yenmektedir. Patatesin kızartma olarak yenmesi içerdiği kalori miktarı arttırdığı gibi sindirimi de son derece güçleştirir. Uzun süre beklemiş, yeşillenmeye başlamış patateslerin tüketilmeme­si gerekmekte­dir­­. Patatesin bir çok yemeği vardır fakat kızartma patatesten yapılan yemekler içinde en fazla kalori verenlerin başında gelir. Kilo sorunu yaşayanlar mümkünse kızartmamalı, kızartma olarak yemek isterlerse de bunu arada birle kısıtlı tutmak, çok az yağ ile kızartmak ve porsiyonlarını oldukça küçük tutmak şartıyla yapabilirler. Kızartmada fazla yağ kullanılışı bilhassa diyet yapanlar için tercih edilmeyen  durum oluşturur­. Her ne kadar güzel olmasını istediysek de bir türlü yapamadığımız çıtır kızartmalar için dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır; Yumuşamış, rengi bozulmuş patateslerin kullanı­mı tercih edilmemelidir­­. İnce olarak kesilmiş patates dilimleri tuzlu su koyulmuş kase içerisinde buzdolabın­da 1 saat kadar bekletilmelidir. Daha sonra kızarmaya hazır duru­ma gelecektir­­. Kızartma tavasındaki yağı kızdırırken yağ yanmadan ve dumanı çıkmaya başlamadan patatesler içerisine atılmalıdır­­.  Fazla karıştırmadan pişirilmeli ocaktan aldıktan sonra tuzun alınması gerekiyor­. Patatesin sağlık deposu olduğu gerçeği unutulmamalıdır­­.  Değişik tariflerle kullanarak yaz ve kış severek tüketebiliriz­.

Patates kızartma­sı kaç kalori : 428 kalori
1 Adet Patates (Kabuklu) Kaç Kalori: 142 kcal
1 Porsiyon (orta) Patates Püresi Kaç Kalori: 490 kalori

Kilo sorunu yaşayanların tüketme­si önerilmeyen  yiyecek maddelerindendir­­. Kilo sorunu yaşayanların aldıkları enerji miktarına dikkat etme­si yapılması lazım olan mü­him gerekliliktir­­.

28 Kasım 2014 Cuma

Şişmanlık Hastalık Mıdır?

Şişmanlık Hastalık Mıdır?

Bu problemin cevabı basit bir dille evet­. Eskiden  zengin toplulukların sorunu olan şişmanlık artık geli­şen  toplumların­da sorun olarak önümü­ze çıkar­. Ülkemiz­de de gerek çocukluk gerekse yetişkin süreci boyunca şişmanlık artık toplum sağlığını tehdit etmekte olan ve mutlak suretle ted­bir alınma­sı lazım olan bir rahatsızlıktır­­. Kullanılan ilaçlar, işgücü kaybı ve tedavi gider­leri­ni de düşünecek olursanız hem kişisel hem de ülke ekonomisi için büyük bir olumsuz etkendir­­.

Yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da bireyleri menfi şekil­de etkilediği ve de tür 2 diyabet,kalp rahatsızlıkları,hipertansiyon,kan lipit tablosu bozukluklarına yol açtığı için toplum sağlığını tehdit etmekte olan mü­him bir hastalık olarak tanımlaya­biliriz­.

Şişmanları zayıflatarak hangi sağlık risklerin­den  uzaklaşıla­bilir?

Genel­de erişkinler­de görülmekte olan fakat son zamanlar­da çocuklar­da da artış eğilimi gösteren  Tip 2 diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, kalp rahatsızlıkları ve de bunlar­dan kaynaklı bir şekil­de felç veya böbrek bozukluklarına rastlanıla­bilir­­. Obezlik+insülin direnci veya diyabet+yüksek kolesterol+yüksek tansiyona Metabolik sendrom veya sendrom X demek­teyiz­. Zayıfla­mak suretiyle bütün bu sağlık risklerin­den  uzaklaşa­bilirler­.

İnatçı Kilolar Nasıl Verilir?

İnatçı Kilolar Nasıl Verilir?

İnatçı kiloların­dan şikayet edenler­de hormonsal ya da kalıt­sal bir sorun olmadı­ğı saptanmalıdır­­.  Eğer var ­ise bu yönde tedaviye geçilir­­. Lakin böyle hastaların oranı çok azdır­­.  İnatçı kilodan şikayet edenler genel olarak hareket azlığı ya da uygun olmayan diyetle beslenen  kişilerdir­­. Günde en  az bir saat hızlı hızlı yürüme, hafif koşu, ip atlama, merdiven  çıkıp inme gibi hafif ve orta şiddette egzersiz öneriyoruz­. Bunun dışın­daistedikleri sporları da yapa­bilirler­. Öğün atlamamaları gerekir­­. Az ve sık yani 6 öğün beslenmeliler­. Midede sürekli tokluk duygusu olmalı ve öğün miktarlarını azaltarak mide hacmi­ni küçültmeliler­. Evde salatalık, marul gibi yeşillikler olmalı ve acıktıkça kalori değerleri çok düşük olan bu besinler tüketilmelidir­­. Televizyon karşısın­da geçirilmiş olan zaman azaltılmalıdır­­.  Bu durum televizyon ve yiyecek öncelik­le de kilo aldırıcı cips,kuruyemiş,şekerli besinler biçimin­de gözlenmektedir­­. Amerikan Pediatri Akademisi, ebeveynlerin; çocukların ve gençlerin televizyon ve bilgisayar başında oturma süresi­ni günlük en  çok 2 saatle sınırlamasını tavsiye etti­. Bu süre direkt eğitim amacı ­ile olma­mak kaydıyla internet başın­da geçirilmiş olan zamanı da kapsamalıdır­­.  İngiltere'de televizyonun en  fazla seyredildiği primetime diliminde özendiren ve kilo aldırıcı yiyeceklerin reklamları konulmaz.

Porsiyon büyüklüğü genişleyen  bel ölçümüzün ölçümüzün sorumluların­dan bir başkasıdır­. Günümüzde besinler oranla ucuz olduğun­dan restoran ve lokantalar daha yüksek fiyat etiketi koymadan daha büyük porsiyonlar da sunabilmektedirler­. Bizler­de paramı­zın karşılığını almamız gerektiği­ni düşünüyoruz­. 1950'ler­de gazozlar 24 ml'lik şişeler­de iken  şimdi 33,50 ml'lik şişe ya da bardaklar­da sunuluyor­. Büyük şişe ya da kutulu içecekler sadece şekerden  500 kalori sağlaya­bilir­­.

Günümüzde pek çok anne ve baba çalışıyor­. Bebeklerin ve çocukların yuva ve okulda, ebeveyn denetimi olmadan vakit geçirmeleri gibi bir durum mevzu­bahis olmakta­dır­­.  Yuva ve okul yemekleri mutlak suretle kontrol edilmeli ve okul kantinleri­nin fast food yönün­den  takipleri yapılmalıdır­­.  Okullar­da beden  eğitimi faaliyet ve dersleri özendirilmelidir­­.

27 Kasım 2014 Perşembe

Çocuklarda Boy Kısalığı

Çocuklar­da Boy Kısalığı

Büyüme, yani normal bir boya sahip olma sağlıklı olmanın en  mü­him kriterlerin­den  bir tanesidir­­. Normal büyümekte olan çocuk sağlıklı çocuktur­. Büyüme geriliği, beslenme bozuklukları, hormonal sebep­ler, ailevi sebep­ler, kronik hastalıklar gibi değişik ne­denlere bağlı meydana gele­bilir­­. Bu yazıda büyüme hormonu ve tiroit hormonu eksikliği, ailevi boy kısalığın­dan bahsedilecektir­­.

Bir çocuğun boyunun normal olduğu nasıl anlaşılır? Hangi yaşta olursa olsun, boy uzunluğunun değerlendirilişin­de kullanılan ölçü, o andaki boyun hangi büyüme eğri diliminde olduğu ve büyüme hızıdır­­.  Kısa boy, çıplak ayakla ölçülen  boyun, o yaş ve cinse göre normal büyüme eğrileri­nin alt sınırların­da (10 persentil altı) olmasıdır­­.  Yıllık boy artımı­nın yaşa göre normalden  daha düşük olma­sı durumunda, büyüme hızı yeterli değil olarak değerlendirme yapılmakta­dır­­.  Yıllık büyüme hızı 1 ila 2 yaşlar arasın­da sene içerisinde 12 cm, sonr­dan ise sene içerisinde 5* 6 cm'dir­­. Bir çocuk, ergenlik öncesi sene içerisinde 5 cm'den  az büyüyorsa ya da takip edildiği büyüme eğrilerinde aynı çizgide devam edemiyor ve alt çizgiye düşüyorsa, sorun var manasına gelmektedir­­. Durumunun tetkik edilişi gerekiyor­. Aileler çocukları­nın boyunun uzamadığını giyeceklerin­den  anlarlar­. Burada yapılmakta olan en  büyük hata, anne ve babanın boyunu örnek gösterip,"çocuğunuzun boyu genel­de size yakın olur, zaten  si­zin boyunuz da kısa" diyerek tetkikten  kaçınmaktır­­.

Büyüme hormonu, boy artışını direkt etkisi altına alan hormondur­. Beyinde bulunan hipofiz bezin­den  salgılanır­­. Büyüme hormonu eksikliği ile bir­likte hipofizden  salgılanmakta olan başka hormonlar da eksik ola­bilir­­. Bu durum konjenital olabileceği gibi, beynin doğum esnasın­da ya da sonra­sı zarara uğrama­sı (ikiz gebelik, makat geliş gibi) , şiddetli kafa yaralanması, hastalık nedeniyle beynin hasar görme­si (menenjit gibi), ışın tedavisi ya da tümörler nedeniyle ola­bilir­­. Lakin büyüme hormonu eksikliği­nin en  mü­him sebe­bi idiyopatik dediğimiz, bilinemeyen  sebep­lerdir­­. Belli bir yaşa kadar normal büyümekte olan bir çocukta, boy artışın­da duraklama ya da yavaşlama tespit edilmektedir­­. Çocuk akranların­dan geri kalmaya başlamaktadır­­.  Büyüme hormonu eksikliği olan bir çocuk kısa boyludur, fakat bedeninde orantısızlık bulun­maz­. Bu çocuklar hafif kilolu,yüzleri yaşlarına göre küçük çocuklardır­­.  Büyüme hormonu eksikliği olan çocuklar ergenliğe de geç girerler­. Akranları her sene normal büyüdüğü, fakat büyüme hormonu eksikliği olan çocuklar her sene az büyüdükleri için; ara her sene daha çok açılır­­. Tanı için büyüme hormonu testleri yapılır ve tanı konduktan sonra büyüme hormonu tedavisi yapılmakta­dır­­.

Boy kısalığına sebep olan hormonlar­dan bir diğeri, tiroit hormonudur­. Normal boy artışı için tiroit hormonuna gereksinim bulunur­. Tiroid bezi boynun alt bölümünde mevcut olan ve tiroit hormonlarını salgılayan bir bezdir­­. Tiroid normal boyut­ta olduğu zaman görülmemektedir ve elle hissedilmez­. Büyüdüğü zaman elle hissedilir ve baş normal durumdayken  ya da geriye atıldığın­da görünür duru­ma gelmektedir­­. Bezin vücut­ta bulunan görevi tiroit hormonları üretmek ve bunları kana salgılamaktır­­. Tiroit hormonları olan T3 ve T4 tiroidden  salgılanmaktadır ve TSH olarak isimlendiri­len  hipofizden  salgılanmakta olan hormonla uyarılır­­. TSH, tiroid bezi­ni uyarıp tiroit hormonlarının, yani T3 ve T4'ün salgılanmasına imkan vermekte­dir­­. Tiroit hormonları normal büyüme ve gelişim için gereklidir ve eksikliklerinde boy kısalığı gözlenir­­. Bu durum doğuştan olabileceği gibi, herhangi bir çocukluk yaşın­da da gözlenebilir­­.

Kalıtımın, boy uzamasın­da rolü bulunur­. Kısa boylu çocukların anne* baba ya da başka yakın akrabaları da kısa boyludur­. Bu çocuklar akranların­dan kısa olarak, büyüme eğrileri­nin alt hudutların­da büyürler, fakat bulundukları eğriden  daha alt eğriye düşmezler­. Yapılan hormon incelemelerinde, beslenme hallerinde bir sorun bulun­maz­. Bu çocukların ergenlik dö­neminde boyları uzar ve anne-baba ortalamalarına göre hesaplanan yetişkin boylarına ulaşırlar­. Burada mü­him bir hatırlatma yapmak isterim; 'anne ve babası kısa olan çocukların mutlak suretle kısa boylu olma­sı gerekir', biçimin­de bir inanış yanlıştır­­. Sosyoekonomik şartların ve beslenmenin düzelmesiyle, boylar­da uzama gözlenir­­. Örnek verecek olursak Çinli ve Japon çocuklar artık 50 sene öncesine göre daha uzundur­.

Yurdumuzda akraba evliliği sebebiyle meydana gelen  ve kalıt­sal geçişi olan boy kısalığına sebep olan, iskelet displazisi denilen bir hastalık gurubu bulunur­. Bu hastalık gurubun­da orantısız boy kısalığına rastlanır­­. Bazı zamanlar bacaklar, bazı zamanlar da kollar kısadır­­.  Baş büyük ola­bilir­­. Daha çok karşılaşı­lan tipi akondroplazidir­­. Bu çocuklar­da kandaki büyüme hormon seviyeleri ve salgılanmaları normaldir, fakat kemiklerin büyüme hormonuna cevabı azdır­­.  Bu çocukların boylarını uzatmak amacıyla etkin bir tedavi şekli yoktur fakat bir­takım tedavi şekilleri denenmektedir­­.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Tiroid Hormonlarının Görevleri Nelerdir?

Tiroid Hormonları
Tiroid bezi­nin görevi tiroit hormonlarını yapmak ve kana salgılamaktır­­. Tiroid bezi­nin büyümesine guatr denilir­­. Tiroid bezi boynun ön bölümünde mevcut olan ve tiroit hormonlarını üreten  bezdir­­. Tiroid bezi normal boyut­ta olduğu zaman görülmemektedir ve elle hissedilmez­. Büyüdüğü zaman elle hissedile­bilir ve gözle görüle­bilmektedir­­. Tiroid bezi­nin tümü büyüyebildiği gibi,bazen  küçük bir parçasıda büyüyebilir­­.Bezin küçükbir parçası­nın büyümesine tiroid nodülü denilir­­.Tiroid nodülleri birden  fazla ola­bilir­­.

Tiroid Hormonları­nın Görevleri
Tiroit hormonları büyüme ve gelişme, vücut metabolizmasını düzenleme ve yaşa­mın ilk 3 senesinde beyin gelişimi­ni sağlama gibi çok mü­him görevler üstlenirler­. Hipofiz bezin­den  salgılanmakta olan TSH adını verdiğimiz hormon ile uyarılan tiroid bezi, T3 ve T4 ismi verilen  tiroit hormonlarını salgılar­. Kan­da tiroit hormon düzeyleri­nin azalışına hipotiroidi, artışına ise hipertiroidi denilir­­. Hipotiroidi tiroid bezi­nin az çalışma­sı ve kan­da hormon düzeyleri­nin düşük olmasıdır­­.  Bu duruma genel olarak okul çocukluğu ve ergenlik çağın­da karşılaşı­lan Haşimato hastalığı sebeptir­­. Haşimato hastalığı genel olarak genç kızların hastalığıdır, guatrla seyreder ve hipotiroidiye sebep ola­bilir­­. İyi huylu bir hastalıktır ve katiyyen  ameliyata gerek bulun­maz­.İlaç tedavisi uygulana­bilir­­. Hipotiroidide üşüme,tembellik,halsizlik ,yorgunluk, çalışmada isteksizlik ,çabuk yorulma,uykuya meyil,saç dökülüşü gibi belirtiler ortaya çıkmakta­dır­­.  Hipertiroidi tiroid bezi­nin aşırı çalışma­sı ve fazlaca miktar­da hormonun kana karışmasıdır­­.  Bu durumun en  mü­him sebebi Graves hastalığıdır­­.  Vucudun bağışıklık sisteminde gelişen  bir hata nedeniyle tiroid bezi­nin normal çalışma­sı bozulur, aşırı hormon üretimi olur ve kan­da tiroit hormon düzeyleri yükselir, aynı zaman­da guatr gelişir­­. Çocukta sinirlilik, sıkıntı, terleme, çarpıntı,uykusuzluk,kilo kaybı,aşırı hareketlilik ve ishal görüle­bilmektedir­­.

Guatr nedenleri

Guatr nedenleri nelerdir?

* İyot eksikliği en  mü­him nedendir­­. İyot, tiroit hormonunun yapımı için gereken  çok mü­him bir maddedir­­. Bilhassa deniz mah­sülleri iyot bakımından zengindir­­. Yurdumuz iyot eksikliği bölgesindedir­­. Bun­dan dolayı Sağlık Bakanlığı­nın önerdiği iyotlu tuz kullanımı, kafi iyot alınma­sı bakımın­dan önemlidir­­. İyot alımı yetersiz olursa tiroid bezi­nin çalışma­sı bozulur ve bez büyür­. Yurdumuzda yaklaşık 3 milyon kişi iyot eksikliği bölgelerinde yaşar­. Bun­dan dolayı iyot eksikliği bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edi­lir­­.

* Bazı ilaç ve yiyecek maddeleri: Bunlara guatr yapıcı maddeler denilir­­. Tiroit hormon üretimi­ni azaltırlar ve guatr oluşumuna sebep olurlar­. Bu gıdalara örnek olarak; soya fasulyesi, kara lahana, karnabahar verile­bilir­­.

* Tiroid nodülleri

* Tiroid kanserleri

* Tiroid bezi­nin iltihabi hastalıkları


Guatr'da hormon düzeyleri normal ise, hastada herhangi belirti yok ise tedavi verilmeden  izlenile­bilir­­. Guatr hipotiroidi ile birlikteyse yani kan­da hormon düzeyi düşük bulunmuşsa mutlak suretle tiroit hormon tedavisi verilmelidir­­. Guatr hipertiroidi ile birlikteyse yani hormon düzeyleri yüksekse, tiroit hormon üretimi­ni engelleyen  tedavi yapılışı gerekir­­. Cerrahi tedavi, guatr çok büyük ve solunum güçlüğü yapıyorsa; tıbbi tedavi ile küçülmüyorsa; tıbbi tedavi ile hipertiroidi düzelmiyorsa;tiroid bezinde fazlaca sayıda ve uzun süre devam eden, tedavi ile küçülmeyen  nodüller varsa, tiroid kanseri var ­ise yapılışı gerekir­­.

Diyet Sırasında Oluşan Kabızlık Nasıl Önlenir?

Diyet Sırasında Oluşan Kabızlık Nasıl Önlenir?

Zayıfla­mak amacı ­ile için diyet yapmaya başlayan pek çok insanın yaşadığı problemlerin başın­da değişen  beslenme düzeniyle beraber kabızlık sorunu geliyor­. Peki normal dönemler­de ve diyet yaparken  kabızlık nasıl önlenir­­. Beslenmedeki dengesizlik ve hareket azlığı ile başlayan kabıza ne iyi gelir bilhassa baştan aşağıya yenilenen  yemek içme alışkanlığına adapte olma aşamasın­da neler yenmeli­. Kabızlık neden  olur sorununa bağırsak tembelliği yanıtını vermek doğru olacaktır­­. Bu aşamada bağırsaklarımı­zın çok daha düzenli şekil­de çalışarak işlevleri­ni yerine getirme­si problemin çözülmesinde tesirli olacağın­dan su tüketimi ve yeteri ka­dar posa tüketimine ehemmiyet verilip işe başlanmalıdır­­.

Diyet yaparken  nelere dikkat etmeliyiz, düzenli beslenme bulunmadığı müddet genel sağlık problemleri­nin yanı sıra kişi sindirim sistemi­nin düzenli çalışmama­sı nedeniyle kabız olmakta­dır­­.  Kısaca bağırsak tembelliği olarak isimlendiri­len  problemin aşılışı için pek çok yöntem aşağıda sizler için sıralanmıştır­­. Gün içerisinde ılık su tüketmek pek çok olumlu yönde etki­yi beraberinde getirecektir­­. beraberinde kabıza ne iyi gelir sorusu sorulduğun­da pek çok kişi­nin aklına ilk gelen  sinameki bitkisidir­­. aynı şekil­de rezene ve anason rahatlatıcı etki gösterecektir­­. Dikkat edilişi lazım olan en  mü­him nokta çok uzun süre kullanılan sinameki­nin sorun­ları beraberinde getireceği için uzmanların önerileri doğrultusun­da hareket edilişi gerekmekte­dir­­.

Kabızlık neden  olur, detaylarıyla anladıktan sonra giderilişi lazım olan en  büyük sorun in bağırsaklar­da olduğun­dan bütün çalışma buraya yönlendirilmektedir­­. Keten  tohumu bilhassa salata çeşitleri ile beraber kullanıldığı zaman olumlu neticeler alınmaktadır­­.  Kepekli besinler ve yulafın posa yönün­den  epey zengin olduğu düşünüldüğü zaman problemin çözülmesinde yararlanıla­bilir­­.

Diyet yaparken  kabızlık nasıl önlenir: Kuru incir, kuru erik ve kuru kayısı­nın bağırsak düzenleyici olduğunu herkes biliyor­. Öncelikli olarak sizlere pek bilinemeyen  fakat tesirli bitkisel yöntemleri sizlerle paylaşmaya gayret ediyoruz­. Bitkilerden  bezelye ve semizotu ve benzeri pek çoğunun sofralarımıza eklenme­si büyük oran­da sorunu aşmaya yardımcı olacaktır­­.

Pazarlar­da mevcut olan trabzon hurma­sı ismiyle bilinen  meyve diyet yaparken  neler yenmeli sorusuna verilebilecek oldukça iyi bir yanıttır­­. Diyet yaparken  beslenme uzmanları ve tavsiyesi ile diyetle egzersiz bir biriyle ayrılmaz bütündür­. Spor yapmayan bir kişi­nin sindirim problemleri yaşama­sı kaçınılmaz olacaktır­­.

23 Kasım 2014 Pazar

Çölyak Nedir?

ÇÖLYAK HASTALIĞI

Çölyak Nedir?
Çölyak hastalığı, gluten maddesine karşı bağırsakta duyarlılıkla seyreden  immün bir rahatsızlıktır­­. Gluten  buğday, arpa ve yulafta bulunmakta olan bir proteindir­­. Aynı zaman­da bir­takım vitaminlerin, yiyecek destekleri­nin ve ilaçların içinde de gluten  buluna­bilir­­. Hastalık "spru" ya da "glutene duyarlı enteropati" olarak da isimlendirilir­­.

Çölyak hastalığın­da glutene karşı ince bağırsaklar­da immün bir tepki gelişmektedir­­. Bu tepki sebebiyle ince bağırsakta emilim yüzeyi­ni olumsuz etkisi altına alan doku hasarı meydana gelir­­. İnce bağırsağın iç yüzeyi­nin anatomik yapısı değişir­­. Sonuçta ince bağırsakta ki besin emiliminden  sorumlu olan yüzey azalmaya başlar­­. Emilim deformitesi (bozukluğu) ortaya çıkmakta­dır­­. 

Çölyak hastalığı kalıtımsal özellikler göstermekte­dir­­. Aile içinde birden  fazla sayıda bireyde görülüşü bu sebepten  ötürü fazladır­­.  Çölyak hastalığı tanısı konduğun­da bilhassa birinci dereceden  akrabalar da hastalık yönün­den  değerlendirilmeli ve uygun metodlar­la taranmalıdır­­.  Çölyak hastalığı­nın görülüşü buzdağına benzetilir­­. Tanısı konan klinik vakalar çölyak hastalığı bulunanların küçük bir bölümüdür­. Vakaların büyük çoğunluğu tanısı koyulmadan senelerce yaşarlar­.

Çölyak hastalığı mü­him bir rahatsızlıktır­­. Uzun süreli sindirim problemlerine neden  o­lur­. Bağırsakta emilim bariz biçimde bozulur­. Bun­dan dolayı kansızlık, zayıf ve ba­sit kırıla­bilir kemik dokusu, kaşıntılı deri döküntüleri, büyüme geriliği, zayıflık, uzun sü­ren  cıvık dışkılama çokça görülmekte­dir­­. Çölyak hastalığı değişik bulgularla da seyredebilir­­. Kabızlık bunlar­dan bir tanesidir­­.

Çölyak belirtileri nelerdir?
Karın ağrısı, şişkinlik, gaz, yorgunluk, ishal, kilo kaybı, büyüme geriliği en  fazla görülmekte olan belirtileridir­­. Bazı zamanlar çölyak hastalığı tek bir belirtiyle tanımlanır­­. Demir eksikliği, kabızlık ve büyüme geriliği örnek olarak verile­bilir­­.

Çölyak hastalığı­nın teşhisi ba­sit olmaz­. Uzun yıllar akıla gelmeden  seyredebilir­­. Düşünüldüğünde öncelikli olarak kan testleri ile tanısal yaklaşıma başla­mak gerekir­­. Eğer kan testleri­nin sonuçları klinik şüpheyi desteklerse biyopsi yapılması gerekir­­. Kesin tanı biyopsi netice­si doğrultusun­da konur­.

Çölyak nasıl tedavi edilir?
Tedavisi diyetten  gluten  içeren  gıdaların çıkarılışı ile olanaklıdır­­.  Kısaca glutensiz diyet uygulanmakta­dır ve bu yaklaşım yaşam boyu sürdürülmelidir­­.

GDO'lu Gıdalar Zararlı Mıdır?

GDO'lu Gıdalar Zararlı Mıdır?

Mersin ilimizde ABD’den  ithal ettikleri pirinçte GDO saptandığı gerekçesiyle 3 ithalatçı şirketin 8 yöneticisi tutuklandı­. Hemen sonrasında, ba­zı zamanlar konuşulan fakat son dönemler­de nisbeten  küllenen  GDO konusu yine gündem oldu.

Hızlı kitle iletişim araçları ve telekomünikasyon arayıcılığıyla kendisi­ni yeni bir tartışmanın içerisinde bulan kamuoyu, gelişmeleri merak ile ama daha çok kay­gı ile izlemeye başlamıştır­.

Bilgi kirliliği­nin de etkisiyle karışan zihinlerde, şu sorular peş peşe sıralanmaya başlandı:

GDO nedir?

GDO'lu ürünler faydalı mıdır, zararlı mıdır?

Ülkemizde GDO’lu ürünler üretiliyor mu?

Hangi gıda maddelerinde GDO bulunur?

Piyasada yeteri kadar kontroller yapılıyor mu?

Şayet zararlı ise, bun­dan nasıl korunabiliriz?­.­.­.

Sorular bu şekilde uzayıp gitmektedir...

GDO’nun açılımı; "Genetiği Değiştirilmiş Organizma" dır. Tarım, tıp, gıda gibi birçok alan­da kullanıldığını belirttikten  sonra, başka soruların cevabını işin yetkililerine ve uzmanlarına bırakmakta fayda var­.

Araştırmalar sonucu; GDO'lu bitkilerin tarlalardaki denemelerine ilk olarak 1985 senesinde başlandığını ancak, üretime geçilmesi­nin 1996’yı bulduğunu gösteriyor­. Halen  yapılmakta olan GDO’lu tarımın yüzde 99’u ABD, Kanada, Arjantin ve Çin’de gerçekleşiyor­. GDO’lu ürünlerin başın­da mısır, patates, soya, buğday, pamuk, domates, pirinç ve bir­takım balık türleri geliyor­. Şu ana kadar, dünyada ekili alanların 67 milyon hektar­dan fazlasın­da GDO’lu tarım yapılıyor ve buna her geçtiğimiz gün yeni alanlar ekleniyor­.

Günümüzde dünyayı artık tabiri caizse uluslar arası tekel haline gelen  çok büyük şirketler yönetmektedir. Bu şirketler faaliyet gösterdikleri ülkelerin politikaların­da çok etkin rol oynamaktadır­. Bugün ABD başta olmak üzere, GDO’lu tarımın yaygınlaşmasını destekleyen  ülkeler ve GDO’lu tohum üretimi yapan uluslararası şirketler, işin ekonomik boyutunu, bu işten  el­de ettikleri büyük kazançları gözlerden  uzak tutarak, transgenik tarımın dünyanın hızla artan nüfusunun açlık problemine çözüm olacağını savunuyor­.

Söz konusu uluslar arası şirketler,Türkiye’de de gıda amacıyla GDO’lu ürünlere kapı arala­mak amacı ­ile çaba harcıyorlar­. Bereket ki, ülkemizde halihazır­da yürürlükte olan mevzuata göre; GDO’lu ürünlerin üretimi, ithalatı ve dağıtımı yasak­. İlgili bakanlıklarımız ve birimlerimiz bu konu hakkın­da duyarlı davranıyorlar­. Vatandaşın sağlığı­nın ön plan­da tutulmasına özen  gösteriyorlar­.

Burada, konuya farklı bir perspektiften  bakarak GDO’ya ülke tarımımı­zın gereksinim duyup duymadığını sorgula­mak istiyorum­.

Türkiye’de şu an­da "Organik tarımı destekleme" kanun ve yönetmeliği varken  ve bu alan­da mü­him çalışmalara imza atılırken, GDO’nun her türlüsüne kapılarımızı katiyyen  kapalı tutmamız gerektiğine inanıyorum­. Uzmanların belirttiğine göre; GDO’lu tarıma geçilişi halinde toprağın ve suyun temiz kalabilişi olanaklı olmayacağından, büyük yatırımlar yapılmakta olan organik tarımımız ciddi yara alacaktır­­.

Ayrıca, ülkemi­zin tarım arazileri, Doğu’dan Batı’ya, Güney’den  Kuzey’e "Taş eksen, taş biter" tipin­den  verimlidir­­, bereketlidir. Yürütülen  ciddi tarımsal planlamaların titiz bir şekilde takip edilmesi, son yıllar­da sağlanan destekleme primlerinin mü­him ürünler­de kafi düzeyde sürdürülmesi, yığınla zararın­dan bahsedilen  GDO’ya muhtaç olmamıza set çekecektir­­.

Yurdumuz tarımın her alanında, GDO’ya gereksinim duymadan kendi kendi­ne yetecek durumdadır­­.  İklim ve coğrafi yapı buna müsaittir­­. Çiftçimiz, sağlıklı ve doğal koşullar­da tarımsal üretim yapma bilinç, birikim ve altyapısına maliktir­­.

Kanola Yağı Sağlıklı Mıdır?

Kanola Yağı Sağlıklı Mıdır?

KANOLA YAĞI: Böcekler ve hayvanlar tabiatta bunu yemiyorlar­. Si­z de kanola yağıyla pişirilmiş yemekleri yememelisi­niz­. Çünkü tabiatta kanola diye bir bitki bile bulun­maz­. Kanola yağı asıl olarak kolza tohumu yağı­nın değiştirilmiş bir tipidir­­. Asya ve Hint kültürü yüzyıllar boyunca kolza tohumu yağı kullandılar­. Fakat bu hiç bir zaman Amerikalılar'ın kullandığı kadar fazla miktarlar­da olmamıştır­.

Hardal ailesin­den  olan kolza bitkisi siyanür içeren  bileşiklerden  meydana gelir. Doğada da vahşi hayvanlar ve hat­ta böcekler bile bu bitkiden  uzak durmaktadırlar­.

Kanola yağı olabilmesi için gereken  koku giderme ve bununla birlikte beyazlatma işlemleri kolza bitkisi yağı­nın yüksek sıcaklığa maruz kalışıyla olmakta­dır­­.  Bu da içerisindeki omega 3’ü çok azaltmaktadır­­.  Omega 3’de bu bitki içerisindeki belki de tek iyi faktördür­. Genetiği değiştirilmiş bu besinin tüketilmesi; kas bozuklukları, böbrek, böbrek üstü bezi, kalp ve tiroid bezindeki yağ dejenerasyonuyla ilişkilendirilmiştir­­. Bunun önüne geçmek için, gıdalardaki etiketleri dikkatle inceleyiniz­. Hat­ta sözde sağlıklı bulunanların etiketleri­ni bile, çünkü bu asıl olarak her yer­de bulunmakta­dır­­.  Bugün marketlerde kanola yağı diğer yağlardan daha uygun fiyatlarla satılmaktadır. Market raflarını süsleyen kanola yağları, kolza bitkilerinin olumsuz özelliklerinden arındırılmıştır ve bu kanola yağlarındaki erosik asit oranı %40’lardan %0.1 oranına kadar düşürülmüştür. Bu kadar düşük bir oranın da insan sağlığını olumsuz etkilemediği savunulur. Kanola bitkisi yetiştiren, üretimini yapan kimse kanola yağı zararlıdır demez. Fakat şunu unutmamak gerekir GDO'lu bir bitkinin yağını kullanmaktan bahsediyoruz. Yiyemeyeceğimiz bir bitkinin yağını kullanmaktan bahsediyoruz. Bu yağın ucuz olması sizin için bir tercih olmasın. Kanola yağının yasak olduğu ülkeler vardır. Daha sağlıklı bir yaşam için daha doğal yağlar kullanın.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Beyin Sağlığına İyi Gelen Yiyecekler

Beyin Sağlığına İyi Gelen Yiyecekler

Pek çok insan beyin için beslenmenin önemi­ni anlamıyor­. Beynini­zin düzgün bir şekil­de çalışma­sı için katiyyen  belir­gin miktar­da vitamine, minerale, proteine ve daha fazlasına gereksiniminiz var­.Hamile bir kadı­nın bebeği­nin beyni­nin gelişimine yardımcı ol­mak amacıyla yiyecek seviyesi yüksek ve zengin yiyeceklerle beslenmeye ihtiya­cı olması­nın sebebi de budur­.

Dengesiz ve kötü beslenen  gebe kadınların, beyinsel özürlü çocuk doğurma rizikosu bulunur­.Daha da fazlası, ilk birkaç yıllın­da iyi beslenmeyen  bebekler, ileride ki yıllar­da beyinsel problemlere daha çok sahip olabilmekte­dir­­. Besin değeri yüksek olan besin­lerin beyin işle­vi için önemi kesin­. Gerekli gıdaları alamadığınız takdir­de beynini­zin bilişsel fonksiyonların­da düşüş olduğu gibi, nörolojik veya sinir fiberlerinde de problemler yaşaya­bilirsiniz­. Yaşlandıça doğal olarak beyin hücrelerinde kayıplar ola­bilir­­. Belirli yiyeceklerden  el­de edilen  vitaminler ve mineraller, yaşlanmadan kaynaklı olarak beyin fonksiyonlardaki düşüşü engellemeye yardım etmektedir­­.

Beyin sağlığınızı iyi bir duruma getirmeye hazırsanız, o zaman beyniniz için gereken  şu yiyeceklere bir göz atın:

Ceviz:
Cevi­zin içinde, beyninizdeki nöronların birbiri ile iletişimi­nin gelişimi­ni sağlayan polifenol bulunur­.Ceviz, vitamin E ve B6 ile doludur ve bunlar hafızanın ve nöral dokunun gelişmesine destek olmakta­dır­­.Ceviz, beyin fonksiyonunun etkin çalışmasına yardımcı olur, çünkü omega 3 yağ asidi ihtiva eder­.

Yabanmersini
Yabanmersini, alzeimer gibi beyin hastalıkların­dan sizi korur­. Yabanmersi­ni tüketilme­si ile, öğrenme kapasiteniz ve bilişsel fonksiyonlarınız gelişir­­. Yabanmersinindeki antioksidantlar, beyin hücrelerini­zin azalmasını durdurur­.

Somon Balığı
Somon beyin işle­vi için çok önemli olan omega-3 esas yağ asidi ihtiva eder­. Omega 3’ den  el­de edilen  antioksidan ve antiinflamatuar, yaşlandıkça meydana gelebilecek beyin sorunlarını engeller­.

Avokado
Avokadonun içinde mevcut olan mono doymamış yağ, beyinde kan akışı­nın gelişmesine yardımcı olur, ki bu da beyinde bilinç ve bilişsel becerileri geliştirir­­.

Ispanak
Bu yeşil bitki sağlıklı bir bedene sahip olmaya yardımcı olma­sı adına çok tavsiye edilen  bir bitki tipidir­­.Ancak, ıspanağın beyine de yararı bulunur­.Ispanakta bulunmakta olan magnezyum, beyinde daha çok kan akışı teşkil eder­. Her bir kalp atışın­dan beyine %20 kadar kan akışı gerçekleşmektedir­­. Dolayısıyla, ne kadar çok kan akışı olursa, beyin için o kadar iyidir­­. Beyin için gerekli kan akışı olmazsa, bu beyin hasarına sebep ola­bilir­­. Ne kadar çok kan akışı olursa, beyin fonksiyonları o kadar güçlü olmakta­dır­­.

Zeytinyağı
Düzenli zeytinyağı tüketilme­si ile beyninizde yağ asitleri ve polifenolleri üretir ve bu da beyninizi etkileyebilecek herhangi bir iltihaplanmanın miktarını azaltır, iltihapları kurutur­. Zeytinyağın yapısın­da bulunuan olecanthal, alzeimer gibi rahatsızlıkların meydan getirebileceği beyin hücre hasarın­dan sizi koruyabilmektedir­­.

Nane
Nane, beyin sağlığınıza yararlı olan esas yağ asitleri, amino asitler ve antioksidantlar ihtiva eder­. Nane,beynini­zin bilgiyi hızlı proses etmesi­ni sağlar ve içermiş olduğu mentol muhteviyatı ile yaratıcı düşünce gelişimine destek olmakta­dır­­.  Nane,ayrıca, kan dolaşımı sağlar ve bu da sizi canladırıp,beyin bilinç fonksiyonunu geliştirir­­. Beyin performans seviyesi­ni artırmak amacıyla nane çayı içebilirsiniz­.

Aklımızda Bulunma­sı Gereken  Başka Tavsiyeler
Besin değeri olan yiyecekleri tüketirken  bir yan­dan da aklımızda olma­sı lazım olan şey; yüksek şeker oranı olan yiyecekleri fazlaca yememek­. Bir oturuşta fazlaca yemek, beyninizi uyuşturur­. Sağlıklı beslenme kadar, egzersiz ve uyku da beyin sağlığınız yönün­den  çok önemlidir­­.Ne kadar egzersiz yapar ve düzenli uyursanız, o kadar sağlıklı düşünme ve karar verme becerisine sahip olursunuz­.

Kola İçtikten Sonra Vücuttaki Değişiklikler

Kola İçtikten Sonra Vücuttaki Değişiklikler

Kola içtikten  10 dakika sonra;
Kanınıza 10 çay kaşığı şeker girer­. Bu günlük almanız lazım olan miktarın tamamıdır­­.  Fazla şekerin midenizi bulandırmaması­nın sebebi içerisindeki fosforik asittir­­.

Kola içtikten  20 dakika sonra;
Kan şekeriniz yükselir­­. Karaciğeriniz vermiş olduğu tepkiyle fazla şekeri yağa dönüştürür ve aşırı insülin salgılanır­­.

Kola içtikten  40 dakika sonra;
Kafein bütünüy­le emilir­­. Gözbebekleriniz büyür­. Tansiyonunuz artar ve karaciğeriniz kana daha fazla şeker yükler­­.

Kola içtikten  45 dakika sonra;
Vücudunuz dopamin yapımı­nı fazlalaştırır; ki bu beynin keyif alma merkezi­ni uyarır (eroin de aynı etki­yi yaratmaktadır)­.

Kola içtikten  1 saat sonra;
Ve nihayetinde şeker tavan yapar, keyfi­ni çıkarın­. Size birkaç şok e­den  gerçek daha­.

Hergün bir gazlı içecek içmek şeker hastası olma riski­ni %85 fazlalaştırır­­. Şeker esasın­da kokain­den  daha çok bağımlılık yapmakta­dır­­. Günde yalnızca bir kutu ekstra olarak içilen  gazlı içecek; bir yılda, hemen  hemen  7 kilogram almanıza yol açar (bu si­zin daha iyi gözükmenizi sağlamaz)­. Hala  gazlı içecek içmeye devam ediyorsanız, bu alışkanlığınızı bırakmak, daha sağlıklı bir hayat sürebilmeniz için çok ba­sit bir yöntemdir. Örneğin, su daha iyi bir seçimdir; veya illa ki gazlı bir içecek istiyor iseniz bir parça limon dilimi ya da suyu ile maden  suyunu denemenizde fayda var­. Çocuklarını­zın bu içecekleri tüketmesi­nin hiç bir sebe­bi olamaz­. Hiçbirisi, ne kola ne zero ve benzeri. Bunun mazereti yok. "0 şeker" masalıyla bizlere diyet şekersiz kolada kullanılan yapay tatlandırıcıların da son derece tehlikeli olduğunu unutmayalım. Lütfen  sorumsuz olmayın­. Gördüğünüz gibi birazcık aklımız varsa, meşrubatları neden  hayatımızdan bütünüy­le çıkarmamız gerektiği­ni anla­mak hiç de zor olmaz­. Bu sebeple gazlı meşrubatlari artık tüketmeyin, daha sağlıklı olun ve iyi görünün­. Kola yerine belki taze sıkılmış limonata, ayran vb. doğal içecekleri tercih edin.

Yemekten sonra meyve yenir mi?

Yemekten sonra meyve yenir mi?
Yemekten sonra meyve yemenin yağlanmaya yani kilo almaya sebep olacağı sanılır. Fakat tek tabakla doymadığınız zaman ikinci tabağa geçmek yerine, 1 porsiyon meyve (1 elma, 1 armut, 1 portakal ya da 2 mandalina) yemek daha az enerji aldırır ve daha az kalori alarak doymuş oluruz. Bu nedenle yemekten sonra doyum sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayıp meyve yemekte sakınca yoktur fakat her gıdanın aşırı tüketimi yağ olarak depo edilmesini fazlalaştırır.093 8

21 Kasım 2014 Cuma

Kepekli Ekmek Kilo Verdirir Mi?

Kepekli Ekmek Kilo Verdirir Mi?

Kepek ekmek ve light ürünler, kilo aldırmaz sanırız. Kepek ekmeği­nin kalorisi, beyaz ekmeğe göre birazcık daha az olduğundan, kadınlar genel olarak kepek ekmek yemeyi tercih etmektedir­­. Lakin kepek ekmek ile beyaz ekmek arasın­da çok büyük bir kalori farkı yok­. "Nasıl olsa az kalorili" diyerek kepek ekmeği­ni çok yiyenler ise zayıfla­mak yerine tam tersi kilo alıyor­. Aynı şekil­de üstün­de light ibaresi bulunan yiyecek ve içeceklerin tüketimlerine de dikkat etmek gerekmekte­dir­­. Zira bu ürünlerin içinde şeker olmamasına rağmen  yağ, un, tuz gibi lezzet veren  öğeler bulunur­.

20 Kasım 2014 Perşembe

Yumurta Kolesterolü Yükseltir Mi?

Yumurta Kolesterolü Yükseltir Mi?

Yumurtayla ilgili uzun yıllardır süregelen çok sayıda yanlıştan şu yakın zamanda yapılan araştırmalar sayesinde dönülmüştür. Yumurtanın sarısının öyle zannedildiği gibi kandaki kolesterolü aşırı yükseltmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Dahası yükselen  kolesterol düzeyinin, yani kandaki kolesteroldeki bir miktar artışın damar sağlığını bozacak ciddi bir tesiri de yoktur­. Zira yumurtanın sarısı yendiği zaman kan­da miktarı artan  kolesterol damarlara pek bir zararı bulunmayan  iri (large) kolesterol parçaları ve bunların mü­him bir aterojenik etki­si gibi bir durum mevzu­bahis olmaz­. Öyle ki haftada 3 ila 5 gün yumurta yemek iyi kolesterol dediğimiz HDL’yi de bir miktar arttırabiliyor­. Başka bir açıdan yumurta kalp sağlığı için faydalı kabul ettiğimiz pek çok madde bakımından  da zengin bir yiyecektir­. Kısaca, yumurta yemeyi abartmadığımız sürece hiç bir sorun olmuyor­. Bilhassa yumurtayı haşlanmış olarak yemeye öncelik vermenizi, yumurtayı uzun süre müddet kaynatarak sarısı ile beyazı­nın birleştiği noktada yeşil bir renk oluşmasına da engel olmanızı tavsiye ederim­. Bolca bitkisel yağ kullanılarak kızartılan yumurtanın faydası değil, zararı olabileceğini de unutmayın­. Canınız çok çekiyorsa bir çay kaşığı miktarda tereyağı veya 1 ila 2 çay kaşığı kadar zeytinyağı kullanılarak pişirilmiş sahan­da yumurta yiyebilirsiniz ama kullanıdığınız yağ miktarını fazlalaştırmayın. Tabi kızarma süresi­ni lütfen  abartarak aşırı kızartıp besin değerlerini de öldürüp sağlıksız bir hale getirmeyin.­. Yumurtayı bol sucuklu, pastırmalı, sosisli şekilllerde sık sık yemekte yanlıştır. Bilindiği gibi salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş etler sağlık açısından zararlıdır. İlle de yumurtayı sahan­da yemek istiyorsanız menemen yapıp yiyin.

Yumurta anne sütün­den  sonra en  kaliteli ve en  ucuz protein kaynağı olarak kabul edi­lir­­. Bu sebeple hiç bir sağlık sorunu olmayan kişiler günde 1 yumurtayı gönül rahatlığıyla yiyebilir­­. Kolesterol, şeker ya da tansiyon gibi sağlık sorunu bulunan hastaların haftada en fazla 2 yumurta tüketme­si daha uygundur­. Yumurtayı haşlama olarak yiyebilecek olduğunuz gibi menemen, omlet, çılbır biçimin­de, sadece 1 tatlı kaşığı yağ kullanıp pişirerek tüketebilirsiniz­.

Sıcak Süte Bal Katılır Mı?

Sıcak Süte Bal Katırılır Mı?

Kendimizi birazcık kötü hissettiğimiz zamanlar, grip olacağımızı düşündüğümüz zaman hemen  aklımıza gelir sıcak süte bal ve limon karıştıra­rak içmek­. Sıcak sıcak içmeye özen gösterdiğimiz bu karışımın boğazımıza iyi geleceği­ni düşünürüz­. Genellik­le yaptığımız bu yanlış, asıl olarak baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden  olmakta­dır­­.  43 derecenin üstün­de ısıya maruz olan bal, bütün besin değeri­ni yitiriyor ve sıcak suyun, sütün veya çayın içinde sadece tatlandırıcı fonksiyonu görmektedir­. Bun­dan dolayı balı; ılık su, süt ya da meyve suyuyla tüketmeye özen  gösteriniz­.

Aç karnına limonlu su ya da sirkeli su içilir mi?

Aç karnına limonlu su ya da sirkeli su içilir mi?

Kilo sorunu olan birçok insan, aç karnına sirkeli, limonlu su ya da greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünmektedir­. Suya eklenen  limon ya da greyfurt, Vitamin C muhteviyatından dolayı, güne başladığınızda  kendisi­ni iyi hissetmenizi sağlaya­bilir­­. Lakin bu uygulamanın ne yazıktır ki zayıflamayı sağlayan hiç bir etki­yi yok­. Hat­ta sindirim sisteminizde huzursuz­luk var ­ise sirkenin zararlı tesirleri de ola­bilir­­. Zeytinyağı, katı yağlar gibi kilo almaya sebep olmaz: Zeytinyağı, kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa bile kilo yapma bakımın­dan başka yağlar­dan farksız­. Zeytinyağı da olsa margarin de olsa tüm yağların 1 gramında 9 kalori enerji bulunmaktadır­. Yani zeytinyağı da gerektiğinden çok tüketildiği zaman kilo yapmakta­dır­­.

19 Kasım 2014 Çarşamba

Etin Yanında Ayran İçilir Mi?

Et Yemeklerinin Yanında Ayran İçilir Mi?

Et yemekleri­nin yanın­da ayran içmek elzem geleneklerimizdendir­­. Fakat bir­takım vitamin ve minerallerin başka vitamin ve mineraller ile olumsuz etkileşime girebilmesi sebebiyle et ve ayranı veya yoğurdu bir arada tüketmemek gerekmekte­dir­­. Etteki demirin emilimini, ayrandaki kalsiyum azaltmaktadır­. Eğer et yemekleri­ni yerken Vitamin C kaynağı olan yiyecekleri de beraber yerseniz emilim artacaktır­­. Örneğin et yemeği­nin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata yapabilirsiniz. Böylelikle Vitamin C yönün­den  zengin olan maydanoz, biber ve limon yardımıy­la etteki demirden  maksimum fayda elde edersiniz­.

Sütle Pekmez Karıştırılmaz Mı?

Sütle Pekmez Karıştırılmaz Mı?

Genel­de anneler faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katar veya aksine süte pekmez ekler­. Oysa ki sütün içinde mevcut olan kalsiyum, pekmezde mevcut olan demirin emilmesi­ni azaltıyor­. Demir, Vitamin C ile beraber tüketildiğinde emilim artıyor ve Vitamin C demirin vücut­ta daha iyi kullanılmasını sağlıyor­. Bu nedenle pekmez, sütle karıştırılmak yerine portakal suyu ile karıştırılır ise çok daha yararlı olur­­.

Balıkla Birlikte Yoğurt Yenmez Mi?

Balıkla yoğurt yenir mi yoksa balıkla yoğurt yenmez mi?

Hemen hepimiz kulaktan dolma bilgilerle balıkla yoğurdun aynı anda yenmesinin zehirlenmeye sebep olacağını düşünürüz. Bilinenin tam tersi balık taze ise yoğurtla beraber yenilmesinde sakınca bulun­maz­. Zehirlenmenin sebebi yoğurt değil, balığın içinde mevcut olan ‘histamin’ proteini­dir. Bu madde yoğurt­ta da olduğundan, beraber yenildiğinde vücut­ta bulunan "histamin" miktarı fazlalaşabiliyor ve alerjik durumu bulunanlardakızarıklığa veya kaşıntıya neden  olabilmekte­dir­­. Balığını­zın tazeliğine güveniyorsanız, yoğurtla beraber tüketmeni­zin hiç bir sakıncası yok­tur­.

18 Kasım 2014 Salı

Muzun Az Bilinen Faydaları

Muzun Az Bilinen Faydaları
Muzun faydaları hepimiz tarafından az çok bilinir fakat şimdi sizinle muzun az bilinen faydalarını paylaşacağız.

Depresyonu önler
Muz, bir tür protein olan triptofan ihtiva eder ve vücut­ta serotonin (mutluluk) hormonunun salgılanmasına destek olmakta­dır­­.  Serotonin hormonu, rahatlamamızı sağlar ve mutluluk verir­­. Bununla birlik­te yüklü miktar­da B6 vitami­ni içeren  muz; kan şekerinizi arttırır ve enerji vererek ruh halinizde olumlu değişikliklere neden  olmakta­dır­­.

Kansızlık sorununu çözer
Yüksek miktar­da demir içeren  muz, kandaki hemoglobin oranını fazlalaştırır ve kansızlığı önler­. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi, postasyum zengi­ni olan bu tropikal meyvenin kan basıncını düşürdüğünü ve felç riski­ni önlediği­ni de yapmış olduğu araştırmalarla destekledi­.

Zihni güç verir
İngiltere’deki bir okulda 200 öğrenci üstün­de yapılmakta olan araştırmada, kahvaltıda, ara öğünler­de ve öğle yemeğinde muz yiyen  çocukların sınavlar­da daha başarılı oldukları görüldü­. Araştırmada bir potasyum deposu olan muzun çocukların öğrenme yetenekleri­ni de geliştirmiş olduğu ispat­landı­.

Mide ekşimesi­ni önler

Muz, doğal bir asit giderici meyvedir ve midede meydana gelen  yanma ve ekşime sorunlarını önler­. Bu gibi haller­de midenizi rahatlatmak amacıyla muz tüketebilirsiniz­.

Gebelikte mide bulantılarını önler
Ara öğünler­de tüketilen  muz, kan şekeri seviyesi­ni yükseltir ve bilhassa sabahları hamileler­de meydana gelen  mide bulantısını önler­.

Sinek ısırığı olan alanı iyileştirir
Sinek ısırığı olan alana krem veya herhangi bir losyon sürme den  evvel bir parça muz sürmeyi deneyin­. Muz, sinek ısırığı olan alandaki şişliği ve tahrişi önler­.

Sinirleri yatıştırmaya yardımcı olur
Muz, Vitamin B zengi­ni bir meyvedir ve sinir sistemi­ni yatıştırmaya destek olmakta­dır­­.  Yoğun stres altın­da çalışıyorsanız sakinleşmek amacı ile ara öğünlerinizde muz tüketebilirsiniz­.

Mide ülserine iyi gelir
Muz, yumuşak ve pürüzü olmayan yapısı sebebiyle bağırsak hastalığı olan hastaların diyet listelerinde sıklıkla yer alan bir mevyedir­­. Doğal bir asit önleyici olduğun­dan, ülser gibi mide hastalıklarına karşı oldukça faydalı olmakta­dır­­.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Kas Yırtılması

Kas Yırtılması

Kas ve tendon yırtılması, kas yaralanması, tendon yaralanma­sı gibi hal­ler esasen gözle görülür belirtiler verir­­. Zaten  öncelikli olarak herhangi bir yırtılma veya yaralanmadan şüpheleniyorsanız bunun meydana gelmesi için gerekli zorlamaya maruz kaldığınızın ya da darbeyi aldığınızın da farkındasınız demektir­. Hiçbir şey yapmazken  kas yırtılması tendon yaralanma­sı olmayacağına göre şüphe­siz ya ağırlık kaldırıyordunuz, ya ağır şartlar altında spor yapıyordunuz ya da bir darbe aldınız­. Futbol sırasın­da tekmelenmek, şiddetli top çarpmasına maruz kalmak bu tür darbeler­den birkaç tanesidir.

Kas yırtılması nasıl anlaşılır?

Kas yırtılması ve zedelenmesi, tendon zararların­dan daha çok kendisi­ni dıştan gösterir­­. Genellik­le darbe alınan alan kızararak şişmektedir ve dıştan belir­gin bir şekil­de o alan­da bir yaralanma yıpranma olduğu anlaşılmaktadır­­.  Kas zedelenmesi, spor yaparken  kaslarını­zın aşırı zorlanmaya dayanamadığın­dan yırtılması, kopma­sı gibi hal­ler kas erimesine neden  ola­bilir ya da o alan­da deri altın­da büyük tahriplere sebep ola­bilir­­. Bun­dan ötürü ağırlık çalışırken  ya da türlü spor dalların­da uğraşırken  normalden  daha fazla dikkatli olmamız gerekir­­. Kendimizi fazlaca yormamalı, duracağımız ve dinleneceğimiz yeri iyi bilmemiz gerekir­­. En mü­him hususlar­dan birisi de doğru nefes kullanımı­dır. Spor yaparken  eğitmen  hocanızdan muhakkak nasıl nefes ala­rak vermeniz gerektiğine dair bilgiler alınız­.

Kas yırtılmasına neler iyi gelir?

Kas yırtılması ve yaralanma­sı halinde eğer bir yük kaldırmakta iseniz ya da aktif olarak spor yapmakta iseniz öncelikli olarak yükü yavaşça bırakıp zedelendiği­ni düşündüğünüz kası oynatmamaya ve kullanmamaya özen  gösterin­. Tıbbi müdahale den  evvel şişmeyi ve ağrıyı hafifletmek amacıyla buz torbası uygulaya­bilirsiniz­. Eğer spor salonun­da başınıza gelmiş ise, eğitmeniniz size ne şekilde davranmanız gerektiği ile ilgili bilgiler verir ve ilk yardım müdahalesi­ni yapacaktır­­.

Spor yaparken  her zamankin­den  daha dikkatli hareket etmek zaten  spor yapmanın bir parçasıdır­­.  Başkaları ile rekabet halinde olup da kendinizi kasarak ve bünyeni­zin kaldırabileceğin­den  daha fazla spor yapar ve kaslarınızı gerektiğin­den  daha fazla çalıştırırsanız ve onlara ihtiyaçları olan protei­ni sağlayamazsanız eğer daha çok tahrip edebilirsiniz­. Her şeyi kararınca ve uzman gözetiminde yapmak en  iyisidir­­. Şunu unutmayalım, ağırlığın çokluğuna göre güçlü sayılmazsınız­. Eğer düzenli ve disiplinli çalışılırsa iki tane 5'er kiloluk dambıllarla bile kas yapılmakta­dır­­.  Yeter ki kendinize güvenin, azimli ve düzenli çalışın­.

Kas Zedelenmesi

Kas Zedelenmesi

Belirli kas grupları zedelenmeye daha elverişlidir­­. Bunlar daha çok karışık yapılı büyük kaslar ve birden  fazla eklemi geçen  veya çapraza alan kaslardır­­.  Kas Zedelenme­si yalnızca kasın kasılışı ile oluşmaz, kaşın aşırı gerilişi netice­si veya kas kasılırken  gerilişi sonu­cu oluşa­bilir­­. Kas yırtıldığın­da hasar genel olarak kas* tendon bileşkesine yakın yer­de olmakta­dır­­.  Kasla ilgili bu rahatsızlıklar­dan sonra, kas ilerideki zedelenmeler için risk altındadır ve eski yapısına nazaran daha zayıftır­­. Isınma ve germe gibi hareketler yanın­da sıcaklık artışı da kasın zedelenmesi­ni azaltan faktörlerdir­­.

Kas Zedelenmelerinde İlk Yardım (RICE Protokolü):

Rest : Dinlenmedir­­. Hadiseye sebep olan spor­dan bir müddet uzaklaşmaktır­­. Bu süre sizi muayene edici doktor tarafı ile verilmekte­dir­­.

Ice : Zedelenen  alana buz tedavisidir­­. Buz direkt cil­de uygulanmaz arada bir havlu benzeri madde olmalı günde bir kaç kere tekrarlanmalıdır­­.

Compression : Elastik bandaj yardımıyla hasar görmüş alana baskı uygulanmakta­dır­­.

Elevation : Yine ödemi önle­mek amacı ile hasar görmüş alan dinlenme halinde kalp seviyesin­den  daha yüksek­te tutulur­.

Hemostaz Nedir? Koagulasyon Nedir?

Hemostaz Nedir?

Damarın herhangi bir nedenden dolayı zedelenme­si neticesin­de meydana gelebilecek kan kaybı­nın engellenme­sidir­­. Üç ana elementten  olmakta­dır­­.

1­. Vasküler Endotel
2­. Trombositler
3­. Koagülasyon Sistemi

Koagülasyon Sistemi

Kanın sıvı haldeki durumun­dan katı hale yani akmaz duruma geçişine koagülasyon denilir. Pek çok enzimin ve protei­nin yer aldığı oldukça kompleks bir mekanizmadır­­.

Bu sistemde yer alan proteinleri öncelikli üç grup altın­da toplaya­biliriz­.

1­. Fibrinojen  grubu proteinler; Faktör I, V, VIII, XIII­.
2­. Protrombin grubu proteinler; Faktör II, VII, IX, X­.
3­. Kontakt grubu proteinler; Faktör XI, XII, prekallikrein, Yüksek molekül ağılıklı kininojen  (HMWK)

Koagülasyon reaksiyonu;
a) İntrinsik yol
b) Ekstrinsik yol
c) Ortak yol olmak üzere üç farklı sisteme bağlı bir şekil­de gerçekleşir

İntrinsik Yol

Kontak aktivasyonu tarafı ile başlatılan bir seri enzimatik tepkime­dir­­. Kontak etkinleştirmede vasküler travma ile uyarılan bir­takım değişimlerle başlatılır­­. İnaktif olan FXII aktif FXII’ye dönüşür­. Aktif FXII, FXI’yi aktif FXI’e dönüştürür­. Aktif FXI ise FIX’u aktif FIX’a dönüştürür­. Aktif FIX da fosfolipid, iyonize kalsiyum ve aktiflenmiş FVIII ile beraber protrombin aktivatör kompleks meydana gelmesinde başlatıcı olan FX’u aktif FX’a dönüştürür­. Aktif FX, FV ve trombosit fosfolipidi ile kompleks meydana getirir ve bu komplekste protrombi­ni trombine parçalar ve trombinde fibrinojenin fibrine dönüşme­si­ni katalize eder­.

Ekstrinsik Yol
Bu reaksiyon zinciri­nin aktivitesi doku faktörü üzerine odaklanmıştır­­. FVII’nin aktif FVII’ye dönüşme­si ektrinsik yoldaki tepkime­ler sonu­cu olmakta­dır­­.  Aktif FVII Ca+ iyonunun var oluşun­da FX’un aktif FX’a dönüşmesine imkan vermekte­dir­­. Meydana gelen aktif FX fosfolipid ve FV ile protrombin aktivatörünü yapmakta­dır­­.  Bu da protrombi­ni trombine parçalar­.

Ortak Yol
Kan koagülasyon sisteminde intrinsik ve ekstrinsik yol tepkimeleri neticesin­de FX aktive olmakta­dır­­.  Aktif FX protrombinaz kompleksi­ni teşkil eder­. Bu kompleks protrombi­nin trombine dönüşme­si­ni katalize eder­. Trombin fibrinojenin fibrine dönüşme­si­ni katalize eder­. 1964 senesinde ileri sürülen  kaskad hipotezine göre; ekstrintik ve intrinsik sistemler Faktör X’un Faktör Xa’ya aktive olmasıyla birleşirler­. Aktif FX, FII, FV, Ca++ iyonları ve fosfolipidlerle birleşerek protrombin aktivatör komplexi­ni teşkil eder­. Bu kompleks FII’nin FIIa’ya dönüşme­si­ni katalizler (26, 24)­. Trombi­nin fibrinojen  üstün­de proteolitik etkisiyle fibrin monomerleri polimerize olarak uzun fibrin lifleri­ni oluştururlar­. Trombin aynı anda, Ca++ iyonları var oluşun­da faktör XIII’ü faalize eder ve fibrin stabilizasyonunun sağlanma­sı ile koagülasyon süreci sonlanır

16 Kasım 2014 Pazar

Harnupun Faydaları

Harnupun Faydaları

Harnup hepimizin bildiği keçiboynuzu yemişidir.

Uzmanlar keçiboynuzunun sağlık yönün­den  epey yararlı olduğunu belirterek çikolata yerine keçiboynuzu tüketmemizi tavsiye ediyorlar.

Çikolata yemek yerine keçiboynuzu yiyin
Keçiboynuzu lifi 24 polifenolik bileşik içermektedir. Bunlar­dan yüzde 26’sı flavonoidlerdir­­. Flavonoidler çok kuvvetli antioksidan özellik gösteren  bitkisel kaynaklı bileşiklerdir­­. Keçiboynuzu aynı zaman­da belli miktar­da antioksidan bileşikler olan kuersetin ve mirisetin ihtiva eder­. 1 tane orta/büyük boy keçiboynuzu yaklaşık 31 kaloridir­­.

Keçiboynuzu bir kimyasal olan tanenlerden  gallik asit içerir, analjezik, anti bakteriyel, anti alerjik, anti viral, antioksidan ve antiseptik özelliğe sahip­tir­­. Gallik asit çocuklar­da çocuk felci­ni önlemede ve çok felcinin tedavisinde etkisi bulunur­. Keçiboynuzu sindirimi düzenler ve kandaki kolesterol düzeyini düşürür­. Hem çocuk hem de yetişkinler­de 15 ila 20 grama kadar keçiboynuzu ishal tedavisinde kullanılır­­. Yapılmış bir araştırmaya göre kolesterol yüksek­liği seviyelerine sahip bireylere çözünmez keçiboynuzu lifi verildiğinde total kolesterolleri %18 ve LDL kolesterolleri %23 oranın­da düştüğü görülmüştür­­. Keçiboynuzu kafein içermediği için yüksek tansiyonu olan bireyler tarafı ile de kullanıla­bilir­­.
harnupun faydaları

Keçiboynuzunun düzenli kullanılışı akciğer kanseri­ni önlemede destektir­­. E vitami­ni muhteviyatı ile öksürük, grip, anemi ve osteoklazi tedavisilerinde destek olmakta­dır­­.  Fosfor ve kalsiyum zenginliği nedeniyle osteoporoza (kemik erimesi) karşı mücadele eder­­.

Keçiboynuzu, çikolataya karşı süt bulundurmayan bir alternatif olarak, laktoz intoleransı ya da süt alerjisi bulunanlar tarafından kullanılabilir­­. Çikolataya göre yağ, kalori ve kafein­den  fakirdir. Bu manada kilo kaybına da destek olmakta­dır­­.  Keçiboynuzu doğal olarak tatlıdır. çikolata gibi eklenmiş şeker ilavesi içermez­. Keçiboynuzu tohumların­dan el­de edilen  tragasol adlı zamka benzeyen madde, fırın mamülleri, dondurma, jöleler, reçeller, peynir, salata sosları, konserve etler, salam ve sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hardal ve başka gıda ürünlerinde bir stabilizatör veya koyulaştırıcı madde olarak kullanılır­­. Keçiboynuzu tozu kakao tozu ya da çikolata yerine kek, kurabiye veya şekerlemeler­de kullanıla­bilir­­. Sıcak içecekler kahve yerine keçiboynuzu tozu kullanılarak yapıla­bilir­­. Kurabiye ya da kek yapmak amacıyla damla çikolatalar yerine keçiboynuzu parçaları kullanıla­bilir­­.

Keçiboynuzunun 10 müthiş faydası

Güney Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yetişen  keçiboynuzu kimileri tarafı ile sevilerek yense de birçok kişi tarafından da pek sevilmemektedir. Oysa bu bitki içermiş olduğu protein ve minerallerle yüzyıllar­dan bu yana sağlık saçıyor­.

İşte keçiboynuzunun saymakla bitmeyen  faydaların­dan birkaçı…

Keçiboynuzu antiallerjik ve antibakteriyel olan galik asit içerdiği için bağışıklık sistemi­ni güçlendiriyor, alerji­nin sebep  olduğu solunum darlığı problemine karşı tesirli bir ilaç görevi görüyor­. Alerjik solunum darlığı sorunu bulunanlar için keçiboynuzu pekmezi oldukça fayda sağlıyor­. Sabah-akşam 1 tatlı kaşığı keçiboynuzu (harnup) pekmezi yiyebilirsiniz.

Afrodizyaktır­­.  Sertleşme sorunu yaşayan ve iktidarsızlık sorunu yaşayan erkeklerin bu sorunlarının giderilmesine yardımcı olmakta­dır­­.  Bu cinsel sorunlaraa sahip erkeklerin keçiboynuzu kürü yapma­sı tavsiye ediliyor­. Aynı zaman­da keçiboynuzu sperm sayısını arttırıp evlat sahibi olamama riski­ni azaltmaktadır­.

İçerdiği yüksek ham selülozün da yardımıyla bağırsak hastalıklarıyla savaşır. Bağırsak kurdu, tenya gibi bağırsak parazitleri­nin yok edilmesini sağlıyor­. Çocuklar­da ve yetişkinler­de ishale karşı kullanılabilir.

Balgam söktürücü özelliğiyle sigara içenler için epey fayda sağlıyor­. Göğsü yumuşatır ve bronşları açar­.

Fosfor ve kalsiyum yönün­den  zengin olma­sı bakımın­dan kemik erimesine karşı tesirli bir koruma sağlar­.

İçerdiği vitamin ve mineraller sayesinde diş ve diş eti hastalıklarıyla savaşır­.

Mide ve bağırsak gazlarını dışarı a­tıp şişikliği gidermektedir­.

Kanı zehirli maddelerden temizliyor ve kansızlığı gideriyor­.

Belleğimizi güçlendirir ve konsantrasyonumuzu arttırır.

Düzenli şekil­de tüketilen keçiboynuzu, başta akciğer kanseri olmak üzere diğer kanser türlerine karşı da yakalanma riski­ni azaltmaktadır­.

Zeytinyağının Faydaları

Zeytinyağının faydaları say say bitmiyor

* Çocuklarda beyin gelişimini ve kemikleri­n güçlenmesi­ni çabuklaştırır­­. Öncelik­le E vitami­ni olmak üzere A, D, K vitaminleri ihtiva eder­. Bu vitaminlerin yardımıyla hücrelerin yenilenmesinde, dokuların ve organların yaşlanmasını geciktirmede etkilidir­­.

* Cildi besler, saçları korur­. İçerdiği linoleik asit yardımıyla anne sütün­den  kesilmiş bebeklere (4 ila 5 aydan sonra bir kaç damla) yağsız inek sütüne karıştırılıp verilmekte­dir­­. Bebekler için doğal yiyecek fonksiyonu görmektedir­­.

* Zeytinyağı­nın en  mü­him özelliklerin­den  biride kalp ve damar hastalıkları üstündeki olumlu yönde etkisidir­­. Kalp krizi riski­ni azalttığı gözlenmiştir­­. Bir çorba kaşığı zeytinyağı 14 gram, 120 kalori ihtiva eder­. Akdeniz ülkelerinde yaşayan insanların kalp krizi riski­nin başka ülkelerdeki insanlara göre daha az olduğu görülmüştür­.

* Zayıflama diyetlerinin içeriğinden zeytinyağını çıkartmak epey sakıncalıdır­­.

* Gençlik ve ergenlikte vücudun en  çok kaliteli gıdaya ihtiya­cı olduğu dönemdir ve zeytinyağı burada iyi bir seçenektir­­.

* Yaşlılarda kalsiyum kaybını önlüyor, kemik erimesine mani olmakta­dır­­.

* Hamilelikte, içinde mevcut olan yağ asitleri hücre ve sinir sistemi­nin oluşturulmasın­da çok mü­him etkendir­­.Günde iki çorba kaşığı zeytinyağı tüketilmelidir­­.­.

* Sporcular için zeytinyağı çok önemlidir­­. Zeytinyağın içerisinde mevcut olan oleik asit kaslar tarafı ile en  ba­sit yakılan ve en  ba­sit hazmedilen  yağdır­­.

* Ağızda çalkalandığı zaman dişlerin beyaz kalmasına yardım eder­­.

Zeytinyağının Kanseri önlemedeki rolü:

The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanmış olan bir makaleye göre; yüksek miktar­da zeytinyağı tüketen  kadınların göğüs kanserine yakalanma riski­nin daha az olduğunu göstermiştir­­. New York'ta Buffalo Üniversitesi araştırmacıları­nın yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlar­da mevcut olan bir madde olan ß* sitosterol'ün prostat kanser hücreleri­nin oluşmasını engellemede yardımcı olabildiği­ni kanıtlamıştır­­. Bilim adamları, ß-sitosterol'ün hücrelerin bölünmeme­si emri­ni veren  hücre içi haberleşme sistemi­ni güçlendirdiği, böylelikle hücre büyüyüşü kontrol dışı duru­ma gelmeden  kanserin önlenebileceği sonucuna varmışlardır­­.  Oxford Üniversitesi'ndeki hekimler tarafı ile yürütülen  son incelemede de;

* Zeytinyağı­nın bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir­­. Doktorlar zeytinyağı­nın bağırsak kanseri­nin başlayacağını engellemek amacı ile midedeki asitle tepkimeye girdiği­ni keşfetmişlerdir­­.

* Tansiyon düşürücü: Archives of Internal Medicine dergisi­nin 27 Mart 2000 tarihli sayısın­da yayınlanan bir çalışma, zeytinyağı­nın yüksek tansiyona olumlu yönde etkisi­ni bir kez daha vurgulamaktadır­­.  Bununla birlik­te zeytin ağacı­nın yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılır­­.

* İç organlara olan faydaları: Zeytinyağı mide asidi­ni azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur­. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en  mükemmel duru­ma gelmesine imkan vermekte­dir­­. Safra kesesi­nin boşalma işlemi­ni düzenler ve safra taşı riski­ni azaltmaktadır­­.  Bununla birlik­te içerisindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylelikle vücudun atıklar­dan arınmasını kolay hale getirir­­. Bunların yanı sıra beyin damarları­nın sağlığına da olumlu yönde etki­si bulunur­.

* Yaşlanmayı önlemesi: Zeytinyağı­nın içermiş olduğu vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar­. Yiyeceklerle bir­likte bedenimize "serbest radikal" dediğimiz bir­takım maddeleri de almakta­yız­. Zeytinyağı, başta E vitami­ni olmak üzere, içermiş olduğu çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin bedenimizde neden  olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımı­zın yaşlanmasını geciktirir­­.

* İşte zeytinyağını dışarı­dan sürmekle el­de edilen  faydalar­dan bazıları:
* Cil­de ve saça inanılamayacak şekilde güzellik katar­. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltmaktadır­­.  Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm vermekte­dir­­.
* Zeytinyağı, yorgun ayakları dinlendirip canlandırır­­. Zeytinyağı­nın mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi bulunur­.
Çatlamış ve cildi kurumuş ayakları tedavide birebirdir­­.
* Zeytinyağı tıraş edilecek alanı yumuşatmada ve rahatlatmada birebirdir­­.
* Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanıla­bilir­­.
* Saçtaki kepeği ve saç dökülmesini engeller­. Saça parlaklık verir­­.
* Tırnaklara güzellik ­verir ve onlara güç vermekte­dir­­.
* Pahalı kremler yerine sadece zeytinyağı kullanılarak doğum çatlakları azaltıla­bilir­­.
* Yine doğum sonrası emziren anneler için en  iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılmakta­dır­­.

kaynak:netten  aktarmadır

14 Kasım 2014 Cuma

Down Sendromu Nasıl Olur?

Down Sendromu Nasıl Olur?

Down Sendromu, insanların en  küçük yapıtaşı olan kromozomların sayısındaki problemlerden bir tanesidir­­. Normal her insanın hücrelerindeki sayı 46'dır­­.  Sağlıklı bir kadın­da 46 adet X kromozomu bulunur­. Sağlıklı bir erkekteyse 45 X ve 1 tane Y kromozomu bulunur­. Down Sendromun­da ise 21. kromozomdan 1 tane fazla olur. Yani 2 tane 21. kromozom ve toplamda da 47 adet kromozom bulunur­. Bunu andıran başka isimlerle tanımlanmış 18. ve 13'üncü kromozom fazlalığı ile bir­likte farklı sendromlar da bulunmaktadır­­.  Down sendromunun ailesel bir geçişi gibi bir durum mevzu­bahis olmaz ve tamamen rastlantısal ortaya çıkar­. Down sendromunun ortaya çıkı­şın­da annenin yaşının mü­him rolü bulunur­. Down Sendromu yaşamla bağda­şan ve toplumda en  fazla saptanan kromozom bozukluğudur­. Canlı doğumlar­daki sıklığı yaklaşık 850'de 1'dir­­. Bu sıklık 20'li yaşlar­da 1/1500 iken  45 yaşın­da 1/28'e kadar artış gösterir­.

Down Sendromu sorunu olan çocuklar­da zeka geriliği daima bulunur­. Görülen bu zeka geriliği düşük dereceden  çok yüksek derecelere kadar değişir­­. Yaklaşık %30 ila %35'inde ağır derecede kalp anomalileri ve yaklaşık olarak %15'inde de öncelikle oniki par­mak bağırsak tıkanıklığı gibi mide-bağırsak sistemine ilişkin bozukluklar görülür­.

İlgili aramalar: down sendromu nasıl olur, down sendromu neden olur, davn sendromuna neden yakalanır, dawn sendromunun nedenleri nelerdir

Amniosentez (Amniyosentez)

AMNİOSENTEZ

AMNİOSENTEZ Nedir?

Anne adayı­nın karın derisin­den  girilen  bir iğne yardımıyla rahme ve buradan bebeğin içinde bulunmuş olduğu amnios sıvısına ulaşılışı ve buradan tetkik amacı ­ile bir miktar sıvı alınma­sı uygulamasına amniosentez denilir­­.

AMNİOSENTEZ Neden Yapılır?

Amniyosentez daha çok tanı koyma amacı ­ile uygulanmakta­dır­­.  Bu uygulamada:
Kromozomal bozukluk olup olmadığının araştırılması,
Bebekle ilgili metabolik hastalıklara tanı konması,
Bebekte nöral tüp defektleri­nin tanısı,
Kan grubu uyuşmazlıkların­da bebeğin bu durumdan etkilenme düzeyinin belirlenmesi, amaçlanmaktadır­­.
amniyosentez

Amniosentez ayriyetten ağır polihidramnios (bebeğin sıvısı­nın normalden  daha çok oluşu) gibi haller­de gebeyi rahatlatmak amacıyla tedavi amacı ­ile da kullanıla­bilir­­.

AMNİOSENTEZ Yapılması Hangi Gebelerde Daha Çok Önem Taşır?

Bebekte kromozomal bozukluk riski fazla olan ya da amniosentez ile tespit edilebilen  bir hastalığı olma riski fazla olan şu haller­de daha çok önem taşır:

35 yaş ve üzeri gebelerde,
Önceleri kromozomal deformitesi (bozukluğu) olan bebek doğuran gebelerde,
Yakın akrabalar­da kromozomal bozukluk varlığında,
Anne ve/veya babada genetik hastalık varlığında,
Üçlü testte risk tespit edilmesi halinde,
Tekrarlayan düşüklerde,
Anne veya baba adayına dengeli translokasyon (karşılıklı parça değişimi) taşıyıcılığı veya başka yapısal kromozom kusurları­nın olduğunun bilindiği durumlarda,
Önceleri NTD'li (Nöral Tüp Defektli) bebek doğurma hikayesi veya anne ya da baba adayın­da NTD var oluşunda,
Rutin ya da detaylı ultrason­da bebekte bozukluk tespit edilişi durumunda­.

AMNİOSENTEZ Ne Zaman Yapılır?

Amniosentez tanı amacı ­ile gebeliğin 16 ila 18­. haftaları içerisinde uygulanmakta­dır­­.  Lakin son zamanlar­da 15­. gebelik haftasın dan evvel de amniosentez uygulanmaya başlanmıştır­­. (Bu duruma erken  amniosentez denilir­­.) Tedavi amacı ­ile ise; gebeliğin herhangi bir süreci boyunca uygulana­bilir­­.

AMNİOSENTEZ Nasıl Yapılır?

Uzman doktor ultrason vasıtasıyla fetusu ve plasentayı görür ve fetusun haline göre en  güvenilir yaklaşım noktasını seçip bu alan­da cilt temizlenir­­. Amniosentez iğnesi dediğimiz ince bir iğne bu noktadan rahme doğru sokulup 20 mililitre kadar sıvı alınmaktadır­­.  Daha sonra iğne çekilir ve gereken yara bakımı yapılmakta­dır­­.  Doktor tekrar ultrason yardımı i­le fetusun sonraki durumunu ve kalp atımlarını kontrol edip uygulamayı sonlandırır.­­.

AMNİOSENTEZ'in Riskleri Nelerdir?

1­. Gebelik kaybı (düşük): Amniosentez nedeni ile düşük oluşma riski 1/400 ila 500 dolayındadır­­.  Amniosentezi yapan kişi­nin tecrübe­si arttıkça bu risk oranı azalmaktadır­­.

2­. Enfeksiyon: Oldukça ender gelişir­­. Genellik­le amniosentezden  sonrasındaki 24 ila 72­. saatler arasın­da gelişmektedir­­.

3­. Amniosentez yerin­de  kanama oluşu ve amniotik sıvı sızışı: Oldukça ender gelişir ve olayın düşükle sonuçlanabileceği­ni gösterdiğin­den  gebenin hemen  doktora başvurması icap eden durumlardır­­. 

4­. Kramp: Amniosentez sırasın­da ya da sonrasındaki kısa süre içinde görüle­bilmektedir­­. Görülüşü çok anlamlı olmaz­.

AMNİOSENTEZ İle Alınan Sıvı Ne Kadar Sürede Tekrar Yerine Konur?

Amniotik sıvı bebeğin idrar çıkartışıı ile olmakta­dır­­.  Amniosentezle alınan sıvı bir kaç saat içerisinde yerine konmaktadır­.

AMNİOSENTEZ Sonucu Ne Kadar Sürede Çıkar?

Test netice­si yaklaşık olarak 3 hafta içerisinde rapor edilmektedir­­.

AMNİOSENTEZ Sonuçları Nasıl Rapor Edilir?

Sitogenetik analiz ile bebeğin kromozomların­da sayısal anomali ve bariz yapısal bozukluk olup bulunmadığı tayin edilmektedir­­.

Amniosentez yapılışından sonra laboratuvar­dan bebeğin kromozomları­nın durumunu bildiren ve cinsiyeti­nin de belirtildiği bir rapor gelmektedir­­. "Normal" olarak gelen  bir rapor; bebekte yapısal doğumsal bozukluklar, mikrodelesyon (silinme) ve mikroduplikasyon (sayı­nın iki misline çıkı­şı) gibi küçük kromozom bozukluklarını ve özel teknik gerektirmiş olan bazı hastalıkların olmadığını gösteremez­.

Bebekte bir kromozomal bozukluk belirlenmiş ise laboratuvarın bunu bildiren  bir rapor hazırlaması gerekir. "Down Sendromu" "Teizomi 21" gibi.

Şayet özel teknik gerektiren olan bir hastalığın olduğu düşünülüyor ise laboratuvar öncesin­den  haberdar edilip buna yönelik tetkiklerin yapılması istenebilmektedir­­.

AMNİOSENTEZ Sonuçları Kesin Midir?

Kromozom analizi­nin netice­si "normal" olarak rapor edilmiş ise, anali­zin hatalı olma olasılı­ğı oldukça azdır­­.  Eğer sonuç "anormal" olarak gelmiş ise gerek görüldüğü zaman "kordosentez" gibi bir teknik yardımıyla bu sefer bebekten  kan örneği alınıp "anormal durum" un doğrulanma­sı gerekebilir­.

İlgili aramalar: amniosentez nedir, amniyosentez ne demek, amniosentez neden yapılır, amniosentez nasıl yapılır

12 Kasım 2014 Çarşamba

ALS Nedir?

ALS Hastalığı Nedir?

Son zamanlar­da her yerde adını duymaya başladığımız ALS hastalığı­nın sebep­leri hakkın­da fazla bilgi sahibi olmayanlar için ALS hastalığını en  detaylı şekil­de sizlere aktarmaya gayret göstereceğiz­. ALS'nin açılımı Amyotrofik Lateral Skleroz kelimeleridir­­. Sinir sistemimizde omurilik ve beyin sapı olarak isimlendiri­len  alan­da sinir hücreleri­nin kaybın­dan meydana gelen  bir hastalık tipidir­­. Aynı zaman­da nöron hastalığı olarakta anılır­­. Bu hücrelerin kaybı zaman içerisinde hastada kas erime­si ve kemik erime­si gibi durumları ortaya çıkarmaktadır­­. Hastalar­da geç ya da erken  hareketler meydana gele­bilir­­.

Kasların zayıflama­sı; el, ayak, bacak ve yutkunma bölgesinde başlayıp zaman içerisinde başka bölgelere de yayılır­­. Bu alan insan­da yer alan “bulber” alanında bulunan kaslara da zarar vereceği için  konuşma ve yutkunma güçlükleri­ni ortaya çıkarır­­. Bekleyen  günler­de hasta solunum hususun­da da şikayetler çekecektir­­. Bu hastalık kadınlara nazaran erkekler­de 40 ila 50 yaşların­da görülme ihtimali oldukça yüksektir­­. Hastalığa yakalanan insanların hekimleri genelde 3 – 5 sene kadar yaşayacaklarını söylenmelerine rağmen  daha uzun süre yaşayanlar­da olur­. Bazı zamanlar doktorların ölür dediği hastalarda iyileşme görülmüştür­­.

ALS HASTALIĞINA YAKALANAN ÜNLÜLER?
İngiliz aktör David Niven
Ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gehrig
İngiliz fizikçi Stephen  Hawking
Çinli lider Mao Zedong
Leeds United ve İngiltere Futbol Federasyonları menajerleri olan Don Revie ve Dieter Dengler
Metal müzik gitaristi Jason Becker
Amerikanın tanınmış caz müzik basçısı Charles Mingus
Matematikçi Fokko du Cloux
Fenerbahçe ve Galatasaray takımlarında oynamış Türk futbolcu Sedat Balkanlı
Amerikan politikacı Jacob Javits

Dünya çapın­da birçok ırkı etkilemiş olan en  tehlikeli hastalıklar arasın­da yer alır­­. Genç ve yaşlılar­da görünme ihtimali yüksek bir rahatsızlıktır­­.

ALS Belirtileri Nelerdir?
Kaslar­da seyirme, titreme ve kas zayıflığı neticesin­de kolların bacakların etkilenme­si olarak gösterile­bilir­­. Hastaların % 75’inde ilk belirtiler, kol ve bacak kasların­da görülmüştür­. Bacaklar­da bazı zamanlar yalnızca tek bir bölümde hissedilen  bu hastalık koşma ve hızlı hareketten sonra meydana gele­bilir­­. Hastalık ilk sırada kasları etkilerken  zaman içerisinde yayılarak bütün vücudu etkilemektedir­­.

Bir hastaya ALS tanısı konması için, hastalar­da üst ve alt sinir hücresi hasarları­nın başka durumlar­dan kaynaklanmadığına emin olmak gerekir­­.

Hafızayı Güçlendirmek İçin Neler Yapabiliriz?

Hafızayı Güçlendirmek İçin Neler Yapa­biliriz?

Sakin kalmak, stresten  uzak kalmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve canlı parlak renkli meyve ve seb­ze yemek, şarkı sözü ezberi yapmak belleği güçlendiriyor­.

İşte daha iyi hafızaya sahip olmanın 10 kuralı­.­.­.

Beyin kaslarını harekete geçirip, daha güçlü belleğe sahip olabilmenin olanaklı olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyledir:

* Bir şeyi öğrenmek amacı ile el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapışın­da kolaylık sağlamaktadır­.

* Televizyon seyretmek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni yormadan  kesintisiz en  azın­dan 6 saat uyku çekmek belleği onarıyor­.

* Sakin kalmak ve stresten  uzak bir hayat sürmeye çalışmak beyne ciddi manada yardımcı olmakta­dır­­. 

* Egzersiz, bütün bedene bilhassa beyindeki bilinç bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırmaktadır­.

* Brüksel lahanası, kabak, brokoli, yeşillik dediğimiz tere, roka, marul, nane gibi yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı elma, kiraz, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki meyve ve seb­zeleri yemek hafızayı kuvvetlendiriyor­.

* Çeşitli yayınları ve kitapları okumak ve okunanları tartışmak hafızayı güçlendiriyor­.

* Beyin içerisinde bulunan ve düşünmeden  sorumlu alanı güçlendirmek amacı ile okunan şeyin tercüme edilişi de hafızanın güçlenmesinde tesirli olmakta­dır­­. 

* Kokular, hatırlamaya yardımcı olmakta­dır­­.  En güçlü ve ekonomik koku ise biberiye­ ve biberiyeden elde edilen biberiye yağı kokusudur. Konsantrasyon bozukluğu ve dikkat sorunu çeken  kişilere biberiye muhteviyatlı parfüm öneriliyor­.

* Yalnız bir şeyle ilgilenmek­. Örneğin, kitap okurken  televizyonun açık olmaması, yemek yaparken  telefonla konuşma­mak gibi­. Bunlar dikkatin bir noktada toplanmasını sağlar.

* Şarkı sözlerini ezberlemek­.

* Devamlı yeni şeyler öğrenmek­ ve öğrenmeye açık olmak.

11 Kasım 2014 Salı

Hamilelikte Bel Ağrılarından Nasıl Kurtuluruz?

Hamilelikte Bel Ağrılarından Nasıl Kurtuluruz?

Gebelikte maruz kalınan ağrılar sizi mutsuz etmek amacı ile olmaz­. Bunlar bedeninizin doğuma hazırlanması­nın yan tesirleridir­­. Bel ve sırt ağrıları da böyledir­­. Genel­de hareketsiz olan kasık bölgesindeki eklemler, doğumda bebeğin geçişi­ni basitleştirmek amacı ­ile gebelik boyunca, gevşemeye başlamaktadır­­.  Karnını­zın iyice büyümesiyle beraber vücudunuzun, kas-iskelet sistemi­nin dengesi bozulur­. Başınızı ve omuzlarınızı geriye atıp dengelemeye çalışırsınız­. Gebe olduğunuzu fark etmeyen  kimse kalmasın diye göbeğinizi ileri doğru çıkarmanız sorunu daha da karışık hale getirir. Sonuç, belinizdeki yay şekli­nin daha da belir­gin duruma gelmesi, sırt kasları­nın gerilişi ve ağrıdır­­.

Ağrılarla uğraşmaktansa onları azalta­bilirsiniz­. Her zaman olduğu gibi en  doğru yaklaşım baştan ted­bir almaktır. Hamileliği güçlü karın kaslarıyla, düzgün bir vücut duruşuyla ve vücut mekanizmalarını bilerek karşılamaktır­­. Hamileliğin sebep olduğu sırt ağrılarını asgari­ye indirecek olan vücut mekanikleri­ni öğrenmek amacı ile henüz çok geç olmaz­.

Kilo artışınızı tavsiye edilen  sınırlar içinde tutmaya çabalayın­. Fazla kilolar, sırtınıza yalnızca ezici bir yük yükler­.

Fazla yüksek topuklu ya da çok düz ayakkabılar giymeyiniz­. Bazı hekimler ideal bir vücut dengesi için 5 cm­.'lik topuk önermektedirler­. Gebelikteki bacak ve sırt problemlerini azaltmak amacıyla üretilmiş ayakkabı ve ayakkabı aparatları bulunmaktadır­. Bunları doktorunuza ya da ayakkabı mağazanızdaki satıcıya sorunuz­.

Ağır yük (paket, çanta, çocuk, çamaşır, kitap vb­.) kaldırmanın en uygun yöntemi­ni öğrenin­. Aniden  kaldırmayın­. Ayaklarınızla omuzlarınız arasın­da bulunan uzaklık olabildiği kadar büyük olacak şekil­de duru­nuz­. Dizleri bükün, sırtınızı bükmeyin ağırlığı belinizle değil bacak ve kollarınızla kaldırın­. Eğer sırt­ta ağrı si­zin için sorunsa, taşıdığınız yük miktarını azaltın­. Eğer alışverişten  dönerken  ağır bir paketi taşımak zorun­da kalırsanız kucağınızda ağır bir yük taşımak yerine bu paketleri iki torbaya bölün ve her iki elinizde birer torba taşıyın­.

Çok uzun süre ayakta durmamaya çabalayın­. Eğer çok uzun süre ayakta durmak zorundaysanız, bir ayağınızı sırtın alt bölgesi­nin gerilmesi­ni önlemek için, ufak bir taburenin üzerine koyarak dizinizi bükünüz­. Yemek pişirirken  ya da bulaşık yıkarken  olduğu gibi, sert yüzeye sahip bir zeminde ayakta dururken, ayağını­zın altına küçük bir tabure koyun­. Sırt ağrısını önleyecek pozisyon alınız­.

Nazikçe oturun­. Oturmak, omurgaya başka bir faaliyetten  çok daha fazla basınç uygulanmasına neden  olur, öyleyse doğru yapmak amacıyla özen  göstermeye değer­. Mümkünse, içerisi­ne çökmeyen  sert bir döşeme­si olan, düzgün arkalığı ve kollarıyla (kollarını kalkmanıza yardımcı olma­sı için kullanın) yeterince destek veren bir sandalyeye oturmanızdır­­.  Arkalıksız bir tabureye veya banka hiç oturmayın­. Hiçbir zaman kesinlikle bacak bacak üzerine atmayınız­. Bacak bacak üzerine atarsanız sadece dolaşım sorununuz artmakla kalmaz, kalçanı­zın sırt ağrılarınızı artıracak şekil­de ileri doğru itilmesine de neden olur. Yapabiliyorsanız bacaklarınız birazcık yüksekte olacak şekil­de oturunuz­. Araba kullandığınız sırada koltuğunuzu öne çekin ki dizinizi bükebilesiniz­.

Fazla uzun süre oturmak da en az yanlış oturmak kadar sakıncalı bir harekettir­­.  Arada yürüme ya da gerinme molası vermeden bir saatten  fazla oturmamaya çalışın, hat­ta bunu yarım saatle kısıtlamanız daha iyi olmakta­dır­­.

Uyurken sert bir yatakta uyuyun, yumuşak bir yatağınız varsa, altına tahta koyun­. Rahat bir yatış biçimi uyandığınızda hissedecek olduğunuz ağrıyı azaltmaktadır­­.  Sabahleyin yataktan bir kereden zıplayarak kalkmak yerine, evvela bacaklarınızı yatağın kenarın­dan sarkıtarak oturun­. Sonra kalkın­.

Doktorunuza gebelik korsesi­nin size yardımı olup olamayacağını sorun­.

Mutfakta tabaklarınızı rafa yerleştirmeye ya da odanızdaki bir tabloyu duvara asmaya çalışırken  sırtını­zın gerilmesine müsaade etme­yin­. Başını­zın üstündeki bir yere ulaşmaya çalışmak sırt kaslarınızı gerer­.

Kas ağrılarınızı hafifletmek amacı ile ısıtma pedi (havluyla sarılmış şekilde) kullanın ya da ılık duş alın­.

Gevşemesi­ni öğrenin­. Pek çok sırt sorunu stresle artmakta­dır­­.  Eğer si­zin için de böyleyse, ağrı atakları esnasın­da gevşeme alıştırmaları yapın­.

Karın kaslarınızı güçlendirecek basit egzersizler yapın­.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Sistoskopi

SİSTOSKOPİ

Sistoskopi nedir?

Bu işlemde esnek fiber optik bir borucuk idrar kanalın­dan sokulur ve bunu yardımıyla mesane (idrarkesesi ) görsel olarak incelenir­­. Genel olarak bu işlem lokal anestezi uygulama­sı ile yapılır­­. Operasyonu izleyen  ilk sene içinde genel olarak her üç ya da dört ayda bir uygulanmakta­dır­­.  Sonrasın­da uygulama aralıkları uzatıla­bilir­­. Sistoskopi görülebilen  tümörlerin belirlenmeside en  muteber yöntem olmasına karşın bunların nüksleri­ni öncesin­den  göremeyebilmektedir­­.

Sistoskopi Neden  Yapılır?

Bu işlem genel­de idrar yolları, idrar kesesi, prostat (erkeklerde) ve böbrek hastalıkları­nın tanısın­da kullanılmaktadır­­. Bunlar;

İdrar­da kan olma­sı
İdrar yolları ve kesesi­nin yaralanmaları
İdrar yolların­da yabancı cisim
Taş varlığı
İdrar yolları ve böbrek kanserlerinin oluşu
Üriner inkontinans (idrar tutamama)
Prostat hastalıkları (erkeklerde)
Boşaltım sistemi­nin konjenital hastalıkları
İdrar yollarında darlık

Sistoskopi Nasıl Yapılır?

İşlem uygulanmadan evvel doktora daha öncesinde geçirilmiş olan ameliyatlar, ilaç alerjileri vb­. gibi kişisel sağlık bilgileri verilmesi gerekir­­. Aspirin, ağrı kesici ilaçlar ve başka ilaçlar kullanılıyor ise (ki bunlar kanın pıhtılaşmasını geciktirmektedir) doktora bilgi vermek gerekir­­. Doktorunuz gerekli ise bu ilaçların dozunu azalta­bilir veya bütünüy­le kesebilir­­. İdrar yolları enfeksiyonu mevcut ise işlem öncesi tedavi etmek gerekir­­.

İşlem için bir giysi giyilir ve bir masanın üzerine sırt üstü uzanılır­­. Bu sırada her iki bacak yanlara açılır­­. Uygulamanın yapılacağı vücut bölgesi antiseptik bir sıvı ile temizlenir­­. Plastik bir şırınga ile üretraya (idrar kanalı girişi) jelyoğunluğun­da bir madde verilir ­. Böylelikle işlem esnasın­da huzursuz­luk duymazsınız­.

Neredeyse bir kalem eninde bir tüp idrar kesesine kadar ilerletilir­­. Bu tüpe sistoskop denilir­­. Sistoskop sayesinde idrar kesesi sıvı ile doldurulur ­. Böylelikle kese genişletilir ve uygulamayı yapan doktor daha net araştır­ma yapa­bilir­­. Bu işlem esnasın­da huzursuz­luk duyula­bilir ve acil idrar yapma hissi uyana­bilir­­. Tüpün ucun­da küçük bir ışık kaynağı ve kamera vardır; bu sayede idrar torba­sı (idrar kesesi) bir monitör ekranın­dan gözlenebilir­­. Sistoskopun ucu uzaktan kuman­da ile hareket ettirilip kesenin her köşesi değişik açılar­dan incelenebilir­­.

Kamera yerleştirilip daha son­ra işlem yaklaşık 5 ila 10 dk­. kadar sürmektedir­­. İşlem esnasın­da biyopsi yapma ihtiya­cı duyulursa ilaveten  anestezi verile­bilir­­. İşlem önce­leri doktor gerekli bilgiyi verecektir­­.

İşlem bittikten sonra hastaya antibiyotik verilir ve hasta aynı gün içerisinde evine gidebilir­­.

Genel­de sonrasındaki günü normal aktivitelere başlana­bilir­­. Fakat yine de 1 hafta süresince ağır işlerden  kaçınmak ­gerekir­­.

İşlemden sonra ne tür riskler vardır?

İşlemdan sonra işlemin uygulanmasın­dan kaynaklı olan bir­takım durumlarla karşılaşıla­bilir­­. Bu hal­ler nelerdir:

Ağrı

Enfeksiyon (ateş ,akıntı vs­.)

Kanama (iç çamaşır­da lekelenme tarzında)

İdrar yapmada zorlanma, yapamama

Doktara ne zaman haber vermek gerekir?

İdrar yapılamıyorsa
İlaçlara yanıt vermeyen  ağrı var ­ise
Ateş 38,5'in üzerine çıkmışsa
Akıntı var ­ise
Kanama devam edivorsa

Adıyaman Çiğ Köftecisi Iğdır Telefon Numarası

04762271888 Iğdır Çiğ Köfte, Çiğ köfteci öz adıyaman çiğ köftesi, adıyaman çiğ köftecisi, lezzetli ve hesaplı Iğdır Çiğ Köfte